Fotoğraf: Deutsches Literaturarchiv

Eyyüp Özdemir

9 Kasım 2018

 

“..avını yutacağı zaman gözyaşı döken timsahın bilgeliği..”

 

Kafka’nın daha tek bir yapıtını okumadan Kafka üzerine yazılmış ve söylenmiş birçok şeye ulaşıyor ve bunları edinebiliyoruz. Bunu ya bilinçli yapıyoruz ya da farkında olmadan. Ne mutlu, sadece tesadüfen, Kafka üzerine tek kelime okumadan ya da duymadan, Kafka’nın bir yapıtıyla saf bir karşılaşma yaşayabilene. Şimdi burada bu saf karşılaşmanın olasılığını düşündüğümün farkında olmadan bunu yaptığımı sanalım! Gerçi Kafka’yı ilk kez okurken insanın yardıma ihtiyacı olabilir tıpkı yüzme öğrenenlerin ilkin simitlerden, kolluklardan ve makarnalardan yararlanmaları gibi.

Kafka, bütün yapıtlarını ve söylemiş olduklarını okuyup sonrasında üzerine konuşabileceğimiz bir yazar değildir. Bir panoramasını çıkaramayız ya da çıkaracaksak da bu panorama sadece o kişinin panoraması olur ve bunu böyle kabul etmeliyiz. (Ferit Edgü’nün 2009 yılında yayınlanan Kafka Güneşi adlı büyüleyici denemesinde geçen Alexandre Vialatte’in Benim Kafka’m adlı kitabında herkesin bir Kafka’sı olduğunu söylüyor zaten.) O an hangi yapıtını okuyorsak ve o ana kadar hangi yapıtlarını okumuşsak bunların üzerinden yorumlamaya başlarız; kaldı ki bunun doğru ya da yanlışı bir tarafı yoktur. Sontag’a göre yorumlamak, anlıyorum demenin başka bir biçimidir zaten ve ben de bunu, okuduğunu yorumlama hakkı olarak alıyorum. Hem Kafka’nın yazdıkları çoktur, Kafka’nın yapıtları ve hayatı üzerine yazılanlar daha çoktur, üzerine yazılanların üzerine yazılanlar da çoktur ama bir de hâlâ yapıtları ve Kafka üzerine yazmak isteyenler var, ki bu hepsinin toplamından daha bir çoktur her zaman.

Borges, Kafka’nın öykülerini övüyor ve bir de Kafka’nın mutlu şeyleri yazmayı kendine yakıştıramadığını belirtiyordu. Büyük bir tekrarcı olan Borges’in, bu söyledikleriyle kimin tekrarını yaptığını bulmak zordur. Dünya’da yaşamadım, okudum demeye en iyi uyan okur Borges’tir. Tekrarlarını kestirebilmek için okuduğu tüm kitapları ve şeyleri tecrübe etmek gerek ki bu da imkânsızdır. Belki de Borges öykücü olduğu için -gerçi kendine şair diyordu hep- Kafka’nın öykülerini bundan dolayı daha iyi anlamış olabilir. Tüm Kafka öyküleri içinde Borges’in “Bir Açlık Şampiyonu” ya da “Akademi İçin Bir Rapor öykülerini vurguladığını bilmek (“Araplar ve Çakallar” öyküsü de vardı) bu öykülerin içimizdeki yerini daha bir korunaklı kılıyor sanki, tıpkı kuluçkaya oturan bir tavuğun yumurtalarını açıkta bırakma korkusunun yumuşak uğraşı gibi.

Belki de okurun yarattığı romanlarının gerçekliğine en iyi hazırlayan romancıdır Kafka. Dava romanında, avukatların bulunduğu binanın üst katlarından birinde insan bacaklarının girebileceği deliklerin olduğu, belki de sadece avukatların kaldığı katta vardır bu delikler, bazen avukatların çok yoğun olduklarından kaynaklı bir tür dalgınlıkla avukat bacaklarının bu deliklere girdiği ve alt katta olan insanların tavandan sarkan bu bacakları gördüğünü okuruz. Burada, “Böyle saçmalıklar romanlarda olur mu hiç canım?” diye tepki gösterebiliriz. Ama okur bunu romanda hiç yadırgamıyor. Bu yazıdaki gerçeklikle belirtmiş olduğumuz bu sarkan bacaklar bize şimdi burada saçma gelebilir hatta bizi biraz ürkütebilir. Romanlarında her olayın “saçmaya varana dek şişirilmesi…” vardır ama yine de “varana dek” hiçbir zaman “varmış olana” dönüşmemiştir, yani saçma değildir hiçbir romanın gerçekliği. Dava’da, bu sarkan bacaklar bize burada olduğundan farklı şeyler hissettiriyor kesinlikle. Gerçi çoğu okur bu sarkan bacakları hatırlamadıklarını bile söylüyor ki bu da Kafka’nın farklı bir roman kurgulama yöntemi olabilir.

İnsan Kafka’yı okunurken okuduğunun bir ihtiyaç olduğu düşüncesini aklından hiç çıkarmıyor gerçekten bu bir yersiz/yurtsuzlaşma ihtiyacıdır! (İlya İvanoviç, Oblomov’un babası, bazen eline bir kitap alırdı, ama ne kitabı olursa olsun. Okumanın esaslı bir ihtiyaç olabileceği aklından bile geçmemişti.. / Çoktandır kitap okumadım, derdi. Bazen bu cümleyi değiştirerek: Bir kitap okusam, derdi. Bazen de kardeşinden kalmış birkaç kitap gözüne ilişir, hiçbir şey söylemeden bir tanesini çekiverirdi.)

Tıpkı Kafka romanlarındaki gibi, hayatın varlığını algılar gibi olsa da onu keşfetmeye yanaşmayan insanlarla doludur bu dünya. İnsanlık “.. kendilik değerinin değersizleştiği, değersizliğin de değere dönüştüğü yıkıcı bir süreci..”[1] yaşadığı durumlarda insanın hangi tarafa kaydığını ve daha sonra nerelerde palazlandığını biliyor burada bunu tekrar etmiyorum. Zaten Kafka, bir dünya savaşının çıktığını biliyor ve gelecekte olacak savaşları da. Kafka’nın romanlarındaki “insanı” insanın neye dönüşeceğinin net, cam gibi bir fotoğrafıdır demek isterdim ama yapıtları insanın neye dönüşeceğini “sezgisel olarak dile getirmiştir.” Kafka’nın insan’ı belki de tam insandır henüz var olmayan bir evrensel barışın ön sezisi’ni taşıyan bir insan.

 

[1] Demokrasi Mücadelesi; Radikalizm Şiddet ve Terör, Arno Gruen, Çev: İlknur İgan, Çitlembik Yayınları, 2010, 21. Sayfa.

 

 

Kafka Üzerine Notlar – 1

 

Eyyüp Özdemir – Özyaşam Öyküsü

Batman doğumlu. Öğretmen ve halen Batman’da görevine devam etmekte. I. Şerzan Kurt Öykü Ödülü Türkçe dalında iki öyküsü birinciliğe değer görülmüştür.