Kırdan kente göç edenler şehrin dışındaki gecekondularda yaşar. Bu nedenle, göç ve “gecekondu” birbirinden ayrılamaz iki olgudur. Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları’nda da Sevgili Arsız Ölüm‘de olduğu gibi yoksulluğu, eğitim sorunlarını, işsizliği, cinsiyet sorunlarını ele alır. Ama bu kez tek odalı bir gecekonduda yaşayan bir aileyi değil de İstanbul’da bir gecekondu bölgesini odağına alır ve bir gecekondulaşma hikâyesi anlatır:

Berci Kristin Çöp Masalları’nı yazdığım sıralarda dünyadaki gecekondulaşma üzerine de düşündüm, okudum. Birçok ülkede bizdekine benzer şeyler yaşanmış. Türkiye’den giden Rumlar, Atina ve çevresinde gecekondular yapmış örneğin (…) zaten dünyanın her yerinde yoksul insanlar çareyi gecekondular yapmakta bulmuş (…) Bir sezgiyle, bu gecekondu hikâyesinin sadece bize has bir hikâye olmadığı düşüncesine vardım. İçten içe bütün dünyada okunduğunda yabancılanmayacak bir biçimde yazmayı planladım ” (Özer, 2005: 64).

Roman “gecekondu”nun nasıl yapıldığı ile başlar: “Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında, sekiz kondu kuruldu… Borca alınmış ziftli kâğıtlardan, inşaat tahtalarından, at arabalarıyla harmanlardan taşınan briketlerden kurulan bu sekiz konduyu, ilkin çöp ayıklamaya gelen insanlar gördü… Kondularının başında bekçilik kurucularla lafa tutuştular. Sert, zorlu bir rüzgâr sesleri orta yerinden bölüp durdu. Bir ara kondularını alıp gidecek oldu.

… Sabah naylon leğenden çatıları, eski kilimlerden kapıları, muşambadan camları, ıslak briketlerden duvarlarıyla çöp yığınlarının çevresinde, ampul ve ilaç fabrikalarının alt yanında, tabak fabrikasının karşısında, ilaç artıklarının ve çamurun kucağına bir mahalle doğdu”.

Gecekondu inşasından ve yerleşmeden sonra, bu kez yıkım korkusuna karşı otuz yedi gün süren bir savaş başlar (s.13), ve bu savaşımdan sonra iki kamu görevlisi Savaştepe (s.15) yerine Çiçektepe adını verir. Bundan sonra, Çiçektepe diğer göçmenler ve yoksul insanlar için de çekici hale gelir ve bu yüzden, Çiçektepe’ye bir gecede 100 gecekondu daha inşa edilir: “Çiçektepe adı verildikten sonra adının güzelliğine kanan, yıkımın durduğunu duyan yüzlerce insan bu tepeye geldi. İnsan akımını durdurabilmek için çöp yoluna derin çukurlar kazıldı…Bir gecede Çiçektepe’ye fener ışığında yüz kondu daha kuruldu. Sabah konduların çevresindeki boş yerler paylaşıldı. Paylaşılan yerler ufak ufak taşlarla, tellerle çevrildi. Çevrilen yerlerin sahipleri birer ikişer köylerinden eşyalarını yükleyip geldiler. Kondularını kurup içine girdiler. Çiçektepe’de çiçekler açılmadan kimi sırt sırta küs gibi duran kimi yüz yüze bakan kondulardan üç ayrı mahalle oluştu. Üçünün adını da çocuklar buldu. Birini adı Fabrikadibi, birinin adı Çöpaltı, birinin adı da Dereağzı oldu” (s.15-16).

Tüm bu ifade göstermektedir ki bu tarz bir yerleşim yasa dışıdır, plansızdır ve bu nedenle genellikle şehrin dışındadır ve özellikle romanda da belirtildiği gibi sakinlerinin iş bulabilmesi için fabrika yakınlarında kurulmaktadır ve inşasında ne bulunursa kullanılmaktadır. Bu nedenle, problemler hiç bitmez: “Kondularda çakıp sıvama işleri hiç bitmezdi. Bir duvar onarılır öteki çöker, ardından dam akardı. Bu yüzden konduların bir gün bir yanlarına teneke çakılır, bir başka gün açılan deliklere tahta sokulurdu. Ayrıca, ‘konduların çitleri ay doğunca yürür, mezarlığa yanaşınca durur’ diye kondu dilinde bir laf vardı” (s.72).

Çiçektepe’de, temel altyapı hizmetlerinin hiçbiri yoktur. Ne su ne elektrik ne yol ne toplu ulaşım… İhtiyaca binaen bir “Su Baba” yaratırlar ve ondan su isterler. Olmadı ilaç fabrikasından akan kirli suyu kullanırlar ve ona “Kondu mavisi” (s.18-19) adını verirler. Bu kirli mavi su birçok sağlık sorunlara yol açar ama onlar bilmez bunu. Onlar çok cahildirler: “Çiçektepe’de erkeklerin iş bulmak için çırpındığı sıralarda çöp yolunun üstündeki çikolata fabrikalarından birinin duvarına üstünde ‘Nato Caddesi’ yazan mavi parlak bir levha asıldı… Yollarının cadde sayılmasının yakında Çiçektepe’ye otobüs, su, elektrik verileceği anlamına geleceğini söyledi.”. Ve ardından “Nato” ne demek diye tartışmaya başlarlar (s.27).

Bu cehalete bir başka örnek de “Güllü Baba” karakteridir. Kör olmadan önce bir bisküvi fabrikasında işçi olarak çalıştığı söylenen Güllü Baba bir kutsal karaktere dönüşür ve Çiçektepe halkı su ve işsizlik problemlerini çözebileceğine inanır:

“Su için kadınların toplanıp her kapısını çaldıklarında bastonuna bir şeyler mırıldanıyor, toprağı dinliyor, sonra da suyun uzun bir yolun sonunda olduğunu haber ediyordu. Doğan bebeklerini kucaklayıp duasını almaya, elini öpmeye gelen kadınlara, bebeklerin kuruyup düşen göbeklerini fabrika bahçelerine gömmelerini öğütlüyordu. Bunun büyüyecek bebeklerin fabrikalarda iş bulmalarına yardımcı olacağını söylüyordu.

Bu yüzden Çiçektepe’de doğan çocukların kuruyup düşen göbekleri gizlice fabrika bahçelerine gömüldü. Büyüyünce işsiz kalmamaları için dualar edildi. Gönlü yükseklerde olan insanlarsa bebeklerinin düşen göbeklerini sanat öğrensin diye oto tamirhanelerinin, atölyelerin, bir de uzaktaki bir okulun bahçesine götürüp gömdüler. Erkeklerse iş bulmak için sabah akşam Güllü Baba’nın böğürtlenle boyanmış bastonunu öptüler. Kadınlar başı ağrıyan, ateşe düşen, gözü kulağı akan çocuklarını tutup tutup ona getirdiler” (s.30-31).

37-38. sayfada, Çiçektepe için yeni sayılan bazı terimler okuruz. Bunlar “grev”, “sendika”, “grev çadırı”, “sömürü”, “çadır tutan”dır. Görüldüğü gibi, Çiçektepe halkı onları hemen eski alışkanlık ve gelenekleri ile harmanlayıp yeni gelenekler yaratır: “Konducuların dilekleri, iş, yol, otobüs, okul diye eğri büğrü harflerle yazılmış maniler olarak uzayıp gidiyordu.” (s.42).

Çöp Muhtar seçildikten sonra, “iki duvarı briketten, üstü tenekeden upuzun bir okul yapıldı… Upuzun okula uzun zaman sonra lacivert elbiseli, kravatlı genç bir öğretmen geldi” (s.89).

Ardından bir kondu fabrika, (s.91): “Sahte fabrikalar durmadan çoğaldı. Konduların içinden Dereağzı Mahallesi’ne doğru uzandı. Zamanla bu fabrikaların olduğu yer ‘Çiçektepe Sanayi’ adını aldı. Çiçektepe Sanayi’de küçük tekstil atölyeleri açıldı… Çiçektepe Sanayi, konduların adetlerini, türkülerini yeniledi. Kondulara bolluk girdi ama yaraların ardı arkası kesilmedi. Çiçektepe, tavanı gökten, duvarları fabrikalardan tek bir konduya dönüştü.” (s.92). Sonra, bir başka roman karakteri Lado bir gazino açar (s.121), sonra bir banka şubesi ve son olarak Çingenelerin müzik yaptığı “Gazino Otel” açılır.

Tüm bunlar bir gecekondu mahallesi için farklı gelişmelerdir ve bu hikâye edilen dünya bambaşka bir dünyadır: Gecekondu…Tekin onun dünyanın her yerinde görüldüğünü söyler bize ve bu nedenle gecekondulaşmanın evrensel bir olgu olduğunu iddia eder. Haklı olabilir. “Gecekondu Mahallesi’nin bir başka dünya olduğu “öteki” olduğu bir gerçektir. Sakinleri kırdan kente göç etmiş ne köylü ne de şehirli olabilmişlerdir. O yüzden kendi dünyalarını yaratırlar. Burada bir dayanışma ağı olarak akrabalık ve hemşehrilik önemlidir. Diğer yandan o dayanışma ağı içerisinde dedikodu da yaygındır. Bu yapı içinde daha öncede belirtildiği gibi bazı gelenek, görenek ve alışkanlıklar sürdürülür ve aynı zamanda “Berci Kız” örneğinde olduğu gibi benzerleri de yaratılır:

“Köyde yazıda yaylayan, gece dışarda kalan koyunları sağmaya kızlara ‘Berci kız’ denirdi. Koyunların sütünü toplayıp köye getirmeleri kıymetli bir iş olarak görülürdü. Bir kızın terbiyesi süt toplamaya gidip gelirken ki haliyle, tavrıyla ölçülürdü… Çiçektepe’de yalnızca çöp ayıklayan, çöp toplayan kızlara bu sıfat layık görüldü… Bir kızın Çiçektepe’deki terbiyesi çöp toplayıp toplamadığıyla, çöp toplamaya gidip gelirken ki haliyle, tavrıyla ölçüldü” (s.22).

Çöp işi kadın ve çocuk işidir, ama 22. sayfada görüldüğü gibi erkekler her zaman işsizdir. Gelenek, görenek ve batıl inanç merkezli yaşayan bu kadınlar hem erkekler hem de diğer kadınlar tarafından ayrıma tabi tutulurlar. Romandaki tüm kadın karakterler (Çocuk Sırma ve otacı Kibariye Ana hariç) her zaman baskıya maruz kalmış ve seks objesi ve “kötü kadın” olarak görülmektedir. Diğer yandan, eğer kendileri de bir kadını lanetlemişse, o kötü kadın olur.

Sonuç olarak, Kırgız Kazak (2014)’ın kelimeleriyle: “Misafirlere ikram etmek için saklanan renkli meyve sularıyla, Muhtarın kendi kondusuna yapmasıyla başlayan ahşap kapı modasıyla, mahalleyi ikiye ayıran futbol takımıyla, Romanikasıyla ve nihayet kadınları kıskançlıktan kudurtan mahallenin fahişesiyle Çiçektepe, Anadolu’nun köylerinden kopup büyük şehirlere gelen aç, çaresiz, işsiz; fakat aynı zamanda tutkulu, umutlu ve inançlı insanların ta kendisidir. Hatta Latife Tekin’in Çiçektepesi, göçün kendisidir ve “gecekondu” da aslında bir göç hikâyesidir.

 

Kaynakça:

Karak, Ş. K. (2014). Edebiyatta Yankılanan Bir Seda: Göç. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (51).

Özer, P. (2005). Latife Tekin Kitabı, Everest Yayınları, İstanbul.

Tekin, L. (2017). Berci Kristin Çöp Masalları. İletişim Yayınları, 6.Baskı.

 

Paylaş
Önceki İçerikZamanın Varoluşsal Yazarı
Sonraki İçerik“Akılla Bir Konuşmam Oldu” Üzerine
Avatar
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve ODTÜ Sosyoloji mezunu. Yüksek lisansını (2004) Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat programında yaptı. Halen aynı enstitünün doktora programına kayıtlı. Gezmek ve fotoğraf çekmek hobileri. Ve edebiyat… İyi bir okur olduğunu düşünmekte. http://www.edebiyathaber.net/ ve http://www.mevzuedebiyat.com/ sitelerinde edebiyat üzerine yazıları yayınlanmakta.