Aşkın Zengin Akkuş, Funda Özlem Şeran, Gülbike Berkkam, Işın Beril Tetik, Nurgül Çelebi Özmen, Orkide Ünsür, Özlem Ertan, Seran Demiral ve Zeynep Çolakoğlu’nun birer çalışmayla oluşturduğu dokuz örselenmişlik…

Zamanın büküldüğü, karakterlerin formlar arası geçiş yaptığı Karanlıktaki Kadınlar’ın kurgusal ve dilsel farklılığı tek odakta birleşiyor: Kadınlar ve kadınlık üzerinden biçimlendirilen çevre. Dehlizler, meydanlar, fütürist laboratuvarlar, kuytuluklar ve bedenlerin girdaba evrildiği; ucubeliklerin başkalaştığı bir tutam anakronik metinler yumağı olan kitabın kurgusu, bireyi kiminde ürpertirken kimindeyse Boğaz’ın serin esintileriyle dinlendirir.

Korkunun merkez tema olarak işlendiği bu metinlerin izlekleriyse apayrı bir bağlamda ve biçemde işlenmiş. Karakterler bir albino iken bir sonraki metinde/anlatıda Medusa olmakta. Mekan genel çerçevedeki İstanbul iken özelde Ayasofya, tiyatro sahnesi ya da yıkılmaya yakın bir konaktır. Veyahut bir başka düşsel yaratım. Okuyucunun mitolojik bir çizgide gezindiği anlatıdan gelişkin bir bilimsel işleyişin işe koşulduğu bir yapıya dönüşen içeriksel yelpazenin “kadınlar”da kesişmesi kitabın modülerliğini ortadan kaldırıp paydaşlığa dönüştürür.

Paranoyaklık, hayal, gerçeğin ters yüzlüğü çemberlerinde salınan öykülerin, yerüstü ve yeraltı mekânlarda geçmesi, bilinçaltıyla bilinç üstünün metaforu olarak da görülebilir. Yüzeyde tatmin etmeyen aşk açıkça anlaşılırken bilinç dışındaki olayların hengâmesi, okuyucu için parçaları birleştirme olanağı veriyor.

Alışılageldik olay örgülerinin dışına çıkan Karanlıktaki Kadınlar; çocuğun doğumuna izin vermeyen kadın doğumcu, çöpteki embriyolar, insanüstü güçlere sahip olduğu halde insanî yaşayan karakterler, izbe mekânlarda (harabe yetimhane, yer altı sarnıçları, insan kopyalanan laboratuvarlar) geçen korku dozlu oluşturumlarla ayrıksı öyküler olmalarına rağmen bütüncül bir düzlem oluşturuyor.

Oluşturulan yaşam-öteyaşam köprüsü bireyin salt bedensel bir yapı değil ruhla yoğrulan bir varlık olduğu vurgusu öykülerin kolektifliğini bir kez daha pekiştirmektedir. Yorgun kadınların arayışı hep aydınlığadır. Dehlizlerden çıkıp da Dünya’nın Güneş’ine ulaşmaktır okuyucunun alımladığı. Kaçırılmışlıklar, düş kırıklıkları, beden üzerinden başka bir ruhla kurulacak aidiyet ilişkisi ve etrafta varlığı istenmeyen kişilerin dolambaçlı hale getirdiği kurgunun belirginleşmesinde en büyük katkı, etkin ben dilinin kullanımında beliriyor. Birinci anlatıcının iç’e olan hakimliği ve iç’i netçe dışa vurumdaki başarısı.

Öykülerin temel bileşeni neredeyse tüm öykülerde örtükçe vurgulanan töz’dür. Töz varlığın özüdür ve kopyalanmaz. Bedenlerin çoğaltılabildiği, ceninlere müdahale edildiği, doğumların ötelendiği örgülerde “ruh”un özerkliği vurgulanır. Ruh aidiyettir ve aidiyet öz’edir.

Öykülerde okuyucuyu, olaylar dışındaki bekleyen bir diğer başatlık da kitabın insana sordurduğu sorulardır. Bebek, kadın bedeninin neyidir, gebelik neyedir, bireyin/insanın varoluşu ona yük müdür gibi felsefik çıkarımlar, öykülerin salt olay bazlı değil, düşünsel irdeleyici bir amaç taşıdığını da işaret eder gibidir.

Karanlıktaki Kadınlar, günümüz tartışmalarının merkezine de çeker okuyucuyu. Dinlerin/Tanrı’nın insana yüklediği, insanın üzerinde yapılan tıbbi deneyler, maddenin maneviyattaki değeri gibi binyıllardan beri süregelen ve halen tartışılan temel sorunsalları işlemesi, öykü türünün zorlandığı ve basit karakter, olay, mekan ve zaman bileşenlerinin dışına çıkılmaya çalışıldığının görünümüdür. Öyküler efsaneye, masala veyahut anlatıya evrilirken okuyucunun düşlemi hep bir yaratım içindedir.

Kitapta bedenler aşılanır ve fiziki şiddet uygulanır. Fiziki şiddet fikirsel eylemi tetikler ve mekanlar ters yüz edilir.

Operanın sahnesinin, hastanelerin, evlerin, konakların işlevi dışında kullanımı, karakterlerin örselenmişliğine katkı sunar ve okuyucu kendini gayya kuyularında bulur. Kişilik aşağılamalarının aslında bireyin/kahramanın kendini var etmesinin başlatıcısı ve sürdürücüsü olduğu, okuyucunun alımlamasına takılan yönleridir öykülerin.

Merkez mekan olarak seçilen İstanbul’a ilişkin bir aidiyetsel kimlik oluşturumu var öykülerde. Yaşanılanların, çekilenlerin yansıması şehre odaklandırılır ve olay-mekan bağını güçlendirir. Bu mekanların kötücüllüğü ve sağaltıcılığı kahramanların içsel durumuyla ilintilendirilmiş. Yaralı beden, karanlık sokaklar, sarılacak beden, hoşluk veren hamam, heykellere ait bilindik imgelerin değişime sokulması gibi kurgusal işleyişler öykülerin kaotikliğini arttırırken kimi kahramanlarına bohemvari bir biçem katmaktadır.

Öykü zamanlarının dilimi alışılmıştan farklı olarak akronolojik bir yapıdadır. Olaylar bu anda olabilirken bir akış sonrası Bizans’ın ilk dönemlerine gidebilmektedir. Bu sıçrayışlar olay örgüsünde kopuşlar oluşturmazken karakterlerin zamanlar ötesiliği gibi bir yazınsal teknik karşımıza çıkmaktadır: Kahramanlar zamansızdır ve mekanlar arası geçişlere sahiptirler.

Sadakat-ihanet tezatlığı, metaforik başkalaşımlar, varlıksal sorgulayışlar, beden-ruh dualistliği, kadın hakları/ihlalleri, batıl/bilimsel çekişmeleri… Kadınların kadınlar üzerinde anlattığı Karanlıktaki Kadınlar, özgün içerikler ve kurgusal örgülerin yarattığı bir başkalık…

Kadınlığı, kadını görünür kıldıran başkalıklar…

 

Karanlıktaki Kadınlar, Aşkın Zengin Akkuş, Funda Özlem Şeran, Gülbike Berkkam, Işın Beril Tetik, Nurgül Çelebi Özmen, Orkide Ünsür, Özlem Ertan, Seran Demiral, Zeynep Çolakoğlu, Ankara: Bilgi Yayınları, 1. Baskı: 2018.