Hikâyeyi anlattıran bir dürtü vardır; “Sana bir şey söylemek istiyorum.” Bize çok şey söylüyor Grace Paley, annelerle, anneannelerle, teyzelerle, çocuklarla, eski kocalarla… Bol diyaloglu, sıkıcı betimlemelerden uzak, içimizi ferahlatan soğuk su gibi akıp gidiyor öyküler.

İlk öyküleri 1959 yılında yayınlanmış ve bu kitap ilk öykü kitabı. Öykülere 1940’lı ve 50’li yıllar, savaş sonrası yaşananlar sinmiş ancak boğucu bir atmosfer yok. Yoksulluklara, yoksunluklara rağmen kederlenmeden, yüzünüzde ufak bir gülümsemeyle bitiriyorsunuz kitabı. Babasız çocuklar, işsizlik, parasızlık hayatın gerçekleri, elbet gün gelir devran döner, her şey yoluna girer. Kocalar eşlerini terk eder, terk edilen kadınlar pes etmez, ayakta kalır, çocuklarını büyütür, yola devam ederler. Ne de olsa her şey olacağına varır. Yazarın ironi yüklü dili, politik aktivist kimliğiyle ortaya yalın ama muhteşem öyküler çıkmış.

On öyküden oluşan kitabın ilk öyküsü Hadi Güle Güle, Uğurlar Olsun. Öykü, Rose teyzenin yeğenine gençliğini, güzelliğini anlatmasıyla başlıyor. “Bazı çevrelerde çok beğenilirdim,” diyor Rose Teyze. “O zaman da zayıf değildim, yalnız vücudum daha sıkıydı.” İşe giriş serüvenini ve orada hayatının erkeği ile karşılaşmasını samimi, esprili bir dille anlatıyor. Sevdiği adam evli çıkınca ona hadi güle güle, uğurlar olsun diyor ama annesinin, kız kardeşinin bulduğu koca adaylarını da hiç düşünmeden geri çeviriyor. Elli yaşına geldiğinde kendisinden on sekiz yaş büyük ilk aşkına geri dönüşünü mazur görmeyen kardeşine yeğeni aracılığıyla sesleniyor: “Sonunda bir kocam olacağını söyle ona, ki herkesin bildiği üzere, bir kadının hikayesi sona ermeden önce hiç değilse bir tane kocası olmalıdır.”

“Hem Genç Hem İhtiyar Bir Kadın” öyküsünü 14 yaşındaki Josephine’nin ağzından dinliyoruz. Le Monde okuyarak Fransız kocasının yolunu gözleyen annesini, sürekli para biriktiren anneannesini, 17 yaşındaki teyzesi ve erkek arkadaşı Onbaşı’yı, küçük kız kardeşini anlatıyor bize. Teyzesinin erkek arkadaşını elinden alan Josephine onbaşıyla evlenmeyi kafasına koyar ancak kanunen yaptırmak zorunda oldukları testin sonucunda evlenemezler. “… anneannem, uçkuruna düşkün delikanlıların işte böyle elleri böğürlerinde kalakaldıklarını ama modern tıbbın bizi çok yakında birleştireceğini söyledi.” Karamsarlığa yer yok! Hevesi kursağında kalmışlar otobanında ilerlerken annesinin evlenip bu defa mutluluğu yakalamasıyla son buluyor öykü.

“En Gür Ses”, okul piyesinde görev alan Shirley’in hikâyesidir. Gür sesli çocuk Shirley, Yahudi bir ailedendir ve annesi Noel piyesinde görev almasını istemez. Sesi çok çıktığından annesi tarafından sürekli uyarılan -Lütfen Shirley, biraz sessiz ol- Shirley ise öğretmeninin verdiği piyesi yüksek sesle okuma görevini memnuniyetle kabul edip başarıyla yerine getirir. Yurtlarından uzakta farklı din ve kültürlerin çatışmasını yaşayan insanların kaygısını, korkusunu yine yalın bir dille, diyaloglara dayanarak anlatıyor Paley. Amerika Birleşik Devletleri’nde doğup büyüyen Paley’in ailesi Ukraynalı sosyalist Yahudilerdi ve bu durum muhalif tavrıyla öykülerde kendini hissettiriyor.

Yazar, çocukları küçükken parklarda çok uzun zaman geçirdiğini söylüyor bir röportajında. Diyaloglarındaki ustalığı sanırım buradan geliyor. Gündelik hayat, insanların arasına karışmak, kadınları ve çocukları dinlemek, “Hayattan Bir Beklenti” öyküsüne kaynaklık etmiş olmalı.

Öykü, “Kocam bir Noel öncesi, bana süpürge hediye etti” cümlesiyle başlıyor. Basit ama çarpıcı bir ilk cümle. Bir kadına çiçek vermek yerine süpürge hediye etmek derin anlamlar taşıyabilir. Ben gidiyorum, sen de bütün geçmişini bu süpürge ile temizle! Kocasının orduya katılıp çocuklarıyla bir başına bıraktığı Virginia anlatıyor yaşadıklarını. Ne de olsa orduya katılmak bir tür evi terk etmektir.

“On gün sonra Girard, ‘Babam nerede?’ diye sordu.”

“Bana soru sorma ki sana yalan söylemeyeyim.”

Dört küçük çocukla bir başına kalan Virginia hayatta kalma mücadelesi verir, sosyal hizmetlere başvurur, yine de her sabah rujunu sürmekten vazgeçmez. Öykünün sonunda kocası gideli iki buçuk yıl olmuştur, ama bir akşam çıkageleceğinden ümidi kesmemiştir. Gerçekte olmasa da rüyalarında, hayallerinde döner kocası.

“O puantiyeli muşambanın üzerinde biraz olsun rahat bir pozisyon almama fırsat kalmadan, olduğum yerde üstüme çıktı ve işin doğrusu, öylesine mutluyduk ki, önlem almayı unuttuk.” Paley’in öykü kahramanları onları derinden sarsacak acılar yaşasalar da okuyucuyu depresif hallere sokmadan yola devam edebiliyorlar.

Öyküler, akıcı diyaloglarla ve konuşma diliyle ilerliyor, söyleyecek sözü bittiğinde öykü son buluyor. Reşit olmayan bir kızı baştan çıkarıp sonunda onunla evlenmek zorunda kalan Charles’dan dinleyelim: “Derken bendeniz Charles C. Charley, usulca, burnunun tam ucundan öptüm onu, vallahi de şakacıktan bir öpücüktü bu, yemin etsem başım ağrımaz.” Hemen inanıveriyoruz Charles’a.

“Uzun ve Mutlu Bir Hayattan Hüzünlü İki Kısa Öykü” bile adına rağmen hüzünlendiremiyor. Birbirine bağlı iki öykü, Faith ve çocukları üzerine kurulu. İlk öyküdeki kocalar Silik ve Soluk adındalar, erkek egemen bir toplumda kocalar dışarıda çalışır, kadın evi temizler, yemek yapar ve çocuklara bakar. Eski ve yeni koca Silik ve Soluk adları gibi, aslında yoklar, evi ayakta tutan kadın, evin direği kadın. Faith siyasetten, ciddi meselelerden de konuşabilir, çocuklarla oyun da oynayabilir. Zaten diğer öyküde kocalar yok, erkek arkadaşı çocukların yetiştirilişi üzerine laf söyleyince kafasına kül tablası atıp onu da gönderiyor evden.

“… Zira evi geçindirebilmek uğruna tek elim gece gündüz daktiloda olduğu halde yetiştirdim bu çocukları. Onları bir başıma, banyoda kendilerini özdeşleştirebilecekleri bir baba olmaksızın büyüttüm; bu bakımdan çocuk bahçesindeki bütün diğer küçük oğlanlardan ayrılıyorlar.”

Grace Paley aramızdan ayrılalı epey olmuş. Arkasından konuşmak gibi olmasın ama tembel bir yazarmış. Üç öykü kitabı ve şiirler, bu kadar. Umarım diğer iki öykü kitabı da dilimize çevrilir de okuma imkânı buluruz.

 

 

Grace Paley, İnsana Hiç Rahat Yok Kendinden, Çev: Aylin Ülçer, Yüz Kitap Yayınları, 2014.

 

Paylaş
Önceki İçerikModern İnsan: Bir Özelleştirme Hikayesi
Sonraki İçerikNiçin Okuyorsunuz?
Avatar
17 Aralık 1972’de Heybeliada’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünde okudu. Halen Eskişehir’de Felsefe Gurubu öğretmenliği yapıyor. Öyküleri Yaratım, Kül Öykü, Kalem, Özgür Edebiyat, İzafi, Sarnıç, Lacivert, Dünyanın Öyküsü, Öykü Gazetesi, Notos Öykü dergilerinde ve Galapera Öykü fanzinde yayınlandı. "Denizini Arayan Kadınlar" (Kül Sanat-2009) ve "Belleğin Bahar Temizliği" (Notabene- 2015) olmak üzere iki öykü kitabı var.