Eyyüp Özdemir

20 Kasım 2018

 

“Sancho hep şöyle der… demek istediğim şu ki, ..”

 

Çocukken edinilen bilgiler değil ama daha sonra öğrendiklerimiz hiç durmadan bizleri bir tür sarhoşluklar içine mi çekiyor? Bu da bizi çocukluğumuzdaki saflığımızdan uzaklaştırıyor mu? Çocukluk çağında edinmiş olduklarımız bizi biz yapıyorken, daha sonra öğrendiklerimiz bizi biz olmaktan uzaklaştırıyor mu? Çocuk ne öğrenmiş olduğunun ne de nasıl öğrenmiş olduğunun farkında değil ama insan bir yaştan sonra öğrendiği şeyleri nasıl öğrendiğini de öğrenir, işte sarhoşluk burada başlar belki de.

Daha ilkokul çağlarında kendiliğinden öğrenmemiz gereken temel bilgileri belli bir yaştan sonra işsiz, aç ve perişan kalırız korkusuyla birkaç yıl boyunca uzun ve yorucu saatler sonucu edindiğimizi düşünelim. Sonrasında gireceğimiz sınavlar için edindiğimiz bu bilgilerle sınavlarda memur ya da kazayla öğretmen olduğumuzu varsayalım. İşte burada bilgiyle ilk temasımızla birlikte sarhoşluklar içine giriyoruz. Buradaki en kötü sarhoşluk her şeyi öğrenebiliriz sanmamız değildir belki. Gerçi bu tür bir sarhoşlukta edinmek istediğimiz bilgiler daha çok tüccarlıkla ilgili bilgiler, parayla, para kazanmakla ilgili olan şeylerdir. Akşit Göktürk’ün deyimiyle, bir an bile boş durmayan, kendine önemli önemsiz, büyük küçük bir uğraş bulmadan edemeyen, tedirgin bir adam olan Bacon gibi değiliz ya! Aslında başlamakta olan bilginin ilk işareti ölmek arzusudur denir. Ama asıl sarhoşluğun bizlerin “her şeyi öğrendim, artık öğrencilere (kazayla öğretmen olmuştuk ya) hatta herkese her şeyi de öğretebilirim,” sarhoşluğu belki de. Bu bilime inanıp ulaşılan bilginin muazzamlığına duyulan sarhoşluk olsaydı belki de biraz değer taşırdı kim bilir?

İşte burada Kafka’nın içinde hayvan geçen ya da hayvan öykülerine ihtiyaç duyuyoruz. Okur, Kafka’nın bir öyküsünde insan olmuş bir maymunun ya da insan gibi düşünmeyi öğrenmiş bir maymunun insan hakkındaki çıkarımları, bir insanın insan hakkında çıkarımlarının oldukça gerisinde olduğunu dehşetle görüyor. Bir maymun insan gibi düşünmesini öğreniyorsa ve insanların davranışlarını taklit edebiliyorsa, elbette bir insan da insanlara bakarak onlar gibi düşünebilir, bir maymun gibi davranışlarını taklit edebilir. İşte burada daha bir ağır çekimle okumalıyız sanki. Kafka bu öyküsünde, o durgun denizin yüzeyi gibi olan cümleleriyle şunu fısıldamak ister gibi kulaklarımıza: Bu dünyada insanlar içinde insanın taklidi diyebileceğimiz insanlar var! Kafka insanı bir anda şu soruyla baş başa bırakıyor, “yoksa ben de sadece bir taklit miyim ?” Sonrasında belki de bir hayıflanma alıyor bizleri, “tüh gerçek gibi geliyordum kendime hep.”

Her şeyi herkese öğretebilirim sarhoşluğunu tuhaf bir özgüvenle gösteririz. Kendimize olan bu güveni gösterme şeklimize detaylı bakmamız gerekirdi ama sadece birkaç cümle bize yetecektir şimdilik. Birilerine aktardığımız büyük bilgilerden ya da dersten sonra yorgunluğumuzu atmaya giderken, bacaklar ve kollar ayrık bir yürüyüşle vardığımız koltukta bacak açık ve yayılarak oturuştur. Herkesin kalmasını isteriz sanki ve nesnelerin de kendilerine bir çeki düzen vermesini emrettiğimiz bakışları da mızrak gibi fırlatırız. Bu tuhaf özgüven bedenin o an sağlıklı olmasıyla ilgilidir aslında sadece kemik, kas yapısıyla. Bilinçli, bilinçle yapılan bir şey de değildir bu. Tam da burada Kafka’nın 34. Aforizması, sisin içinden çıkan sinsi bir tebessümle geliyor zihnimizin ekranına: “Bir gladyatörün dövüşten sonraki yorgunluğuna benziyor yorgunluğu, yaptığı iş bir memur odasının bir duvarına beyaz badana çekmekti.”[1] Bu aforizmanın başka bir çevirisinde çevirmen işi daha bir komik kılmıştır sanki: “Onun dermansızlığı bir gladyatörün dövüşten sonraki dermansızlığı gibi; yaptığı iş ise bir memurun odasının bir köşesini badanalamak.”[2]

Kafka kime gülüyor bu aforizmalarla, kiminle eğleniyor? Biz bu yazıda kiminle eğlendik? Bu tuhaf özgüveni gösterme inancıyla kim bizimle? Ve biliyoruz ki gülme eğlendirdiği kişiyi değil, kendisiyle eğlenilen kişiyi öldürürmüş. Başka bir aforizmasında Kafka, bu dünya için kendini paralaman ne kadar da gülünç, kendimizi paralamamız ne kadar gülünç diyor zaten. Kafka’nın eğlendiği kişilerin kapsamı epey geniş olmuşa benziyor. Ama burada dünyadaki bütün ihtimallere karşı her şeyi sonuna kadar açık bırakmak istiyorum.

Kafka, okur için ya da edebiyat dünyası için bir tür zehirse yüzlerce deneyin ardından, bugün halen üzerinde çalışılan farmakolojik bir paradoks çözülmüştür o zaman: Zehirler ölümcül oldukları kadar yararlı da olabilirler. Ya da Kafka’yı Bacon’un Yeni Atlantis adlı, bitmemiş ütopyasındaki Yabancılar Evi’ne koymaları gerekirdi. (Aynı zamanda bir kutu küçük gri ve beyazımsı haplar verdiler. Bunlardan hastalarımızın her gece yatmadan önce birer tane almasını istediler. Söylediklerine göre iyileşmelerini çabuklaştırırmış.)

Elbette hiçbir yazı konusu uçsuz bucaksız, sonsuz bir tasarımın ürünü değildir. Aisopos’un anlatmış olduğu bir fablda umarım Kafka Üzerine Notlar başımıza yıkılmadan hemen önce, evini terk eden farenin bilgeliği gibi terk ederiz burayı.

 

[1] Aforizmalar, Franz Kafka, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çeviren: Osman Çakmakçı

[2] Aforizmalar, Franz Kafka, Öteki Yayınları, Çeviren: Serpil Demirci

 

 

Kafka Üzerine Notlar – 1

Kafka Üzerine Notlar – 2

 

Eyyüp Özdemir – Özyaşam Öyküsü

Batman doğumlu. Öğretmen ve halen Batman’da görevine devam etmekte. I. Şerzan Kurt Öykü Ödülü Türkçe dalında iki öyküsü birinciliğe değer görülmüştür.