İskandinav ülkelerine baktığımda hep içim titrer. Oradaki soğuk ve gri hava benim içimdeki karanlıkla adeta bir bağ kurmuştur. Sanırım bunda en önemli etken oraların o kendine has polisiye edebiyatıdır. Tarihinden kültürüne, yaşamından insanlarına kadar bambaşka bir Polisiye edebiyat var, o Baltık Denizi’nin kenarındaki ülkelerde. Odin’in çocuklarının suç ve suç edebiyatını okumak gerçekten keyiflidir.

Kuzey Polisiyelerinin tarihi çok eskilere gitmez aslında. 1965 yılında iki gazeteci bir sohbet esnasında, ülkede gerçek bir polisiye roman olmadığını konuşmuşlar ve beraber yazmaya karar vermişlerdir. O iki gazeteci ve aynı zamanda sevgili olan kişiler bugün Nordic Noir denilen İskandinav polisiye edebiyatının kurucusu sayılan Maj Sjöwall ve Per Wahlöö’dür. Sanırım bunda Wahlöö’nün, geçmişte polis muhabiri olmasının büyük etkisi vardır. Adlarını andığımız bu iki gazeteci sayesinde bugün dünyanın en ünlü kuzey dedektiflerinden biri olan Martin Beck ortaya çıkmıştır. Kendine has üslubu ve kuzeyin o soğuk kişiliği ile özel bir karakter yaratılmıştır. Sjöwall ve Wahlöö kitaplarında ülkenin durumunu, insanların yaşamını ve sorunlarını da anlattıkları için klasik polisiyeden ayrılmışlar, hatta sol bakış açısını yansıtmışlardır. 10 kitaplık seri, Per Wahlöö’nün 1975 yılında ölmesi ile son bulmuştur. Buna rağmen Martin Beck, edebi dilden çıkıp, görsel dile yani ekranlara taşınmış ve birçok dizi ve filme konu olmuştur. Bu iki yazar, İskandinav Polisiyelerinin yaratıcısı olsalar da, bu türü yani Nordic Noir’ı dünyaya tanıtan bambaşka bir olaydır.

1986 yılında bir adam yanında eşi ile sinemadan çıkıp evine gitmek isterken, karanlık bir sokakta arkasından yaklaşan biri tarafından iki kurşunla öldürülür. Bu kişi İsveç başbakanı Olof Palme’dir. Bu siyasi cinayet ile birlikte o güne kadar huzur, güven ve refah içinde yaşayan, kapılarına kilit vurmayan bu ülkeler topluluğu polisiye edebiyata taş çıkaran bir tepki verir. Neredeyse herkes dedektif olur ve tarihe geçen bu siyasi cinayetten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz…

İskandinav Polisiyesi denilince benim için tek bir isim vardır. Henning Mankell. İsveç’i dünyaya Olof Palme duyurduysa, ‘en iyi İskandinav polisiyesi nasıl yazılır’ı da bu büyük usta Mankell yanıtlamıştır. 68 kuşağının bu deli aktivisti 1988 yılında yabancı düşmanlığına karşı bir kitap yazarak yazarlık serüvenine başlamış ama esas başarısını 1991’de yazmaya başladığı Kurt Wallander serisi ile sağlamıştır. Ölümün Karanlık Yüzü isimli ilk Wallander romanında da yine yabancı düşmanlığına atıfta bulunmuştur. Bence Mankell’ın en büyük başarısı kitaplarındaki cinayet soruşturmalarının kusursuzluğu ve karakterlerin gerçeğe çok ama çok yakın oluşudur. Bunun yanında ülkesine yaptığı eleştiriler, hayat felsefesinin doğruluğu ve ana karakter Wallander’ın kişiliği de bu başarıda pay sahibidir. Özellikle Wallander’daki o insani ve hüzünlü yan, adalet anlayışı ve sıradan bir kasaba polisi oluşu, okuru Mankell ve Wallander’ın hayranı yapmıştır.

Mankell, Sjöwall ve Wahlöö’nün açtığı o edebi yolu büyütmüş ve İskandinav polisiyesinin, Avrupa polisiye edebiyatında çok önemli bir yere sahip olduğunu tüm dünyaya ispat etmiştir. Onun peşinden ve onun büyüttüğü yoldan bugün birçok ünlü isim geçmiş ve Kuzey Polisiyeleri’ne can vermiştir.

Dünyaya Millennium Üçlemesi ile duyurulan Stieg Larsson kitapları sanırım bu yolda en çok dikkat çeken romanlardır. Yarattığı Lisbeth Salander karakterinin başarısını görmeden ölen Larsson yaşasaydı neler olurdu çok merak ediyorum.

Günümüz İskandinav Polisiyesi artık Avrupa Polisiyesinin en güçlü kollarından birini oluşturmaktadır. Tanrı Odin’in bu soğuk ve karanlık kuzey ülkelerinden gelen torunları, yetenek ve başarıda birbirleriyle yarışmaktadır. İlk akla gelen isimler sanırım Jo Nesbo ve Camilla Lackberg’dir. İsveç’in Agatha Christie’si denilen Lackberg doğup büyüdüğü Fjallbacka kasabasında geçen ve o isimle anılan bir seri yazmış, polisiye alanında birçok ödül almıştır.

Jo Nesbo ise Norveçli bir yazardır; sanırım ülke yöneticilerinden daha çok tanınan ve sevilen eski rock yıldızı ve yeni polisiye yazarıdır. Yazdığı Harry Hole serisi ile beş milyon nüfuslu Danimarka’da üç milyon satışa ulaşmıştır.

İzlanda’da Arnaldur İndridason, yine İsveç’de Hakan Nesser, Norveç’te Karin Fossum, ve daha birçok isim, Arne Dahl, Mari Jungstedt, Asa Larsson adlarından söz ettiren yazarlardır.

Kuzey Polisiyelerinin en vurucu yanı, insan psikolojisini işlemeleri kadar, siyasi veya toplumsal olayların sorunların tam merkezine oturması ve bu sorunların bireysel karakterler eliyle de olsa adil bir çözüme ulaştırılmalarıdır. Belki de bu yüzden çekilen o İskandinav dizi ve filmler en az Kore film ve dizileri kadar büyük ilgi görmektedir. Başta Wallander olmak üzere, Bron/Broen, Forbrydelsen, Borgen ve Trapped isimli diziler dizi kültürü olan bir ülkede gayet merakla izlenmektedir.

Amerikan Polisiyelerine en iyi alternatif olan Kuzey Polisiyeleri ile her polisiye okurunun mutlaka tanışması lazım. Okuduklarında belki de ilk fark edecekleri şey, İskandinav demenin ‘İkea’ demek olmadığı olacaktır.

Hep iyi polisiyeler seçip okumanız dileğiyle,

Polisiye okumak bir ayrıcalıktır…