Fotoğraf: Nicolás Haro

 

“Bird, kımıldamadan, başhekimin kendisini toparlamasını bekledi. Bir canavar mı? Ne türden? Başhekim, ‘nesne’, demiş, Bird bunu ‘canavar’ diye anlamıştı. Bird kendisini tanıtırken, ‘Baba benim,’ demişti ve doktorlar yüzlerini buruşturmuşlardı, çünkü onlar da başka bir şey anlamış olmalıydılar: ‘Canavarın babası benim.’”

Beklemek, ölümü beklemek, bir yakınının ölümü; baba, anne, kardeş, amca, hala, dayı, teyze ya da başka bir tanıdık, anılarda bolca yer edinen biri; bunların ölümü acıdır, bir çocuğununki ise trajedidir. Kenzaburo Oe’nin Kişisel Bir Sorun romanı bir adamın, evli bir adamın ve biraz sonra doğum yapacak bir kadının kocasının dünyanın başka bir yerini gösteren haritasına “bir geyiğin mağrur zarafetiyle” bakarken iç geçirmesiyle başlar. Uzaklara, başka dünyalara duyulan özlemin iç çekimidir bu iç çekiş. Arzulanan, düşü kurulan dünyanın, yaşadığın dünyanın dışına taşmanın özlemi. Aynı paragrafın içinde doğum yapan ya da doğum sancıları çekerek inleyen bir kadın, biraz sonra bir bebeği rahminden dış dünyaya salacak olan bir kadın. Ya da babanın deyişiyle bir canavar’ı… Kafasında koca bir tümörle ya da iki başlı (yapıtta geçtiği şekliyle) olarak dünyaya gelir bebek. Anormal bir bebek, yaşamı da ölümü de beklemede olan bir bebek, yaşarsa bile normal bir bebek olma ihtimalinin çok düşük olduğu söylenen bir bebek.

Baba Bird, hastane çalışanlarının hor gören ve aşağılayan bakışları arasında ilerler, karşılaştığı ya da temas ettiği insanların kaba davranışlarına maruz kalır. Bu anomalili bebek bir anda babanın gözünde hayatının ortasına koca bir kazık çakmış gibi görünür. Babanın hayatını ve hayallerini sonlandıracak… Elbette düşünü kurduğu, defalarca rüyalarına girmiş olan Afrika gezisi planı bu küçük canavar sayesinde noktalanacak.

Okur olarak bizler, Gregor Samsa’nın dış görünüşünün baba Samsa’nın çocuğuna benzemeyen koca bir böcek olduğunu okusak da böceğin içinde insan ve oğul Gregor’un hep yaşadığını, hiç ölmediğini biliriz. Kenzaburo Oe’nin Kişisel Bir Sorun yapıtı tam da baba Samsa’nın bakışından gören bir roman: Böcek ya da bebek canavarın hisleri yoktur, biri değişim geçirmiştir, öbürü ise hisleri ya da acısı olmayacak kadar anormaldir.

Böcek Gregor’un ölümüyle Samsa ailesi seyahate çıkmaya karar verir ve yapıt bir tren vagonunda geriye kalan Samsa ailesinin rahat bir nefes almasıyla son bulur. Oe’nin Kişisel Bir Sorun yapıtında ise bu bir adım daha ileriye taşınır ya da bir adım daha gerisi sorgulanır. Peki, ya sonra? Çocuklarının ölümünde sorumlu olduklarını düşünmeyecekler mi? Çocuklarının ölümünden sorumlu hatta öz be öz yavrularını öldürerek cinayet işlediklerini düşünmeye başlayan ya da başlayacak olan aile ya da baba, bundan sonra rahat bir uyku çekebilir mi, mümkün mü bu, bir canavar bile olsa kendi varlıklarından oluşmamış mıdır ölen? Asıl trajedi bundan sonra başlamaz mı?

Kişisel Bir Sorun’daki babanın huzursuzluğu, çocuğunun ölmesi için her türlü koşulları sağlamaya çalışması Baba Samsa ya da geriye kalan Samsa ailesiyle birebir aynı değilse de benzerdir ve her iki yapıtta da ailenin diğer üyelerinin rutin hayatları sekteye uğramıştır.

“Öldür onu ve cesedini düz!” Babanın huzursuzluğu ve öfkesi o kadar büyüktür ki ona kucak açan arkadaşına bile bakışı cümledeki gibi serttir. Aslında Kişisel Bir Sorun intihar bahsinin bolca geçtiği, okuru dikenler üstünde kanata kanata yürüten neredeyse tamamı bıçak ağzı gibi keskin bir yapıt, ama yine de sonu Kafka’nın böceğininki gibi trajediyle değil de umutla ve sabırla bağlanır, bu da bir şeydir. Ya da belki de Kenzaburo Oe bu yapıtıyla, Kafka’nın babasına gönderdiği mektupta dediği gibi: “Bir annenin ya da bir babanın çocuğu için yapacağı tek şeyin, dünyaya geldiği zaman onu sevgiyle karşılamasıdır” sözünü anımsatmak istemiştir.

 

Kenzaburo Oe, Kişisel Bir Sorun, Çev: Hepa Çopurgil, Can Yayınları, 2010.