Joseph Conrad, Polonya doğumlu İngiliz denizci ve yazar, yıl 1922. Fotoğraf: Spicer-Simson/Hulton Archive, via Getty Images

 

Ngugi wa Thiong’o’nun NY Times’taki yazısından Türkçeleştiren: Meltem Akpınar

 

Yazının orijinali

1967 yılında Joseph Conrad okumayı bıraktım. O yıl aynı zamanda Conrad’ın Batılı Gözler Altında (Under Western Eyes) romanını okur okumaz yazdığım üçüncü romanım olan Bir Buğday Tanesi’ni (A Grain of Wheat) yayınladığım yıldı. Bundan neden vazgeçtiğimi kelimelerle ifade edemedim çünkü onu okumaktan duyduğum rahatsızlığa rağmen, yazdıklarım üzerindeki etkisi çok belirgin ve uzun süreliydi. Bir Buğday Tanesi benim için, ilk iki romanımın tek bakış açılı ve doğrusal temalarından, daha sonraki eserlerimde yer alan zamansal ve coğrafi alanların çeşitliliğine ve çok sesli anlatılara dramatik geçişi işaret eder. Yazma tarzımdaki bu değişiklik Conrad’la karşılaşmamın bir sonucudur.

Onun iyi kurulmuş cümlelerinin müzikalitesi ve görkemi genç bir yazar olarak beni öyle heyecanlandırmıştır ki, bir yazar olarak tıkanıp kalma nöbetlerini Beethoven’ın beşinci senfonisinin açılışını dinleyerek veya Conrad’ın Nostromo‘sunun ilk sayfalarını okuyarak rahatlıkla aşabilmişimdir. Bu, benim potansiyel gücümü derhal yerine getirmiştir.

Conrad’dan bu kadar çok etkilenen bir tek ben de değilim. Gabriel Garcīa Mārquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık (Hundred Years of Solitude) adlı eserindeki tarih akışı ve romanın sosyal manzarasını altüst eden diktatörlükleri bana çok güçlü bir şekilde Nostromo’yu (Conrad’ın hayali bir Güney Amerika cumhuriyeti hakkındaki karmaşık destanı) hatırlatmıştı. Hatta öyle ki, Garcīa Marquéz’in kitabının adı bile Conrad’ın romanında yer alan kurgusal ve tarihi bölümü onaylar görünüyor: “Elli Yıllık Kötü Yönetim” (Fifty Years of Misrule).

Harvard Üniversitesi Profesörü Maya Jasanoff büyüleyici kitabı The Dawn Watchta, Conrad’ın kitaplarının evrimine ilişkin detaylı bir bilgi verir ve onun her bir kitabının, Batı’nın fetihlerini ve yaklaşmakta olan küreselleşmeyi nasıl öngördüğünü tasvir eder. Örneğin bu kitaptan şunu öğreniyoruz: Conrad Nostromo‘yu, çoğu kez arkası Batı’ya dayalı bir diktatörlükle sonlanan Latin Amerika liberalleşme çabalarına ilişkin sözlü ve yazılı kaynakları derinlemesine araştırırken yazmış. Yazarken de, sonucunda Amerika’nın yeni ve şeytani bir emperyalist güç olarak ortaya çıktığı askeri ve politik bir hadise olan Panama Kanalı üzerindeki kriz haberini kullanmıştır. Bir başka deyişle hem Conrad hem de Garcīa Marquéz, kolonileşme sonrası Latin Amerika tarihinden ilham almışlardır.

Aynı şekilde, Chinua Achebe ve Conrad arasında da bir bağlantı vardır. Fakat Achebe, Conrad’a yöneltilen suçlamaları yön veren isimdir. Nijeryalı romancı, 1975 yılında üniversitede “Afrika’nın Bir Görüntüsü: Joseph Conrad’ın Karanlığın Yüreği Adlı Kitabındaki Irkçılık” başlıklı bir ders vermiş ve daha sonra bu ders aynı başlık altında bir makale olarak yayımlanmıştır. Achebe bu görüşünü, Afrikalıları tarif eden Conrad gibi Avrupalıları tarihi yaratmak yerine onun akışına göre hareket etmekle suçlayan yenilikçi edebiyat eleştirmeni Es’kia Mphahlele’nin görüşüne dayandırmıştır. Hatta Achebe, Conrad’ı “lanet olası bir ırkçı” olarak adlandıracak kadar ileri gitmiştir. Bu eleştirel bakış açısı, yazarın eserinin herhangi bir tartışma ortamında vazgeçilmez eşlikçisi olagelmiştir. Jasanoff ise bunu, Conrad’ı daha karmaşık bir vizyonla tanımlama çabası için kullanır.

Achebe’nin denemesi, benim Conrad’ın eserlerinde neyi itici bulduğumu ve onu okumayı neden bıraktığımı açıklamama yardımcı oldu. Conrad’ın, Avrupa imparatorluğundan çok uzaklarda geçen romanlarında karakterler hep çevresiyle kaynaşmış gibi görünürdü ki bu, gecenin karanlık örtüsüne sarılıp sarmalandığı bir çocukluk diyarını andıran Hegelci Afrika imgesini hatırlatırdı. Achebe’nin Conrad’ın ön yargıları hakkında söylediği her şeye ben de katılıyorum.

Ancak, Achebe’nin genel olarak Conrad ya da Karanlığın Yüreği hakkındaki aşırı olumsuz görüşlerini bütünüyle kabullenemiyorum. Bir şekilde, Achebe’nin denemesi bir zamanlar Conrad’a olan ilgimin nedenini açıklamakta başarısız kalmıştır. Bu, Conrad’ın, uygarlaşmanın ikiyüzlülüğünü ve kapitalist imparatorlukları yöneten ve insan ruhunu mahveden maddi çıkarlarını ortaya koyma becerisidir. Jasanoff, Conrad’ın körlüğünü affetmiyor ama onun seyahat ettiği değişen ve sorunlu dünya hakkındaki bakış açısını sunmaya çalışıyor ki bu bakış açısı bugün hala güçlü bir yankı buluyor.

Karanlığın Yüreği’nde, Conrad’ın kendi yerine konuşması için yarattığı karakter Charles Marlow, emperyalizmi, büyük bir şiddetin ve insan kıyımının eşlik ettiği bir çeşit soygun olarak anlatır. Sömürgeci girişimleri de çoğu zaman, “farklı bir deriye veya hafifçe yassı bir buruna sahip olanlar”dan yaşama hakkını çekip alma peşinde olarak tanımlar. Bu tespit, kapitalizmin ırkçı köklerinin işgal ve kölelik üzerine kurulduğunu tek kelimeyle açıklıyor. Conrad aynı zamanda, kapitalist sistemin toplumları parçalama kapasitesinin olduğunu da öngörmüş ve bunu, Nostromo‘daki müstehzi Amerikalı gümüş ve çelik zengini Mr. Holroyd’u betimlerken tanımlamıştır. Jasanoff bütün bu konulara dikkat çekerek harika bir iş çıkarmış.

Achebe’nin Conrad’ın bu yanını kaçırdığını düşünüyorum çünkü parlak bir ajanken sahtekar birine dönüşen Kurtz’un, ki onu geri kazanmak Marlow’un göreviydi, şeytani karakterine takılmaktan kurtulamamıştır. Karanlığın Yüreği’nde Kurtz, sonunda akıl ve bilgelik timsaline dönüşene kadar ardında pek çok ceset bırakmıştır. Bu da, kendini aydınlanma felsefesi ve emperyalizm paketinde sunan sömürgeciliğin aslında ne kadar sahte ve dehşet verici olduğunu göstermiştir. Bu, Marx’ın, içkisini sadece katledilmiş insanların kafataslarından içen putperest bir idol ile burjuvazi gelişim karşılaştırmasını anımsatır. Kongo, sırf Belçika Kralı Leopold’un açgözlülüğünü doyurmak adına fildişi ve kauçuk için ülkeye gelen sözde medeni avcıların öldürdüğü on milyon insanla kana bulanmıştır.

Kurtz’u bu şekilde hayal edebilen Conrad, kendisinin ikinci kişiliği olan Marlow tarafından sıklıkla engellenmiştir. The Dawn Watch’ta Jasanoff maskenin arkasına geçmiş ve Stanley’nin Livingston’u araması veya Marlow’un Kurtz’u araması gibi, anlaşılması zor Conrad’ı yazarın fiziksel, tarihsel, biyografik ve yazınsal ayak izlerini takip ederek anlaşılır kılmayı başarmıştır. Józef Teodor Konrad Korzeniowski 1857 yılında, o dönem Çarlık Rusya’sının yönetimi altında olan Polonya’da ve özgürlük için mücadeleye kendilerini adamış bir anne babanın çocuğu olarak doğmuş, sonrasında okyanusların evsiz yolcusu olmuş ve nihayetinde de kendisini zamanın en küresel Avrupa kapitalist imparatorluğunun İngilizce konuşan bir vatandaşı olarak bulmuştur. Jasanoff, tüm bunların Conrad’ın romanlarını nasıl etkilediğini anlayarak Conrad’ı anlatır.

Bu süreçte Jasanoff, Lord Jim, Karanlığın Yüreği, Batılı Gözler Altında ve Nostromo gibi klasikleri oluşturan büyük küçük tüm parçaları bir araya getiren bir dedektif gibi çalışır. Bize, Conrad’ın imparatorluğun koloniler üzerindeki etkileri hakkında yazıp da, romanlarında sömürgeciliği, evlat edinildiği ana vatanı İngiltere’nin değil de çoğunlukla Hollanda, Belçika ve İspanya’nın faaliyetleri olarak gösteren çelişkili tutumunu anlamamıza yardım eder.

Ve bu şekilde Conrad hala bizden biri, Achebe’nin de edebiyatçı kardeşi olarak kalır. Jasanoff bize, Conrad ve ailesinin Rus İmparatorluğu’nun, Achebe ve ülkesindeki insanların da Batılı imparatorlukların kurbanları olduğunu hatırlatır. Her iki yazar da İngilizceyi kucaklamıştır ve Achebe bunun, işe yarar bir armağan olduğundan bahseder. Jasanoff, Conrad’ın Batılı Gözler Altında’nın taslağını teslim ettikten sonra çılgına döndüğü ve haftalarca kendi kendine Lehçe mırıldandığı bir olayı anlatır. Bu çöküşü tetikleyen romanın taslağı değil, Conrad’ın yayımcısıyla yaptığı hararetli bir tartışmadır. Bu tartışmayı Conrad daha sonra yayımcısına hatırlatır: “Sen bana, seninle İngilizce konuşmadığımı söylemiştin!”

Conrad emperyalizme, hem köklerinden sökülüp alınmış milliyetçi bir Polonyalı’nın hem de İngiliz İmparatorluğu’nun minnettar bir üyesinin gözlerinden bakmış olabilir. Onun, okuyucunun duymasını, hissetmesini ve görmesini sağlama yeteneği olarak tanımladığı sanatı, imparatorluklardaki çelişkileri ve onlara olan direnci çok iyi ortaya koymuştur.

İşte bu, Jasanoff’un ustalıkla hazırlanmış çalışmasında hayat bulan Conrad’dır. The Dawn Watch Conrad’ı anlamaya çalışan her öğrenci için yaratıcı bir eşlikçi olacaktır. Bende ise eser, cümleleri bir zamanlar aynı müzikal bir ifadedeki gibi ilham veren Conrad ile tekrar bağlantı kurma isteği uyandırmıştır.

Ngugi wa Thiong’o Kaliforniya Üniversitesi, Irvine’da İngilizce ve karşılaştırmalı edebiyat profesörü ve en son olarak yayımlanan Birth of a Dream Weaver’ın yazarıdır.

 

Maya Jasanoff, The Dawn Watch, Küresel Bir Dünyada Joseph Conrad, Penguin Yayıncılık, 375 sayfa, 2017.