Pek çok kez “Kantçılık” dendiğinde araya girip itiraz etsem de yalnızca Kant’a has bir şekilde istemeden de olsa kabul etmek zorunda olduğum bir öğretinin kendisinden söz ediyorum: Kantçılık! Birikimli, birbirinden beslenen veya birbirini yerle bir ederek ilerleyen disiplinlerin ruhuna aykırı olsa da, Kant’ın öğretileri bir okul, bir ekol bazında değerlendirilmeyi hak eden cinsten. Böyle söylerken sadece Kant’ın ayak izlerine basarak yürümeyi ilke edinenleri delil göstermiyorum. Schmid, Beck, Schulze gibi. Ya da Hegel, Fichte, Schelling gibi eleştirmeye yeltenip hakikati Kantçılıkta bulanlar da delil sayılmaz. Fakat Cassier gibi (pek tabi Liebmann, Cohen de cabası) isimlerin çağdaş düşünceyle bağdaştırmak için Kant’ı yine Kant’tan referansla yorumlama çabaları tam da Kantçılık öğretisini ispata yetiyor. Çok da uğraşmadan, 18. yüzyıldan beridir birçok başka öğreti de yine Kant’ın işaret parmağını takip ederek var etti kendisini.

Yine de Kant’ın merhalesini oluşturan meşhur olguculuk konusu varlık gibi zor bir alanla temas edince Kant için söylenecek sözler de hayret verici olabiliyor. Alman idealizminin kurucu babası olan Kant’ı bir çırpıda, birkaç izahla açıklamak mümkün olmadığı gibi bu incelemenin de haddine değildir. Beni aşan bir durumdur. Sadece onun uzun felsefî düşünün bir dönemini dünyanın kökenini anlamak ve açıklamak olduğunu, dolayısıyla Newton, Leibniz gibi sağlam isimlerin teorilerini tanımaya çalışmanın oluşturduğunu; diğer dönemlerinin de farklı periyodlarda eleştiri ahlâkını ve siyasal felsefeye dair uğraşları kapsadığını söylemek yetecektir. Dolayısıyla bu kitabın tek başına bir Kant profili çizmesini beklemek kolaycılık olur. Yine de sadece bir ayağının bu kitapta olacağı Kant öğretisinin genel muhtevası üzerinde konuşma cüretini üstlenmeyi deneyeceğim.

Eleştirinin Kant için önemi en az usa verdiği kıymet kadar derindir. Bir mevzuyu eline alacaksa Kant, onu evire çevire inceleyecek, kendisine göre en makbul sonucu buluncaya kadar çelişkileriyle kelime bazlı oyunlar oynamaya devam edecek. Buradaki oyun, bilimsel metotlara içkin bir oyundur. Çok değil, henüz kariyerinin ilk basamaklarını Leibniz-Wolf sınırında, onları eleştirerek kendi gözünden yorumlamaya başlayan Kant için felsefe, bilginin malzeme olduğu bir uğraştır. Bilginin hükümranlık ettiği bir bilim alanını Hume’suz geçmek Kant için de mümkün olmayan bir durumdur. Hume, Kant’ı uykusundan uyandıran kişidir. Duyular ve önsel olarak kavranan iki bilgi alanı mesele olduğunda Kant’ta Hume izleri bulmak çok daha kolay olsa da bütün bilgilerin kaynağını deneyler olarak gösteren Kant (bu ana kadar yine Hume’cudur) buna rağmen deneyin bilginin kaynağı olmak zorunda olmayışını ilan ederek yol ayrımını nazik, edep ve uygun şekilde başarmıştır. Kitap da bu noktada us üzerinde bütün bu yaklaşımların nasıl cereyan ettiğini hakkıyla işlemeye adamış kendisini.

Ide’lerden söz ederken işte bu durumu netleştirir Kant. Duyumsanamayan, duyularla algılanamayan fakat düşünülen, gerçekötesi kavramlar onun için ide sayılır ve ide’ler için salt bir usun çabası yetersiz olan, sonuçsuz ve zaten çabalansa da netice alınamayacak konulardır. Düşüncenin deneyselliğe galip geldiği alanlardır bunlar. Antinomi şeylerdir. Hatta, tarih dediğimiz süreç bu ide’lerden kaynaklanan sürecin kendisidir, der Kant. Hayret vericidir çünkü tarihin tekerrürden ibaret olduğuna inanan bizler için pratik usun kendisine yönelik devrim niteliğinde bir iddiadır bu. Tarih, ide’lerden doğar ve önsel tarih bilgisi de yoktur.

Hal böyle olunca pratik usu eleştirmek öyle çalakalem yapılacak bir iş olmaktan çıkıyor. Temellenmeyen, usun süzgecinden geçmeyen veya idealist felsefeden uzak olmayan görüşler de tasfiye olmuş oluyor. Geriye Klasik Batı düşüncesine önayak olan Kant’ın altmış dört yaşında yazdığı bu metin kalıyor ki, okumadan önce kavramlara ve manalara karşı aklı saf, sorgulayan ve kurcalayan olarak hazırda tutmamız gerekiyor.

Paylaş
Önceki İçerikVanya Dayı
Sonraki İçerikHakikaten, Üniversite Öğrencileri Neler Okuyor?
Avatar
1992 yılında Van’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Van’da tamamlayan Hakan, 2013 yılında Gaziantep Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğrenim görmeye başlayıp 2017 yılında buradan mezun oldu. Halen aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı’nda Yükseklisans eğitimi almaktadır. Bununla birlikte Kent Çalışmaları üzerinde de aktif olarak öğrenim gören Hakan’ın sosyal olgular üzerine birçoğu yayımlanmış olan akademik çalışmaları da mevcuttur.