Eyyüp Özdemir

29 Kasım 2018

 

“..aldırış etmeden yanıtladı: Bütün gün artık konuşmadığım kişi ve olayların üzerine dolaylı yollardan notlar tutuyorum..”

 

Kafka, Kafka olduğu için yalnızdır, yalnız bırakıldığı için değil.

Bu tür bir ifadenin yaratmış olduğu bir anlık şaşkınlığın bizi bir yere götürmesini ummayız elbette. Çünkü Üstat Konfüçyüs’e biri sormuş, bir ülkeyi değiştirebilecek bir sözünüz var mı diye, etkiyi bundan ummak saçmalık diye cevap verdiği söylenir.

Gerçi bir meslek gurubunu ya da bir halkı da içine alabilecek ve bunun içine sıkıştırabilecek cümleler vardır elbette. Kasaplar için, “İnsanların sağlıklı beslenmesi için mezbahada temiz bir merhametle çalışırlar.” Bu cümleyle kasaplara bu iyi düşüncenin dışında bakılmasının önünün kesilmesi umulabilir. (Erasmus: “Çocuklar genç yaştan itibaren etin nasıl kesileceğini öğrenmeleri iyi olur. Ancak, bunu kimileri gibi iddialı bir şekilde değil de, rahat ve temiz bir şekilde yapmaları gerekir. Omuz but gibi, gerdan pirzola gibi kesilmez. Horoz, sülün, keklik, ördek çok çeşitli şekillerde kesilebilir.”) Kimsede, bir anda ve daha sonrasında en yaygın olabilecek bir tür saldırgan önyargı yaratmamak adına da bir halk adı uydurup ve bu halkın dünya hatta evren üzerinde varlığını bir cümlenin içine sıkıştırıp bir bakalım: “XQWXQQWXQQQWX halkı dünyada zulmü bitirmek adına vardır!” (Bunu bizim Don Quijote söylemiş olsa bizim için bir tehlike yaratmadığını bildiğimiz için kahkaha atardık.) Böylelikle bu halkın tek tek vatandaşlarının, şimdi ve sonrasında yaptığı tüm iyi şeyler adına bir suçlamanın dışına gönül rahatlığıyla çıkarıldığını umulabiliriz. Gerçi bu tür halkların içine sıkıştığı ya da içinde sıkıştığı cümleyi tıpkı bebeklerde doğal olarak oluşan gazı çıkarır gibi çıkaracak cümleler de yok gibi değil, yani bir çözümü var gibidir. “Gömleği olmadan önce adil olmak gerekir…” Biz Kafka’nın yalnızlığı hakkındaki cümle için şimdilik sadece bir şaşkınlık umalım. Olmaz mı?

İyi bir aforizmanın her zaman ters çevrilebilmesi gibi Kafka’nın da tuhaf bir şekilde umutlu umutsuz, iyimser kötümser, yasa koymaya ve yasaya uymaya istek ile yasa koymaktan ve yasaya uyumaktan duyulan bir kaçış bir tiksinme, yaşamı kabulü ya da reddetmek gibi ters çevrilebilmesinin mümkün görünmesidir. Tuhaf olduğu kadar ürkütücü de değil midir bu peki? Rüyalar, gördüğümüz rüyanın iyi olmasıyla da bir ilgisi yoktur aslında bunun, sırf rüya görebiliyor oluşumuz tuhaf ve ürkütücü değil midir? Tıpkı ilk aşkımızı rüyada gördükten, ona dokunduktan ve bunun üstünden aylar geçmesine rağmen onun sıcaklığını hala avuçlarımızda hissetmemiz gibi. Oysa gerçek bir sobanın yaymış olduğu gerçek bir sıcaklık gerçek bir dakikayı bile almıyor. Kafka rüyalarını yazmıyor, gerçek ile rüyayı bir sayıyor belki de. Ve bunun yolunu bulmuş olan Kafka yapıtlarını iki türlü açlıkla yazıyordu. Bilinçli bir mide ve yaşam açlığı.. Buna dair bir kanıt olarak gösterilebilir diyebileceğimiz bir alıntı var burada: “Bir halk inanışına göre rüyaların aç karnına anlatılmaması gerekir. Çünkü bu durumda insan uyanık da olsa henüz rüyanın hükmünden kurtulamamıştır”.[1] Bunun için Kafka’nın yalnız saklandığı yerde yaratmış olduğu bir hakikati Kafka’nın özel yaşantısında aramanın bir anlamı yok gibidir. Kafka büyük değildir. Zaten sadece kendinin büyük olduğuna inananın çok yaygaracı bir imanı olur diyordu Ambrose Bierce.

Belki de, aforizma söz konusu olduğu için, ayrıca bir kaynakçı gibi yapıtlarını, aforizmalarla iki paslanmış demir parçasını birbirine kaynatır gibi bağlamıştır. Bunu yaparken de bu kaynak izini bilinçli olarak biraz belirgin bırakmıştır hiç iyileşmeyen, iyileşmeyecek bir yaranın kabuğu gibi, yoksa nasıl bu sonucu, izi yakalayabilir ya da yakaladığımızı sanırdık ki? Kafka için insan, belki dünyanın yarasıdır. Belki de Kafka insanın yarasıdır, tendeki yaranın olabilmesi için bedenin var olması gerektiği gibi..

Kendisini, ailesini ah bir de işini, parasını, servetini belki de halkını koruduğuna inandığı bir Tanrı’nın olduğuna inanan her bir insanın dışındadır Kafka. (İlginçtir herkesin Orta Çağ Avrupa’sı dendiğini duyunca Avrupa’nın bu çağdaki aptallıklarına kahkahalarla gülündüğünü görmüşüzdür hepimiz, ama Tanrı’nın koruduğuna inanılan şeylerin doğuşunun Aziz Agustinus inancından kaynaklandığını ne belirtiyor ne de bir ses çıkarıyoruz. Bu toprak parçasında bunun tekrar gezintiye çıktığını da izliyoruz.) Saf, çıkarsız bir inançtır onunki! Zaten bu çok rahat bir inanç olurdu Kafka için, bu inanç bir tür gezintiye benzerdi hem de tok karnına, bir eli cebinde, hatta ıslık çalarak..

İnsan kendi içindeki Kafka’yı tüketemez gibi. Kafka için kurulan her cümlenin ardından bir cümle daha gelir. Peki, ama neden bu böyledir? Elbette ki bir okurun en azından bir tek okurun, okumak için yazının belirdiği bu ekrana bakması arzulanır, çünkü cümlelerin art arda devam etmesi için bu gerekli gibidir. Ama yine de bu ekranda beliren kelimelerin sanki kendiliğinden yaratmış oldukları bu anlamı zihnine bir vakum gibi çeken bu gözler olmasa da Kafka ve yapıtları hakkındaki bu cümleler yine de yazılmaya devam edecek gibi. Kafka’nın içimizde hiç tükenmemesinin en güçlü nedenlerinden biri de Kafka’nın, yapıtlarının yayınlanması için duyduğu tuhaf ve kendine özgü çekingenliğidir belki de. Biz okur olarak ayrıca bunun yapıtlarına da geçmiş olduğunu hissediyoruz. İlk yayınladığı öykülerinden sonra bu öyküleri yayınlamış olduğundan dolayı günlüğünde ya da mektuplarının birinde, eskiden mutsuzdum şimdi o da elimden alınmış gibi hissediyorum, diye yazmış. Kafka bir yazar olarak hiçbir yapıtında okurdan “Beni oku, beni oku! Oku!” gibi bir isteği ne doğrudan ne de dolaylı olarak talep etmemiştir sanki. Oysa biz okuru çağıran yazarların, sanki yazarlığın bir üst basamağında olduklarını sanıyorduk. La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote romanının yazarı Miguel de Cervantes Saavedra da çağırmıştır okuru ama o başka, o ilktir! Ondan sonra gelenler sadece okuru çağırmayı öğrenmiştir, o kadar. Kafka’nın içimizde tükenmemesinin ana kaynağı bu olabilir mi acaba?

 

[1] Bu alıntının adresini belirtmeyerek bunun alıntı belirtme zorunluluğunun yarattığı despotizmin gevşemesi için küçücük mini minnacık bir adım olmasını umuyorum.

 

Kafka Üzerine Notlar – 1

Kafka Üzerine Notlar – 2

Kafka Üzerine Notlar – 3

 

Eyyüp Özdemir – Özyaşam Öyküsü

Batman doğumlu. Öğretmen ve halen Batman’da görevine devam etmekte. I. Şerzan Kurt Öykü Ödülü Türkçe dalında iki öyküsü birinciliğe değer görülmüştür.