Ömer Çeşit

6 Şubat 2018

Bazı kitaplar hayatınızı o kadar derinden etkiler ki o eserle ilgili yorumda bulunup, bir şeyler yazdığınızda sanki değerini düşürecekmiş gibi hisseder ve kurduğunuz bağlantıyı gözünüzden bile sakınmak istersiniz. İşte Karamazov Kardeşler de benim için öyle bir kitap. Hayatın anlamını kaybettiğimi düşündüğümde ya da dünyadaki acıların altında ezildiğimi her duyumsadığımda Karamazov Kardeşler yardımıma koşar. İç bunalımlarımın düşünsel olarak aşılamayacağını; ancak başkalarını oldukları gibi sevmeyi öğrendiğimde güneşin doğabileceğini hatırlarım. Kitaptaki “Büyük Engizisyoncu” adlı bölümün maiyetiyse benim için apayrıdır. Hislerin, düşüncelerin bir parçası olduğunu bu bölümü okuduktan sonra -uzay- zamanın sanki dışına çıkarak- farkına etmiştim. Evin içinde yerimde duramadığımı anımsıyorum. Öyle tuhaf bir mutluluktu ki bu benim için yüreğimle beraber bütün vücudum sanki gökyüzüne yükseliyordu.

İşte o bahsettiğim bölümde olaylar tam da şöyle gerçekleşiyordu: İvan Karamazov hayattan umudunu kesmiştir. Şeytani düşünceler ona musallat olmaktadır. Bazı durumların nedenini çözemez. Her şeyi aklıyla anlamlandırmak ve farkına varmak isteğiyle, kafasındaki hemen her fikri kurcalamaktadır. Bu durum hastalıklı bir yapıya evrilmekte gecikmez. Çünkü her şeyi anlamlandırma girişimi insanı içinden çıkılmaz bir zindana hapseder. 19.yy Rusya’sının nihilizmini temsil eden İvan Karamazov, Dostoyevski’nin kendi yaşantısındaki her şeyi çözümlemeye çabaladığı gençlik döneminin bir yansımasıdır. Belki de Dostoyevski’nin romanlarında karakterlerin her birisini kendi hayatından bir parça olarak kurgulaması, eserlerini bu derece objektif ve şüpheci hale getiren ana iksirdir. Alyoşa ise maneviyatı sembolize eden, yaşamla ve anlamla ilgili sorgulamaları hisleriyle aşmış devasa güçlü fakat bu gücünü de güçsüzlüğünden alan bir karakterdir. Çünkü o yeryüzünde çekilen acıları olduğu gibi kabullenmiş ve bu acıları başka insanlarla paylaşmak için didinip durmayı kendisine misyon haline getirmiştir. İşte bu iki karakterin birbiriyle yüzleştiği ve çeliştiği bölüm “Büyük Engizisyoncu” adlı bölümdür.

Karamazov Kardeşlerin “Büyük Engizisyoncu” adlı bölümü esasen akıl ve sevginin  savaşını karikatürize eder. İvan Karamazov’un kaleme aldığı makale engizisyon mahkemelerinin kurulmasının meşruiyetiyle ilgili bir metindir. Kaleme aldığı bu metni kardeşi Alyoşa’ya anlatır. Tezini bir hikâyeyle savunması, edebiyatın fikir bazlı olarak da ne kadar ikna edici bir sanat dalı olduğunu anımsatır bizlere. Metnin İncil’den alınan kısmı Hazreti İsa ve şeytanın yüzleşmelerini anlatır. Hikâyeye göre İsa çölde mahsurdur ve bitki kökleriyle beslenmektedir. Şeytan ona  taşları ekmeğe dönüştürmeyi teklif eder. İsa bu teklifi gözü kapalı geri çevirir. Çünkü eğer ekmeği kabul ederse, özgür iradenin bir anlamı kalmayacaktır. İsa’ya göre insanlar ancak aç kalmalarına rağmen inancı tercih ederlerse gerçekten tanrıya inanabilirler . Daha sonra İsa bir kilisenin tepesindeyken şeytan bu kez ondan aşağıya atlayıp ölmeyerek, kendisinin mucizevi bir varlık olduğunu kanıtlamasını ister. İsa bu teklife de kulak asmaz. İnsanlar mucizeye ihtiyacı olmadan, koşulsuzca sevebilmelidir tanrıyı. Ve son olarak Şeytan, İsa’ya yeryüzü krallığını teklif eder. İsa yeryüzünün krallığının, ruhsal bir krallığa göre çok daha önemsiz olduğunu bilmektedir. Bu son teklifi de tereddüt etmeksizin geri çevirir. İvan Karamazov’un makalesi bu anlatımlardan yola çıkar. İsa bu reddedişleriyle, özgür bırakılamayacak kadar kötü tabiatlı olan insanı serbest bırakmıştır. Ezilenleri ve inananları derin acılara terk etmiştir. İvan Karamazov her şeyi anladığını ama küçük çocukların yeryüzünde yalnız olduklarından dolayı çektiği işkenceleri ve acıları kaldıramadığını kardeşine itiraf eder. Bu noktadan yola çıkarak engizisyon mahkemelerinin kuruluş nedenini yeniden yorumlamaya çalışır. İsa’nın reddettiği 3 teklifin de ağır bedelleri olduğunu gören insanoğlu Engizisyon mahkemelerini kurarak İsa’ya isyan etmektedirler. Çünkü onlar olmazsa yeryüzünde kan gövdeyi götürecek, insanlar ve çocuklar birbirlerinin canlarına kastedeceklerdir. İşte, İvan Karamazov  Engizisyon mahkemelerinin tam da bu yüzden yaratıldığını düşünmektedir; insanlara ekmek vererek kendilerine bağlayacak, aldatmacaları mucize gibi göstererek insanları kandıracak ve gökyüzü yerine, yeryüzü krallığını tercih edeceklerdir. Bütün bunlar olmasaydı daha iyi bir düzen mi oldurdu?  İvan’ın tezini oluşturduğu temel soru bunun üzerinedir. Alyoşa ise konuşurlarken bütün bunların kendi uydurması olduğunu yüzüne haykırır.  İvan Karamazov ise bunun bir önemi olmadığını, mühim olanın kurduğu mantık silsilesi ve akıl yoluyla bu soruların cevabının verilememesi olduğunu ifade eder. Alyoşa sabırla kardeşini dinlemeye devam eder. Engizisyoncuların lideri olan Büyük Engizisyoncu, bir gün İsa’nın yeryüzüne indiğini fark eder. İsa kısa sürede belirli mucizelerle inananları etkisi altına alır. Ancak yeryüzü kralı Büyük Engizisyoncudur.  İsa’yı derhal zindana attırır. İsa’nın nelere yol açtığını bilmesine rağmen, geri dönmesini eleştirir. İsa hiçbir şey söyleyemez. Çünkü Engizisyoncu’ya vereceği akılcı bir cevabı yoktur. Mucizevi bir şekilde zindandan kurtulur ve Büyük Engizisyoncu’yu dudağından öper. Engizisyoncu maneviyatla dolar fakat aklı çok daha ağır basmaktadır. İsa’ya defolup gitmesini söyler. İvan Karamazov kardeşinin onu anlayabilecek son kişi olduğunu sezmektedir. Eğer kardeşi de onu dinlemezse yapayalnız kalacaktır. Hayattan hiçbir beklentisi kalmayan İvan’ın belki de son isteği yalnızca budur. Alyoşa hikâyeyi dinledikten sonra kardeşini tıpkı İsa gibi dudağından öper. Bu öpücük İvan Karamazov’un kalbinde duyduğu son maneviyat parçasını yitirmemesini sağlar. O öpücük Alyoşa’nın kardeşine duyduğu sevginin, İvan’ın akıl yoluyla kurduğu mantıktan çok daha güçlü olduğunu iliklerimize kadar hissettirir. Birbirinden tamamen farklı düşünen iki kardeşin arasında böyle bir sevgi bağı hayata direnerek oluşabiliyorsa, yaşamak için hâlâ umudumuz olmalıdır. Sevgi, aklı bir öpücükle mağlup etme kudretine sahiptir. İnsanları her şeyiyle olduğu gibi sevebildiğimizde bütün mucizelerden daha kuvvetli bir etki çıkabilir ortaya. Sahi çıkabilir mi? Bazen ben de emin olamayanlardanım. Yine de kalbimde gördüğüm en derin maneviyat  tanımını  bu metin yardımıyla her seferinde yeniden anlamlandırıyorum.

“Bak Alyoşa, dedi, taze bahar yapraklarını sevecek halim olursa yalnız seni hatırlayarak seveceğim onları. Senin bir yanda olduğunu bilmek bana yeter. Yaşama isteğimi kaybetmeyeceğim. Bu kadarı yeter mi sana? İstersen bir aşk ilanı say. Şimdilik sen sağa, ben sola; çok konuştuk, yeter! Duydun mu, yeter. Demek istediğim şu ki, yarın buradan gitmezsem (gideceğimi tahmin ediyorum ya), bir daha karşılaşınca bu konuları açmayacağız. Bunu özellikle rica ediyorum.” (Dostoyevski, 345)

Böylece İvan Karamazov akıl yoluyla anlama ulaşamasa da kardeşinin ona karşı duyduğu sevgi sayesinde hayata tutunabilmek için bir neden bulur.

* Fyodor Mihaylovic Dostoyevski Karamazov Kardeşler, İş Kültür Yayınları, İstanbul 2010 (Nihal Yalaza Taluy)

 

Ömer Çeşit – Özyaşam Öyküsü       
İstanbul Bilgi Üniversitesinde Siyasal Bilimler lisans programını  bitirmiş ve Yüksek Lisansına  Kültürel İncelemeler bölümünde devam etmektedir. Anafora Kapılmak, Kaçak Gölgeler kitaplarının yazarıdır. Medyascope Tv’de Eksik Olan adlı bir kültür- sanat- bilim programı sunmakta ve çeşitli dergilerde yazılar kaleme almaktadır.