Kitaplar vardır hani son cümleyi okuyup kapağını kapatınca, yazar kitabı koltuğunun altına sıkıştırıp yavaşça uzaklaşır gider. Size bırakmaz kitabı. Kirpi Mesafesi (1) bunun tam tersini yapabilen, okuma hazzı çok yüksek bir kurmaca. Hakan Akdoğan kitabını, yapımı yıllar sürmüş bir tabloyu duvara asar gibi birçok yerinden mıhlıyor zihnimize. Mıhlamayı öyle zarif ve ustaca yapıyor ki, adeta okuyucusuna kerem ediyor. Aklından çıkarılmamak üzere!

Kitabı okumaya başladığınızda, onlarca kapının olduğu upuzun, karanlık, dar bir koridorda sessizce yürümeye koyuluyorsunuz. Kapılar çeşit çeşit! Okurken açacağınız bu kapıların altından bazen loş bir ışık süzülüyorken bazen de zifiri karanlık ürkütüyor sizi. Ama açtığınız her kapı koridorda ilerledikçe, yolunuzu usulca aydınlatmaya başlıyor. Kocaman çift kanatlı olanların çoğu yağlanmamış menteşelerinin gıcırtısıyla açılıyor. Geri kalanlar ise Bektaşi Dede’lerinin kapıları gibi, eğilerek girip yine eğilerek geri geri minnetle çıkabildiğiniz küçük olanlar. Belki şaşıracaksınız, okuyucusunun yolunu en çok aydınlatan kapılar, zifiri karanlık olanlar.

İlk açtığınız kapı sizi zamanda yolculuğa çıkaran geri dönüş tekniğiyle Osmanlı’ya ve şimdiye gidip gelen “Nü Peride” kapısı. Nü Peride, Hakan Akdoğan’ın henüz üniversite öğrencisiyken yazdığı, ödüllü ilk romanı! İnsanlığın ilk kötülüğünden yola çıkılarak elma ağacı metaforuyla yazılmış, resim sanatının da konu edildiği olağanüstü bir kurmaca. Aslına bakarsanız Kirpi Mesafesi’nin tohumları geçtiğimiz yüzyılda ekilmiş, bunu görüyorsunuz Nü Peride’de.

Çift kanatlı kapıların ardında Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ı, Kafka’nın Dönüşüm‘ü, Camus’nun Yabancı‘sı, Sadık Hidayet’in Kör Baykuş‘u ve Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü ile yaralarınızın çeşitlerini görüyorsunuz. İnsan neden kötüdür, ne zamandır kötüdür, diyorsunuz. Neden sustuğumuzun, ne zaman bağıracağımızın cevaplarını buluyorsunuz. İkna edilmenin de bir çeşit şiddet, hatta en ağır şiddet olduğunu kavrıyorsunuz. Bir çift kanatlı kapı var ki, oradan Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar‘ına girip burada günlerce kalabilirsiniz. Tutunamayanları değil, tutunmayanları bulmak için.

Kirpi Mesafesi her ne kadar sevgi mesafesi olarak adlandırılsa da, öğrenilmiş yaralamama mesafesi demek daha doğru bir tanım bence. Dikenlerinizi batırıp acıtarak, yaralayarak ve acıyıp yaralanarak ancak öğrenebiliyorsunuz bu mesafeyi. Kitap, bu mesafeyi ayarlamanın ipuçlarıyla dolu!

Milyonları öldürmekle bir çocuğu üzmek aynı şeydir, evet kesinlikle aynıdır. Bektaşi kapılarından birinde görüyorsunuz bunu. Yetişkinlikte çocukluğunuzun intihar ettiğini de. Hiroşima’ da, Nagazaki’ de ve Çernobil’de önce saçları tutuşan ardından kül oluveren çocukları da.

Eğilerek girdiğiniz kapılardan birisi Tarkovski’nin Ayna‘sını çıkarıyor karşınıza. Utancı, ayıbı, arzuyu, ötekileştirmeyi, şiddeti ve kendinizle yüzleşmeyi burada buluyorsunuz. İnsanın acıya mecbur olduğunu, durumuna göre bir acı seçtiğini, seçtiği bu acıyla da yaşadığını anlıyorsunuz. Paranın muhteşem bir kölelik malzemesi olduğunu da!

Romanın ana karakteri Sorgun, Hakan Akdoğan’ın doğum yeri aynı zamanda. Kitaptaki dört karakterle kurgu o kadar güzel örülmüş ki, okurken bir yandan kitap bitmesin diye aheste okuyorsunuz, diğer yandan sonunu merak ettiğiniz için de bir an önce bitiresiniz geliyor. Aslında bunu baştan söylemeliydim, romanda “Ve” bağlacını hiç bulamayacaksınız çünkü kullanılmamış. Hatta Kör Baykuş’tan alınan cümledeki ve bağlacını da kullanmamak için Ve’nin üzerine sakız yapışmış. Bu sayede roman daha sade daha olgun daha öz olmuş.

Kitap, dört kişilik şahane bir tiyatro oyunu olacak kanımca. Doğrusu sahnede seyretmek için sabırsızlanıyorum.

Yine eğilerek girdiğimiz kapılardan biri, Philadelphia filmine ulaştırıyor bizleri. Umberto Giordano’nun bestelediği, İstanbul doğumlu Fransız şair Andrea Chenier’in biyografisini içeren aynı adlı (Andrea Chenier) operanın La mamma morta aryasını Maria Callas’ın o eşsiz sesinden dinliyorsunuz. Bu kapı yaşadığımız acıların, ötekileştirmelerin, hatta kötülüklerin onarılması için çareyi de sunuyor aynı zamanda. Sanat ve özellikle bizi bize anlatan edebiyat merhemimiz diyor.

Roman çok gerçekçi, bir o kadar da hüzünlü bir alıntıyla başlıyor. “Bir oyun oynuyorlar. Oynanıyormuş gibi yapma oyunu. Oyunlarını gördüğümü belli edersem onlara, kuralları bozmuş olurum, o zaman cezalandırırlar beni. Onların oyununu oynamaktan başka çarem yok, oyunu gördüğümü görmeme oyunu.” (2) Bu cümleler kitapta neler bulacağınızın sinir uçları gibi peşin peşin acıtıyor.

Yazarın müzik ve resim sanatından esin aldığı aşikâr. İncelemeye böyle baktığımızda kitabın bir rengi var doğrusu. Roman grinin tüm tonlarını içeriyor. Guernica nasıl yalnızca gri tonlarda yapılmışsa ve her karesi başka bir acıyı ya da olayı anlatıyorsa, Kirpi Mesafesi de her bölümünde aynısını yapıyor.

Okuyucu aslında Kirpi Mesafesi’nde bir tabloyu yani Guernica’yı okuyor.

 

 

(1) Kirpi Mesafesi, Hakan Akdoğan, Eksik Parça Yayınevi, 2019.

(2) Düğümler, Ronald David Laing, Çev: Nesrin Demiryontan, Metis Yayıncılık, 2017.