Deniz Poyraz

23 Mayıs 2018

 

José Eduardo Agualusa, Afrika’nın en önemli yazarları arasında sayılıyor. Kurgusunu Angola İç Savaşı’nın puslu atmosferinde ördüğü Unutmanın Genel Teorisi adlı romanı, taşıdığı adın aksine hiçbir zaman unutulamayacak anların, hem ruha hem zihne kazınan acıların, en önemlisi de halkların vicdanında açılan o kapanmaz yaraların hikâyesi… Ulusal ve uluslararası alanda birçok saygın ödüle layık görülen Yazar Agualusa hem romancı hem de gazeteci olarak, kalemiyle, ülkesinin sesi ve vicdanı olmaya devam ediyor.

İç savaşların belki de en belirgin özelliği, hiçbir zaman bir “iç savaş” olarak kalmamasıdır. Dalları dışarı taşan zehirli bitkiler gibi iç savaşlar da yabancı devletlerin gerek askeri gerek lojistik müdahaleleriyle serpilip büyürler. Angola’da yirmi yedi yıl süren ve en az yarım milyon insanın hayatına mal olan iç savaş da uluslararası güçlerin gövde gösterisine sahne olmuş. Güneybatı Afrika’da yer alan Angola, 1975’te Portekiz’e karşı yürüttüğü bağımsızlık savaşından zaferle çıktıktan sonra, ne yazık ki hemen hemen tüm Soğuk Savaş aktörlerini cezbeden bir iç savaş tecrübesi yaşamış. Binlerce askerini enternasyonalist görev için Angola’ya gönderen Fidel Castro yönetimi Güney Afrika Ordusunu yenerek özellikle beyazların Afrika’da yenilmez olduğuna dair efsaneyi yıkacak ve siyahların kendilerine olan güvenlerinin yerine gelmesini sağlayacaktır. ABD, ülkedeki işbirlikçilerine verdiği yardımı kesecek, kendince yeni bir Vietnam Savaşı’nın yaratılmasına engel olmak isteyecektir. Baskın Oran’ın ifadesiyle, “Balkanlaştırmanın neredeyse bir kural olduğu Afrika’da parçalanma, bölünme ve yabancı güçlerin cirit atmasına, Angola kadar hiçbir Afrika ülkesinde rastlanmamıştır”. Neticede Portekizlilerin Angola’yı terk ettikleri gün olan 11 Kasım 1975 tarihinde Angola’nın bağımsızlığı ilan edilecek ve gerilla-şair Agostinho Neto, ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olacaktır.

Savaş hâlindeki bir ülkede küçük bir gürültü yetiyor üç başlı ejderhayı uykusundan uyandırmaya. Arızalı bir arabanın egzozu, bir roket, herhangi bir şey. Pencerenin öte yanında olanlardan korkuyor insan. Radyoların evlerin içine taşıdığı ölüm haberleri, tedirginliği daha da arttırmaktan başka işe yaramıyor. Romanın başkahramanı ve anlatıcısı Ludo, her sese yabancı artık. Dışarıdakilerin konuştuğu Portekizce, onun Portekizcesi değil… Ailesi dağılmış, dünyası başına yıkılmış, kahverengi gözleri felaketin en alaca renklerine boyanmış. Sağlıklı bir gökyüzünde ortaya çıkmayacak kadar keskin renkler bunlar. Payına düşen nefes aralığında, başından geçenleri kağıda aktarıyor.

“Geçecek hepsi yoldaş, kötülük bile dinlenmeye ihtiyaç duyar…” diyor bir asker. Lakin geçmiyor. Günler sıvıymışçasına hızla akıp giderken kötülük sadece elbise değiştiriyor. Artık ne yazacağı bir defteri ne de kalemleri var Ludo’nun. Artakalan kömür parçalarıyla duvarlara kısa satırlar yazabiliyor. Yediği yemekten, içtiği sudan, yaktığı ateşten ve kullandığı sıfatlardan tasarruf ediyor. Bir gün köpeği Fantasma’yı kıtlıktan çıkmışçasına bir güvercini yakalamış yerken buluyor. Aklına birden bire basit bir kuş kapanı hazırlayabileceği geliyor. Seneler yapayalnız ve yoksunluk içinde geçerken, insan kendini aşıp her koşula uyum sağlayacak hâle nasıl bunca kolay gelebiliyor?

Büyük kelimelerle dolan esmer ağızlar. Açlıktan kokan nefeslerde sosyal adalet, özgürlük, devrim nidaları. Hapishanelerde çürüyen, hasta olan, yitip giden insanlar… Biri bu gidişe son vermeli, lakin nasıl olmalı? Okur, soluk soluğa okuyacağı romanın sonunda bir kere daha ikna oluyor ki devrim, yoksulları yemek masasına oturtmakla başlamalı!

Kanatlarını açıp gelen bir güvercinin kursağındaki elmas parçaları mı değiştirir bir insanın yaşamını yekten, yoksa kuşun ayağına bağlı küçücük kağıt parçasının içindeki iki satırlık not mu? Unutmanın Genel Teorisi, savaşın kalabalığında ve açlığın coğrafyasında kirlenmeden, umudunu yitirmeden ayakta kalmaya çalışan bir kadının romanı. Vicdanın ve sağduyunun dramatik, fakat gerçekçi hikâyesi. Mutlaka okunmalı.

 

Unutmanın Genel Teorisi, José Eduardo Agualusa, Çev. Sevcan Şahin, Timaş Yayınları, 2018.

 

 

Deniz Poyraz – Özyaşam Öyküsü

1991’de Lüleburgaz’da doğdu. Lise öğrenimini Lüleburgaz Anadolu Lisesi’nde tamamladı. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki mühendislik eğitimini yarıda bırakarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’ne kaydoldu. Mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi’nde Yayıncılık Yönetimi alanında yüksek lisansa başladı. Eleştiri, makale ve röportaj türündeki çalışmaları Ayrıntı, Duvar, Evrensel Kültür gibi dergilerde, BirGün gazetesinde ve kitap ekinde, ayrıca Bianet, İyikitap gibi çeşitli internet sitelerinde yayımlandı. İlk kitabı Emine’nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler İletişim Yayınları’ndan çıktı. Edebiyat alanında çalışmalarını sürdüren yazar İstanbul’da yaşıyor.