Vakkas Çolak

31 Mayıs 2018

Mem ile Zîn mesnevisi, Kürt şair, mutasavvıf, bilge, filozof ve müderris Ahmedê Xanî’nin 1695 yılında 44 yaşında iken yazımını tamamladığı ve 2657 beyit ve 60 bölümden oluşan aşk’ı amaç edinip kendi ifadesiyle inciye benzeyen Kürt lisanı ile edebi ve estetik açıdan bir şaheser metin ortaya koyma iddiası ile yazılmış klasik bir eserdir. Bunu şu beyitlerle açıkça dile getirir:

 

Ki elalem çıkıp da demesin, Kürtler

Yeteneksiz, hünersiz, temelsizdirler

 

Türlü türlü milletler kitap sahibi

Yalnızca şu Kürtlerin yok nasibi

 

Mem ile Zîn estetik kaygı ile yazılmakla beraber, Doğu edebiyatını temelini oluşturan Arapça, Farsça, Türkçe gibi diller arası edebî ilişkileri (Xanî bu dillere de hâkimdir ve şiirler yazıp eserler vermiştir) ve bu diller üzerinden şairlerin üstünlük iddialarını ifade etmeleri bağlamında da -ki klasik Fars edebiyatının iki usta ismi ve mesnevi yazarı Nizami Gencevi ve Molla Cami’ye de göndermeler yaparak Kürtçenin edebi estetiği acısından onlarla kendisini dolaylı olarak mukayese eder- okunabilinecek cok katmanlı bir eserdir. Çünkü Xanî bu mesnevi ile, Mem ile Zîn’in aşklarını bahane ederek bir yandan şair olarak performansını sergilemiş, bir yandan da dönemin Osmanlı ve İran imparatorluklarının sanat, edebiyat ve resmi  dilleri olan Farsça ve Türkçeye karşı Kürt dilinin edebî gücünü göstermenin yanında da kendi felsefi, tasavvufi ve akaidi görüşlerini de hikâye içinde işlemiştir.

 

Öte yandan, Mem ile Zîn, Kürtçenin ilk aşk mesnevisi olmasına rağmen, hikâye konusu bakımından da özgündür. Çünkü Klasik Doğu edebiyatında işlenen konular âdet olduğu üzere Tevrat, İncil, Kur’an gibi kutsal kitaplar ya da Arap, İran, Yunan ve Hint kıssa destan ve hikâyelerinden alınıp yazılmıştır. Ahmedê Xanî, özgün bir eser ortaya koymak için, hikâyenin konusunu binlerce yıllık kadim Kürt sözlü destanı Memê Alan’dan almıştır. Bu destandaki kahramanları yeniden yorumlayıp diriltmiştir. Bunu da şu beyitte açıkça ifade eder.

 

İç derdin şehrini efsane kılayım

Ve mem ile Zîni bahane kılayım

 

Perdeden öyle nağme çıkarayım ki

Yeniden dirilteyim Mem ile Zîni

 

Xanî, bu eserin “taklit” ve “çalıntı” olmadığını bu beyitle,

 

Amma toplamadım kimsenin bağından

Hırsızca çalmadım elin bağından

 

Eserin “ödünç” bile olmadığını ve kendi fikirlerinin, özgün ve yeni olduğunu ise aşağıdaki beyitlerle ifade eder,

 

Kelimeler, anlamlar ve ibareler

Düzyazı ve yapılar ve işaretler

 

Konular ve amaçlar ve hikâyeler

İmalar, menkıbeler ve dirayetler

 

Ve üslup ve sıfat ve anlam ve sözler

Asla ödünç almadığımız şu şeyler

 

Hepsi neticesidir kendi fikrimin

Kız oğlan kızdır, say yeni gelin

 

Bununla da Kürt dilinin estetik imkanlarını göstermek istemiştir.

 

Bu meyve eğer taze sulu değilse

Kürtçedir o, bu kadar yarıyor işe

 

Bunu yaparken Xanî’nin kendi dönemine kadar Arapça, Farsça ve Türkçe gibi dillerde yazılan başat mesnevileri okuduğu ve onlar üzerinde çalıştığı açıkça görülmektedir. Çünkü karşılaştırma yaparken Ferhad ve Şirin, Vamık ve Azra, Leyla ve Mecnun gibi Doğu klasiklerine göndermelerde bulunur.

 

Ahmedê Xanî, bu çok katmanlı aşk mesnevisinde Kürtlerin sosyal ve siyasal problemlerine de değinir. Hatta Xanî, Kürtlerde ulusal bilinci uyandırmaya çalışan ilk şahsiyettir. Kendi selefi olan Melayê Cizirî de ulusal bilinç konusuna değinir ama bu sadece dil ile sınırlıdır. Xanî hem dönemin siyasi panaromasını çizer hem de teşvik ve tavsiyelerde bulunur. Bu ise sadece dil ile sınırlı kalmaz. Diğer komşu milletlerle kıyaslamalarda bulunur. Kürtlerdeki kahramanlık, cesaret, yiğitlik, ustalık, zekilik ve kabiliyetli olma gibi karakter özelliklerine göndermeler yapar ve onlardaki ulusal bilinci uyandırmaya gayret eder.

 

Şaşırıp kaldım Allah’ın hikmetine

Tokyo’da Kürtçe öğrenip Mem ile Zin okuyan bir Japon öğrenci.

Kürtler şu garip dünya devletinde

 

Acaba ne sebeple mahrum kalmışlar?

Hepsi birden ne için mahkum olmuşlar?

 

Her bir mirleri Hatem cömertliğinde

Her bir erkeği Rüstem yiğitliğinde

 

Dönemin Kürt Mir ve Beylerini, Kürt diline ve Kürt şairlerine sahip çıkmamalarından dolayı eleştiriler getirir bu eleştirisini Kürtçe yazmayanlara da yöneltir. Kürtlerin bölünmüşlüğü, sahipsizliği, devletsizliği, Osmanlı ve İran imparatorlukları arasında sıkışmışlığı ve bu imparatorlukların onların topraklarını sürekli savaş alanı olarak kullanması ve yıkımlarda bulunmasından da bahseder.

 

Bir bakıver Araplardan Gürcülere

Bak hele burç ve kale olmuş Kürtlere

 

Türkler ve Acemlere set olmuş Kürtler

Dört bir tarafa doğru dağılmış Kürtler

 

Her iki yandan Kürt aşiretlerini

Oklarına hedef yapmışlar hepsini

 

Osmanlı denizi ve Acem denizi

Ne zaman kımıldanıp taşsalar yani

 

Kürtler kan ve revan içinde kalırlar

Bir berzah gibi onları ayırırlar

 

Klasik dünya edebiyatında İspanyollar için Cervantes ve Don Kişot, İtalyanlar için Dante ve İlahi Komedya, İngilizler için Shakespeare ve Hamlet, Fransızlar için La Fontaine ya da Jean J. Russoue, Farslar için Firdevsi ve Şahname; dil, kültür ve edebiyatları için ne ifade ediyorsa Ahmedê Xanî de Kürtler, Kürt dili, edebiyatı ve kültürü için aynı şeyi ifade eder.

 

Xanî, Sovyet Rusyasının Ermeni asıllı ünlü şarkiyatçı, akademisyen ve yazar Joseph A. Orbeli’ye (1887-1961) göre; Gürcülerin Shota Rustaveli’si ve Farsların Firdevsi’si ile doğunun üçüncü öğretmenidir. Bu konuda 2002 yılında H. Mem İstanbul Kürt Enstitüsü yayınlarından çıkan Üçüncü Öğretmen Xanî adlı geniş çalışmayı hazırlamıştır ve Türkiye’de edebiyat çevrelerince de yeterince tanınmayan daha doğrusu kimi çevrelerce dar bir alanda değerlendirilen bu bilgeyi farklı yönleriyle ele almıştır.

 

Joseph A. Orbeli ile aynı dönemde yaşayan ve hem diplomat hem de oryantalist olan Basil Nikitin(1885-1960) Kürtler adlı kitabında Xanî’yi şöyle tasvir eder: Dil üzerine sürekli çalışması, derin bilgisi, tartışılmaz şiir kültürü, ayrıca sıkı sıkıya dile bağlı olarak ortaya koyduğu imgelerdeki çok içten, yürekten gelen karakter, işte bütün bunlar Xanî’ye en sevilen Kürt şairi olma erdemini kazandırmıştır.

 

Hikâye bir Newroz akşamı kıyafet değiştirerek gezmeye çıkan iki erkek ve iki kız kardeşin karşılaşması ve birbirlerine aşık olmasıyla başlar ve sonrasında meydana gelen olaylar zinciriyle devam eder. Zîn ile Sitî kız kardeştir, Mem ile Tacdin çok yakın arkadaştırlar. Aynı zamanda yiğitlikleriyle meşhur iki yiğit savaşçıdırlar. Hikâyede kılık değiştirme imgesi birkaç defa değişik karakterler tarafından tekrarlanır. Aşık olma ise anlıktır, yani hikâyenin dört kahramanı karşılaştıklarında kısa bir zaman dilimi, sadece göz teması ve ten çekimi ile aniden birbirlerine aşık olurlar. Bu kısa ve anlık zaman dilimi içinde aşık olma olgusu Kürt edebiyatında sıkça rastlanılan bir durumdur.

 

Zîn ve Sitî, iki kız kardes, Mir ailesindendir ve Botan Miri (günümüzde Şırnak, Batman, Siirt, Mardin bölgesini kapsayan yer), Mir Zeydin’in kız kardeşleridir. Mem ve Tacdin’in babaları Mir Zeydin’in sarayında katip olarak çalışırlar. Tacdin ve Mem’in kardeşleri ve arkadaşları da yiğit savaşçılardır ve Mir de onları yakından tanımaktadır. Tacdin, Mem’e göre biraz daha soyludur. Mem ve Tacdin, Zîn ve Sitî’nin güzellikleri ve bu durum karşısında kendilerinden geçip bayılırlar, Zîn ve Sitî onların parmaklarına birer yüzük takarlar ve iki genç bu aşk sarhoşluğu ile uyanır ve bu iki yüzüğün sahiplerini aramaya koyulurlar. Xanî, hikâye içinde yüzük ve küpe imgesini birkaç defa kullanır çünkü bu imgeler birilerine ait olmanın nişanıdırlar. Zîn ve Sitî cenahında da durum farklı değildir, aşk ateşi ile yemeden ve içmeden kesilip yataklara düşer ve hastalanırlar. Durumun farkına varan dadılarının yardımıyla büyücüye başvurarak o gece yüzükleri verdikleri gençleri bulmaya çalışırlar. Sonunda yüzükler ve sahipleri bulunur. Tacdin yüzüğünü iade eder ama Mem yüzüğü vermez çünkü gördüğü, aşık olduğu insandan kalan nesnedir. Bu nesne ile onu ve aşkını yaşamak, hissetmeye devam etmek ister. Tacdin muradına erer ve Sitî’ye kavuşup, büyük bir düğün töreni ile evlenir. Dünyevi olan aşkını elde etmiştir. Fakat Mem bunu elde edemez, bu dünyada muradına eremez ve bir sürü engel ile karşılaşır. Aşkını Dicle nehri ve rüzgara da anlatır ki yine orijinal imgelerdir bunlar. Mir, kardeşini ona vermeye yanaşmaz ve aralarına kötülüğü sembolize eden Bekir(Beko) girer. Mem aşkından vazgeçmez ve mücadele eder. Bu durum onu Mir ile satranç yarışına kadar götürür. Kötülüğün temsilcisi Beko hikâyede hilebazlık, fitnecilik, fesatlık ve akla gelebilecek her türlü pis işler ile meşhur bir veled-i zina olarak tavsir edilir. Mirin has adamlarındandır. Mir bunu bilir ve hatta hikâyede adaleti temsil eden Tacdin’e, böyle kötü insanların iktidarları için gerekli olduğunu da ifade eder. Mem iyi bir satranç ustasıdır. Tam Miri yenip Zîn’e kavuşacakken Beko’nun planı işler. Beko pencereden Zîn’in yüzünü gösterir ve Mem, Zîn’i görmeye dayanamaz dikkati dağılır ve oyunu kaybeder. Mir onu zindana atar ve Mem ölümüne kadar zindanda kalır.

 

Xanî Mem’in aşkına ulviyet kazandırmak istemiştir çünkü Mem ile Zîn’in şahsında işlenen aşk dünyevi değil uhrevidir ve bunu anlatırken insanın ruhuna seslenir. Ama Tacdin’nin aşkı dünyevidir ve bu isteğini de Sitî ile dünya evine girerek elde eder. Xanî bu hikâyede o güne kadar sözlü ve yazılı Kürt edebiyatında yapılmayanı yapar ve yirmi beşinci bölümde  müthiş bir erotizm ile Tacdin ve Sitî’nin ilk gecesini betimler, “Bilinir ki Kürt sözlü edebiyatında belden aşağısına inilmez ve Kürtlerin fetişi memelerdir. Methiyeler hep ona ve yüz bölgesine yapılır’’. Xanî burada kendi tabiriyle kemerden aşağıya iner ve ikilinin ilk gecesini ve sevişmesini fil dişi, mercan, ok, hedef, inci tanesi gibi varlık ve eşyalarla açıkça tasvir eder. Mem ise burada Tacdin’in hem en yakın arkadaşı hem de sağdıcı olarak bir hafta boyunca onların evinin bahçe kapısında bekler.

 

Ama otuz dokuzuncu bölümde Mem ile Zîn buluşur ve burada da bir sevişme sahnesi karşımıza çıkar. Xanî, Zîn’i muma Mem’i ise onun etrafında dönen pervaneye (kelebek) benzetir. İki aşık önce bahçede sonra da Mirin odasında birlikte olurlar. İkilinin birlikle olma, murada erme istekleri kaza, farz, sünnet gibi ibadet terimleri ile betimlenir.

 

Boyuna kaza ve sünnetler kıldılar

Farz eğer öpmek ise ne zahmeti var?

 

beyiti ile sadece belli bir noktaya kadar birlikteliği onaylar ve bu birliktelikte en uç nokta öpmektir. Xanî burada ikilinin aşkına kutsiyet ve uhrevilik kazandırma derdindedir, onun için ileriye gitmez ve kemeri sınır olarak belirler.

 

İçlerindeki aşk haddinden fazlaydı

Ama kemer idi sevişme sınırı

 

ile bu sınır geçilmemiş olur. Mir, ahali ile çıktığı av dönüşü Mem’i odasında bulur ama Zîn’in fakına varmaz. Mem, Zîn’i abasının altına saklamıştır. Durumun farkına varan Tacdin, Mem’in aklını yitirdiğini Mir’e ifade eder ve daha sonra odadan ayrılıp kendi evini ateşe vererek ortalığı birbirine katar ve en yakın arkadaşı Mem’i içinde bulunduğu zor durumdan kurtarır. Daha sonra Beko yine devreye girecek ve o günkü durumu Mir’e anlatacaktır ve Mir de Mem’i cezalandıracaktır.

 

Hikâyenin sonlarında Mem zindanda iken Zîn’e olan mecazi ve dünyevi aşkından ilahi ve uhrevi aşka geçiş yapar. Mir sonradan gerçeği anlar ama yaptıklarından pişman olsa da bu bir fayda getirmez. Zîn zindanda Mem’i görür ve bu görüşme dünya gözü ile son kez görmedir. Mem orada ruhunu teslim eder ve ahirete intikal eder. Zîn de öleceğini bilmektedir ve vasiyetini hazırlar. Hikâyenin sonunda Mem’in mezarı üstünde o da ruhunu teslim eder. Kötülüğün sembolü olan Beko da Tacdin tarafından öldürülür fakat mezarda bile ikilinin arasına girer. Hikâyenin dünyevi kısmı böyle trajik bir şekilde son bulur. Xanî, hikâyenin bundan sonraki kısmında öbür dünyadan seslenir okuyucuya. Hikâye bu yönüyle Leyla ile Mecnun mesnevisine benzetilebilir. Mem ve Zîn’i konuşturarak ahiretteki mutlu birlikteliklerinden bahseder ve burada iyilik ve kötülük mukayese edilir. Kötülük olmadan iyiliğin kıymeti ve güzelliği ortaya çıkmaz bu nedenle ahirette onların kapıkulu bekçisi, dünyada ise  kötülüğün sembolü Beko’yu aklar. Beko da öbür dünyadan konuşur. Kendisinin sadece bu uhrevi mutluluğu ortaya çıkaran bir sebep olduğunu ve kınanmaması gerektiğini söyler.

 

Selim Temo 2016 yılında bir yıllık uzun ve yorucu bir çalışmanın sonucunda bu şaheseri Türkçe’ye çevirir. Daha doğru bir ifade ile yazmak gerekirse, bu eseri Türkçe’ye kazandırır. Türkçe ile anlaşamayıp şiir yazmaya jübile etmiş bir şair olarak, bu eseri, bu şekilde çevirmek sıradan bir çeviri değil Türkçe açısından da büyük bir kazanımdır. Çünkü Temo’nun çevirisi,  şimdiye kadar yapılan on iki çeviri arasında en eski Kürtçe orijinal nüshaya bağlı kalınarak yapılmış en özgün çeviridir. Ondan önceki çeviriler arasında en önemlisi medrese kökenli araştırmacı yazar M. Emin Bozarslan’ın çevirisidir. Bu eseri okuduğunuzda, Selim Temo sizinle metin arasına üçüncü bir şahıs olarak girmez, kendinizi tamamen orijinal bir eserle baş başa bulursunuz. Bu tür, mesnevi gibi, belli bir format ve kurallar bütünü üzerine inşa edilen klasik eserleri okurken anlamak ve zevk almak isteyen okuyucuların biraz Klasik Edebiyat bilgisine de sahip olmaları gerekir. Fakat bu çeviri de dikkatimi çeken noktalardan biri hiçbir klasik edebiyat bilgisi olmayan ve bu eseri alıp okuyan arkadaşlarımın da hikâyeden, dilin sadeliğinden ve akıcılığından müthiş etkilenmeleridir. Buna Avrupa’da yetişmiş, eğitim dili Türkçe olmayanlar da dahil. Bunun temel sebebi de çevirideki şairine özgünlüktür. Bu eseri okumaya başladığınızda çevirmenin notu kısmında hemen göze çarpar. Çünkü Selim Temo her iki dile hem bir şair hem de akademisyen olarak hâkimdir. Şiirin ve estetiğin ruhuna uygun olarak kendi ifadesiyle, “Xanî’den 321 yıl sonra onun eserini yazdığı yaşta, yani 44 yaşında bir tevafuk ile” 60 bölüm, 2657 beyit ve 5314 kafiye ile belki de kemale erdiği yaşta Kürtçe ile birlikte Türkçe’ye de en büyük hizmetini bir şair ve akademisyen olarak yaptığını düşünüyorum. Bütün eserlerini Türkçe yazan Yaşar Kemal ve bütün romanlarını Kürtçe yazan Mehmed Uzun gibi iki Kürt yazarın bir nevi vasiyetini yerine getirerek ruhlarını şad etme bahtiyarlığına ulaşmıştır Mamoste Selim Temo. Biz de bir gün Japonya’da mutlaka bu eseri kendisine anlattıracağız.

 

Bu özgün çeviri ile birlikte Mem ile Zîn üzerine daha fazla yazılacak, özellikle Kürtçe bilmeyen edebiyatçı akademisyen ve araştırmacılar için Xanî, farklı yönleriyle araştırmalara, araştırma alanlarına konu olacaktır.

 

Kaynaklar:

 

  1. Kürt Romanı Okuma Kılavuzu, Abidin Parıltı-Özlem Galip, Sel Yayıncılık, 2010.
  2. Kürt Edebiyatına Giriş, Mehmed Uzun, İthaki Yayınları, 2006.
  3. Destpêka Edebiyata Kurdî ya Klasîk, Doç. Dr. Abdurrahman Adak, Nûbihar Yayınları, 2014.
  4. Üçüncü Öğretmen Xani, H. Mem, İstanbul Kürt Enstitüsü Yayınları, 2002.
  5. Mem ile Zin, Ehmedê Xanî, Çev: Selim Temo, Everest Yayınları, 2018.
  6. Mem û Zîn, Ehmedê Xanî, Huseyin Şemrexi, Nûbihar Yayınları.
  7. Mem û Zîn, M.Emin Bozarslan, Hasat Yayınları, 1990.
  8. Kürtler: Sosyolojik ve Tarihi İnceleme, Bazil Nikitin, Deng Yayınları, 2002.

 

Vakkas Çolak – Özyaşam Öyküsü
1981 yılında Gaziantep’te doğdu, büyüdü. Yaklaşık 10 yıldır Tokyo, Japonya’da yaşıyor.  2006’da Dicle Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği’nden mezun oldu. Eğitim Bilimleri’nde doktora yapıyor.
Kürt edebiyatı, dili ve kültürü üzerine çalışmalar yapıyor. Ayrıca Japon Edebiyatı’yla da ilgilenen Çolak, Japonca hikâyeler yazıyor, çeviriler yapıyor.
İlk Japonca-Kürtçe sözlük çalışması Şubat 2018’de Nubihar Yayınları tarafından yayımlandı. İki tane dil bilgisi çalışması yayınlanmaya hazır.