Geçmişin olayları, olay kahramanları, mekânları, bakılan yere, açıya, uzaklığa, göre değişik görüntüler verir. Tarih aynı tarihtir, dönem aynı dönemdir ama anlatılan, farklı bir açıdan, kendine özgü bir buğu, farklı bir ruh kazanır. Engin Günay’ın Kartalimeni’si de 1970’lerin başıyla sonu arasındaki dönemi bize, “bir balıkçı köyü” olarak nitelenen ve öyle anlıyoruz ki, daha eski tarihlerde gerçekten bir balıkçı köyü olan Kartal’ın Dragos’unda olup biten acı tatlı, siyasi-toplumsal ve kişisel olayları, artık yaşamını geçmişin anılarıyla sürdüren bir sahafın ve onunla tesadüfen arkadaş olan anlatıcının hatırlamalarıyla Kartal-Dragos sahillerinden aktarılıyor ve biz bu “köy”deki olayları, bireylerin öykülerini onların bakışlarının, anlatımlarının, belleklerinin oluşturduğu o kendine özgü buğunun içinden görüyor, okuyoruz. Bu, bugüne kadarki yakın tarih anlatımlarından ve romanlarından oldukça farklı bir anlatımdır. Bir de buradan bakın, diyor Engin Günay.

Bu fark, aynı zamanda kentin dönüşüm hikâyesinin, daha doğrusu kentin, içinde yaşayan insanlarla birlikte var olduğu bir mekân olmaktan çıkıp kendini ve insanları yiyip adeta bir canavara dönüşmesinin anlatımında da görülüyor. Geçmişteki toplumsal mücadeleleri anlatan roman ve öykülerde bu açıyı bulamayız pek. Engin Günay, sade ama çarpıcı kent tasvirleriyle de bunun üstesinden gelmiş ve bu anlamda toplumsal olayları konu alan edebi anlatımlara yeni bir bakış getirerek yakın tarih edebiyatına önemli bir katkıda bulunmuş:

Anadolu Yakası sahillerindeki büyük kıyımın ilk kurbanı Kalamış Koyu olmuştu. Ahşap iskeleyi, Köhne’yi, Set Çay Bahçesi ile Sahil Sineması’nı hunharca katledip yerine Marina dedikleri şeyi yapmışlardı. Todori biraz geride kaldığı için yıkımdan kurtulabilmişti. Sonraki yıllarda Sahil Yolu, Anadolu Yakası’ndaki plajları birbiri ardına yok ederek ilerlemeye devam etti. Bostancı’yı geçmiş, Küçükyalı’da bir teras üzerinden Marmara ve adalara bakan Çamlık Bahçesi’nin denizle olan bağını koparmış, Süreyya Plajı’nda denizin içindeki küçük bir kayalık üzerine kurulu olan Bakireler Anıtı’nı bir otoparkın ortasında ne olduğu anlaşılamayan anlamsız bir kubbeye dönüştürmüştü. Kartalimeni ile Haydarpaşa Garı arasında, bir zamanlar buharlı şimendiferlerin, sonraları dizel lokomotiflerin çektiği kara trenlerle, ardından gelen yıllarda elektrikli trenlerle önünden gelip geçerken hayranlıkla seyrettiğimiz Süreyya Plajı’nın istasyona bakan cephesindeki -benim bir hikâyesi olduğuna inandığım- duvar freskleri de o zamanlar henüz çözemediğimiz nedenlerle yerlerinden sökülüp atılmışlardı… Sahil yolu, bir yalı gibi denize bakan köşkün ve Canların apartmanın önünden geçip Kartalimeni Araba Vapuru İskelesi ile rıhtımın başındaki balıkçı limanı ve rıhtımın önündeki koyun tamamı taş toprakla doldurulduğunda gençliğimizin izleri o moloz yığınlarına karışıp gitmişti. (s. 29-30)

“…gençliğimizin izleri o moloz yığınlarına karışıp gitmişti.” Bu küçük cümlecik o kadar çok şey anlatmaktadır ki. Ve bence eşsiz bir roman olan Pal Sokağı Çocukları’nda, Frenc Molnar’ın, “koca dev”in geçmişin anılarını yok edişini anlatan şu satırlarıyla eşdeğerdir:

Boka… Buradan, bu vefasız toprak parçasından kaçıp gidecekti artık. Alıp başını gidecekti. Ne acılar pahasına, ne kahramanlıklarla savunmuşlardı burayı! Oysa, dişleriyle tırnaklarıyla savundukları Arsa, şimdi onları yüzüstü bırakıyordu, sırtına bir apartman yüklenmek için. (Ferenc Molnar, Pal Sokağı Çocukları, çev: Zeyyat Selimoğlu, Cem, 1977, s. 225)

 

Engin Günay, ancak 100 sayfayı bulan novellasında küçük fırça darbeleriyle kahramanlarını da, hayattan, kanlı canlı bireyler olarak yaratmasını, gözümüzde canlandırmasını bilmiş ve “devrimci dönemlere” ilişkin anlatım ve romanlarla bu konuda da önemli bir fark yaratmış. Bu kısa tanıtmada elbette bu kahramanların üzerinde tek tek durmak mümkün değil ama bir rüyada topluca geçit resmi yaptırmış onlara ve böylece biz tanıtıcılara da kolaylık sağlamış:

Sızıp kaldığım yarım yamalak uykumda rüya mı yoksa hayal mi olduğunu ayırt edemediğim birtakım görüntüler geçiyordu gözümün önünden. Killing İsmail iskelet kostümüyle Kartalimen Rıhtımı’nda piyasa yapıyor, Karslı Kasım 68’den kalma kurşun delikli parkasıyla Sabahçı Kahvesi’nde kumar oynuyor, Edebiyatçı Celal Araba Vapuru İskelesi’ndeki camekânlı kulübesinde bilet kesiyor, Kadıyoran Yokuşu’ndaki metruk evde yaşayan adam fötr şapkası, pardösüsü ve elindeki doktor çantasıyla Kartalimeni sokaklarında amaçsızca dolaşıyor, Dayday bostan çapalarken Neyzen’in küfürlü mısralarını mırıldanıyor, Tophaneli amcasından dolayı sarı bomba müptelası olan Barbaros tek göz izbesinde sızıp kaldığı derin uykusunda alevler içinde can veriyor, Servet elindeki falçatasının parıltılarını lacivert geceye saçarak Kartalimeni’nin itlerine karşı saçlarını savunuyor, Can elindeki Karadeniz Yapımı ile Beşçeşmeler civarında faşistlerle çatışıyordu. Ve Kartelli, Kartalimeni Rıhtımı’nın çay bahçelerindeki masalardan birine oturmuş, karşıdaki evin balkonundan Ticen’in gülümsemesini bekliyordu. (s. 91-92)

 

Bu paragrafta sözü geçen hepsi de birbirinden ilginç kahramanların kısa da olsa öykülerini ustaca sığdırabilmiş novellasına Engin Günay, az buz bir beceri değildir bu.

Türkiye romanının esaslı bir romancı kazandığı yargımı ifade ederek noktalıyorum bu kısa yazıyı.

 

 

Engin Günay, Kartalimeni-Bir Balıkçı Köyüne Dair Hikâyat, Notabene, 2017

 

 

Paylaş
Önceki İçerikNâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı Yeniden Okurken
Sonraki İçerikJulio Cortazar’ın Ayak İzlerinde Adımlar’ı Üzerine Notlar
Avatar
1970 yılında, DTCF’nin Felsefe Bölümü’nün 2. sınıfından ayrıldı. 1960’lı yıllarda, Yordam, Soyut gibi edebiyat dergilerinde öyküleri yayımlandı; ayrıca, Emekçi, Aydınlık, Proleter Devrimci Aydınlık dergilerinde görev aldı ve yazdı. TİP, FKF ve Dev-Genç örgütlerinde çalıştı; son ikisinin yönetici organlarında bulundu. 1964 yılının Ağustos ayındaki ilk anti-emperyalist gösterilerde gözaltına alındı. 1966 yılındaki anti-emperyalist gösterilerden dolayı kısa süre hapis yattı. 1968 ve daha sonrasındaki öğrenci hareketlerinde yer aldı, 1969 yılında kısa süre hapis yattı. 1971-74 yılları arasında, üç yılı aşkın, Mamak Cezaevi’nde tutuklu kaldı; TÖS, Dev-Genç ve TİİKP davalarından yargılandı. 1970’li yıllarda Aydınlık, Halkın Sesi, Bora, Türkiye Gerçeği dergilerinde, daha çok teorik ve siyasi nitelikte makaleler yazdı ve TİKP’nin yöneticiliğini yaptı. 1975 yılında, Adana’da, İncirlik Üssü’ne karşı yapılan yürüyüşte tutuklandı ve kısa süre hapis yattı. 12 Eylül’den sonra, TİKP davası dolayısıyla arandı ve on yıl kaçak yaşadı. Bu yıllarda, daha çok Mehmet Gündüz takma adıyla teorik yazılar yazdı; Ufuklar, Saçak ve Sosyalist Birlik dergilerinin çıkartılmasına önayak oldu, Yapıt ve Somut dergilerinde yazdı. 1990 yılının başında yurt dışına çıkıp İngiltere’de siyasi mülteci olarak yaşamaya başladı. Bu yıllarda, roman yazdı ve İngilizceden Türkçeye kitap çevirdi. Amargi, Sosyalizmin Sorunları, Yeni Zamanlar, Birikim, Apolitika, Ateş Hırsızı, Uç, İmlasız, Bireylikler, Kitap-lık, Virgül, Köxüz, Öteki İsviçre, Açık Gazete, Özgür Üniversite, Haber Cumhuriyeti, Devrimci Demokrat gibi dergi ve internet sitelerinde ağırlıklı olarak kitap eleştirisi yazıları yayımlandı. İstanbul Özgür Üniversite’de, “Devrimi Yeniden Düşünmek” ve “Komintern ile TKP” konulu seminerler verdi. Yazı ve röportajları, Aşk ve Devrim (www.gunzileli.com) adlı bireysel sitesinde de yayımlanmaktadır. Şu anda Yayın Kolektifi bünyesinde çalışmaktadır. Kitapları: "Bürokrasi ve Sosyalist Demokrasi" (Mehmet Gündüz adıyla), 1990, Koral Yayınları, "Anarşizm Bir Devrim Çağrısıdır", 1995, Kaos Yayınları, "Türkiye… Sosyal Patlamaya Doğru", 1995, Kaos Yayınları, "Deniz Orada" (Roman), 1995, Sel Yayınları, "Bahar ve Tipi" (Roman), 1997, Telos Yayınları, "Yarılma", 2000, Ozan; 2002, İletişim Yayınları, "Havariler", 2002, İletişim Yayınları, "Sapak", 2003, İletişim Yayınları, "Ev", 2004, İletişim, Yayınları, "Ulusalcılık", 2007, Özgür Üniversite Yayınları, "Komün" (Roman), 2007, Yaba Yayınları, "Stalinizm", 2010, Özgür Üniversite Yayınları, "Stalin Yargılanıyor" (Oyun), 2010, Kibele Yayınları, "Devrimi Yeniden Düşünmek-I" (Fikret Başkaya ile birlikte), 2010, Özgür Üniversite Yayınları, "Rejimler, Partiler, Kişiler ve Uluslar”, 2010, Kibele Yayınları, "Arnavutköy" (1954-1964), 2010, Heyamola Yayınları, "Benim Kahraman Köpeklerim", 2012, Özyürek Yayınevi Yayınları, "Yüreğe Yağan Kar" (öyküler), 2012, Yaba Yayınları, "Muhafazakâr Liberalizm", 2014, İmge Yayınları, "Haziran Günleri-Gezi Notları", 2014, Büyülüdağ Yayınları, "Mevsimler" (Roman), 2014, İletişim Yayınları. Çeviriler: Abel Paz, "Halk Silahlanınca", 1995, Kaos, 2. Baskı, 2011, Kaos-Yayın Kolektifi, Eugenia Ginzburg, "Anafora Doğru", 1996, Pencere Yayınları, Gilles Dauvé-François Martin, "Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı" (Bora Sarayova adıyla), 1999, Sel Yayınları, Eugenia Ginzburg, "Anaforun İçinde", 2000, Pencere Yayınları, Herman Gorter, "Yoldaş Lenin’e Açık Mektup", 2001, Günizi Yayınları, Paul Avrich, "Kronstadt 1921", 2006 ,Versus Yayınları, E.H. Carr, "Bakunin", 2006, Versus Yayınları, Jan Valtin, "Karanlığın Ötesinde", 2009, Kibele Yayınları, Michael Seidman, "İşçiler Çalışmaya Karşı", 2010, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, Margarete Buber-Neumann, "İki Diktatörlük Altında – Stalin ve Hitler’in Mahkûmu", 2012, İmge Yayınları, Erica Wallach, "Gece Yarısında Aydınlık", 2013, Ayrıntı Yayınları.