Header Reklam
Ana Sayfa Yazılar Kitap Eleştiri Latife Tekin’in “Sevgili Arsız Ölüm” Romanını Göç Bağlamında Okumak

Latife Tekin’in “Sevgili Arsız Ölüm” Romanını Göç Bağlamında Okumak

 

1950-1980’lerin ayırıcı özelliklerinden birisi de “kırdan kente ve yurt dışına göç”tür. Özellikle, 1960’dan itibaren, Türkiye’de sanayileşme ve başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlere artan sayıda göçle birlikte şehirleşme çok hızlı gelişmiş ve 1970’lerin ortalarına kadar, nüfusun %10’u göçmen haline gelmiştir.

Dolayısıyla “kırsal” konulardan sonra “kırdan kente göç” de Türk edebiyatında önemli bir konu haline gelmiştir. Latife Tekin de bu konularda yazan önemli bir yazardır. Otobiyografik özellikler de taşıyan eserlerinde, özellikle Sevgili Arsız Ölüm‘de göç ve yoksulluğu anlatır.

1957 yılında Kayseri’nin Bünyan Kazasına bağlı Karacafenk Köyü’nde doğan yazar, burada masallar ve cin hikâyeleriyle büyür. Dokuz yaşında iken 1966’da ailesi ile İstanbul’a göç eder ve liseyi İstanbul’da bitirir. İlk kitabı Sevgili Arsız Ölüm, 1983 yılında yayınlanır. Ardından Berci Kristin Çöp Masalları (1984), Gece Dersleri (1986), Buzdan Kılıçlar (1989), Aşk İşaretleri (1995), Ormanda Ölüm Yokmuş (2001), Unutma Bahçesi (2005), Muinar (2006) adlı romanları ve 2009’da Rüyalar ve Uyanışlar Defteri gelir. Uzun bir aradan sonra Kasım 2018’de Manves City ve Sürüklenme adlı romanları yayınlanır.

Tekin’in konuları, özellikle Sevgili Arsız Ölüm’de, esas olarak kırdan kente göç, fakirlik ve geçim sıkıntısı ile yabancılaşmadır. Sevgili Arsız Ölüm’ün dönemi 1960’lardır. Bu dönemde yani 1960-1990’larda Türkiye’nin göç deneyimine paralel olarak göçü yaşamış biridir Latife Tekin ve sıklıkla romanlarında kullanmıştır bu deneyimi…

Sevgili Arsız Ölüm romanında Aktaş ailesinin (Huvat ve Atiye, çocukları Nuğber, Halit, Seyit, Dirmit ve Mahmut, gelin Zekiye) hikâyesi Alacahüvek köyünde başlar ve 64. sayfadan sonra İstanbul’a taşınır. Kitap bu ailenin tek odalı bir gecekonduda verdiği yaşam savaşını, yoksulluğu, iş sorunlarını, köyden taşıdıkları gelenek ve göreneklerini ve İstanbul’da yaşadıkları zorlukları ve yozlaşmayı anlatır.

Onların yaşadıkları bu deneyimlerden örnek vermek gerekirse:

“Bir umutla evlerin, sokağın, caddelerin arasına sıkışıp kalmış, köyünden tanıdığı bölük pörçük parçalar aradı. Aranırken elindekilerden de oldu Dirmit’i bir türlü okula ısındıramadı. Dirmit okuldan kaçtı kaçtı eve geldi” (s.67-68).

“O kış işsiz kaldılar. Nuğber kolundaki bilezikleri sıyırıp, babasının eline verdi. Kış ortasında bilezik sıyırma sırası Zekiye’ye geldi. Zekiye babası Rızgo Ağa’nın taktığı bir çift altın küpesini koyup neyi var neyi yoksa çıkardı… Altınlar yendi, bitti. Sıra halılara geldi. Huvat halıları durup durup götürdü. (s.70)”

“Mahmut o yıl okula gitmedi. Huvat (…) onu Seyit’in izniyle kaloriferci ustası Mösyö Pol’ün yanına çırak verdi. (s.81)”

Ve sonra “Mahmut bu defa… Gül Berber’de çırak oldu (s.91)… O kış bir reklamcıda iş buldu. Ama Seyit iş bulamadı. Atiye’nin ilaç kutularında saklayıp biriktirdiği paraları, bir başını eğip cebine koyduysa, bir utandığından alamadı (s.102).”

102. sayfada Seyit’in bir çeteye katıldığını ve kayıt dışı çalışmaya başladığını okuruz. Babası onu uyarır, ama bu, durumu değiştirmez: “Seyit o gece Huvat’tan haram para üzerine uzun bir hadisi şerif dinledi. Dinlediği bir kulağından girdi, bir kulağından çıktı. Ertesi sabah erkenden öbür semtin kabadayısının oturduğu kahveyi bastı… Sonra Seyit’in şanı arttı, namı yayıldı. Kimse voltasını kesemedi (s.103)… Adını Nallı Panter’e çıkardı… Kabadayılığı bıraktı, taşeronluğa başladı… Taşeronluğa başladığı gün Atiye’yi onu odalı evden kurtaracağına dair söz verdi… Adı ‘Üçler’ olan bir şirket kuracağını açıkladı (s.105).”

Bu arada, Mahmut iş değiştirir ve o da kayıt dışı çalışmaya başlar: “harçlığını çıkarmak için sinema kapılarına parlak ciltli kitaplar yaydı, satmaya başladı. İşi sevdi, hayatı boyunca bu işi yapmaya karar verdi… Dumdum ’la tanışınca tombalacılığa başladı (s.113)” ve tekrar işini kaybeder. Diğer yandan, diğer kardeş Halit de işsizdir, bu yüzden eşi Zekiye evde halı dokumaya başlar. Evin büyük kızı Nuğber ise günlerini evde koca bekleyerek geçirir ve sonunda bir koca bulur ama kitabın sonunda boşandığını okuruz.

Şehirde yaşanılan bu zorluklar anne Atiye’nin büyü, tılsım işlerine daha çok güvenmesine neden olur. Örneğin, “Dirmit’in yüzüne, sınıfının kapısına, geçtiği yollara okuyup üfler (s.68)”.

Sayfa 71’de, Huvat’ın işsizliği halinde, Kur’an okunur: “Sabahtan akşama kadar sohur sohur okuyup üflemeye başladı.” Ve sonra, Huvat dini konulara ilgi duymaya başlar. Ama Atiye de büyü vs.den çare aramaya başlar: Bu çarelerden bazıları; “kırk karabiberi okuyup üflemek (s.73)”, “kurşun döktürmek, dergâhlara götürmek, şifalı sulardan içirmek, yatırların başına mum yakmak, tuz dökmek, tel takmak (s.85), fal bakmak, niyete yatmak (s.90), çantasına mavi boncuk doldurmak (s.106), yedi gün üst üste gece yarısı manda sütü içirmek (s.121), tespih çekmek (s.122), sarıp sarmalayıp kızının koynuna S-taşı koymak (s.146), eşek dili haşlayıp oğlunun yemeğine rendelemek (s.158), ağzını bağlamak için mendil okutmak (s.171)tır.

Atiye’nin tılsım ve büyü yöntemlerine olan güveni Dirmit’i bunaltır. Öyle ki Atiye Dirmit’in bekâretini bile kontrol etmeye kalkar. Bir odalı gecekonduda, Dirmit’in bekâret kontrolünden sonra, Mahmut’un erkekliğine sıra gelir (s.190). Kitap nihayetinde Atiye’nin ölümüyle son bulur.

Pek çok yazara göre bu romandaki karakterler adeta şehirdeki hayatın zorlukları ile baş etmek için gerçeği büyülü bir şekilde yaşamaktadır. Latife Tekin ve onun Sevgili Arsız Ölüm’ünü benim için unutulmaz kılan da burasıdır.

Elbette ki yaşanılan sorunlar aslında o dönemdeki Türkiye toplumunda ve ekonomisindeki zorluklardan kaynaklanır. Köyden kente göç etmiş bu aile sürekli geçmişteki köy yaşamında edindikleri inanış ve ritüelleriyle bağlantı halindedirler ve bu şehirde geliştirdikleri bazı korkulara karşı onlara iyi geldiğini sanmaktadır. Özellikle kadın karakterler anne Atiye ve kız kardeş Dirmit üzerinden anlatılır bu durum. Anne Atiye ve kızı Dirmit merkezli bu anlatım nedeniyle cinsiyet ve kadının durumu da romanın ana konuları haline gelir.

Latife Tekin’in kendi yaşamından da izler buluruz. Romandaki bu yoksul insanlar da Tekin gibi göçmendirler ve şehre yabancıdırlar. Onlar ne köylü ve ne de şehirlidirler. Şehirde tutunma çabasıyla çeşitli maceralar yaşarlar ve Tekin bu maceraları göçün ve göçle ilişkili yoksulluğun diliyle etkili bir şekilde anlatır. Sonuç olarak, göç sadece Latife Tekin’in romanlarında değil Türk romanında da sosyolojik bir olgudur ve Sevgili Arsız Ölüm tekrar tekrar okunulası bir romandır.

 

Tekin, L., Sevgili Arsız Ölüm, Everest Yayınları, 23.Baskı: 2011.