Fotoğraf: Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi

 

Yazarın hayatındaki olumlu, olumsuz yanlarıyla gelişmelerini, kitaplarını konuşmaya devam ederken onun muhalif duruşlu siyasi yönünden söz edelim, dilerseniz. 27 Temmuz 1996’da bir ayı aşkındır siyasi tutuklu ve hükümlülerin “ölüm oruçları” gündemdedir. Ne yazık ki bir biri ardına ölümler gerçekleşir.

“Leyla Erbil duyarsız kalmadı bu duruma elbette. Oluşturduğu kamuoyuyla ölüm orucunun 69. Gününde yüz yazar ve şairin imzasıyla bir bildiri yayınlayıp hükümete ölüm oruçlarına son vermesi çağrısında bulundu. 12 ağustos 1999 yılında ise ÖDP milletvekilliğine adaylığını açıklayarak yine hükümete tepkisini ortaya koydu. “Kazanırsam hemen istifa edeceğim,” diyerek tutumunu baştan belirledi. Hayatının her döneminde mert, dürüst, korkmadan topluma karşı sorumluluklarının bilincinde, eleştirilerini haykıran değişmez bir tavır içindeydi Leyla.”

Yazarın Şebnem Birkan’la yaptığı kapsamlı söyleşisinden bir bölümü alıntılamakta yarar var.

“Dönüp baktığımda, çirkin insanlar kadar güzellerin de yaşadığı ortamda, politik yasaklar, baskılar, sivil karalamalar arasında ödünsüz yaşamayı bir varoluş biçimi olarak seçmiş genç bir kadının kendini yetiştirme çabasını görüyorum. “İtaat toplumu” için yaratılmamış bir insandım ve yalnızdım.”

Yazın çevrelerine dair sözleri de, yazın anlayışındaki ısrarcı, direnen yanını da görmemiz açısından önemli. Aynı söyleşi de bakın neler demiş.

“1950’lerde benim gibi birkaç kuşak arkadaşımın, zamanımızda kabul edilemeyişimizin bir başka nedeni, yazın çevrelerine iyice yerleşmiş güç odaklarıyla aramızda var olan edebiyat anlayışı farklılığı kadar gene toplum için erken olan yazın anlayışımızda bütün uyarılara karşın diretmemizdi.”

Soldan sağa: Ergin Ertem, Hüseyin Baş, Onat Kutlar, Ela Güntekin, Deniz Gülbün Sözer, Emine Ceylan, Leyla Erbil

“Leyla, 1998 yılında yayınlanan “Zihin Kuşları” adlı deneme kitabında hem bu çevrelere, hem de okura kendini, özgün dilini ve farklı anlatım biçimini yorumlayıp açıklayarak, erkeklerin kadından yazar mı olurmuş söylemlerine cevap vermiş oldu. Eserlerine Marks’dan Freud’a, Joyce’dan Beckett’a ve Sait Faik’e kadar kaynaklık eden yazarların ışığında, cinsellik, medya, düşünce özgürlüğü, kadının durumu, aşk gibi kavramları enine boyuna incelediği gibi, edebiyat ve sanat bağlamında kendi yazınını da değerlendirdi bir anlamda. Sait Faik’in eserlerindeki “göz” üzerine yazdığı denemesi nefistir. Sonra Tezer Özlü’yle, Onat Kutlar’la olan dostluklarına dair yazdıkları. Bir de Proust’un Viteuil’nin sonat andantesinin peşine düşerken yaşadıkları. Tam on beş yıl öncesiyle ilgili tespitleri, onun sağlam öngörülerinin ve düşünce biçiminin kanıtıdır.”

Burada “Zihin Kuşları” kitabındaki Media-Medeia başlıklı denemesinden alıntı yapmak istiyorum.

Soldan sağa: Melis Sökmen, Tomris Uyar ve Leyla Erbil.

“Bir yazar gücü ne yapsın ki? Gerçek yazar güçten de ünden de utanır, nasıl bir dünyanın kendisine onun sunduğunun bilincindedir? En azından aramaz? Bir köşede keşfedilmeyi, olmazsa sessiz sedasız öbür dünyaya gitmeyi bekleyemez mi? Şurası doğru: Medya-Medeia tüketmek amacıyla da olsa bazen gelip bulabilir sizi saklandığınız köşeden, kimi vakit ileriyi gören ”medya tilkileri”dir kapınızı çalanlar, kimi vakit yukarıda sözünü ettiğim dosdoğru insan olmakta ısrar edenler! Ben sadece sesli düşünüyorum, yani yazarak? Ama medya, kullanarak yaşamak zorundadır! En çok da medyatik olanı. Çünkü insanların zaaflarını emerek rating alır medya; savaşları, kanı, dini, ahlakı, acıma duygusunu kullanır. Onu beslemek çok zordur: kanla da beslenecektir, kültürle de?”(s.86)

“Her alandaki toplumsal yozlaşmaya işaret etmesi, bu önemli farkındalık ne düşündürücü değil mi? Yazar duyarlılığı tam da bu olsa gerek. Bireyi ve toplumu hücrelere ayırdığı gibi mercek altında büyüterek bakabilmektir.”

2000’li yıllara geliyoruz. Panellerin, sempozyumların, davetlerin, ödüllerin peş peşe geldiği gurur verici zamanlara. İstanbul TÜYAP 19. Kitap Fuarı’nda, Edebiyatçılar Derneğince gerçekleştirilen geleneksel onur ödüllerinin sekizincisi 12 Kasım 2000 yılında, şu sözlerle,

“Yapıtlarında bireyin içsel varlığının zenginliklerini, açmazlarını, iyilik ve kötülük eğilimlerini yenilikçi ve aydınlanmacı bir süreçten geçirerek toplumsal alanın potasına sokan ve Cumhuriyet dönemi edebiyatında özgün bir yol açan,” Leyla Erbil’e verilir. 2001 yılında da Ankara Öykü Günleri’nde onur ödülü sahibi yine yazarımızdır.

“Edebiyata olan bağlılığı, üstün toplumsal anlayışının sonucu tüm bunlar. Takdiri zaman alsa da…”

Söz biraz da Cüce’ye gelmeli değil mi?

“Elbette. “Cinsiyetler Savaşı”nın en çarpıcı örneğidir Cüce. 2001 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı kitap. Zenime karakteri bir yazar olarak çağının kısa bir özetidir. Çevresindeki kirliliği bir parçası olmayı reddeden, direnen, materyalizmin ellerinde bireyin satışa çıkarılışını, çaresizliğini anlatıyor.”

Romandan bir paragraf sanırım yerinde olacak.

“…Amentüsü baykuş olan yeryüzünün GERÇEK ruhuyla sende varolan şeytan-ı lâin, kaçıncı ölmen bu hain diye kalkışan ve yüzülen derisi gerçek bir elmas olmak istersin gitmeyen pul paraya levaya yeşile ve çeyreğe florin ve drahmiye tam böyle değilse de seçimin senin buna benzer şeylerdir nasıl anlatsan hakikate olan büyük aşkını bilmemektesin insanlara, uymuyorsa da bu çağın hırsları hırslarına sanırım sen ilerde; (çağın gerçeğine varmak için daha ilerde) dönüp bakılacak bir motif olmak arzusu içindesin?” (s.32)

“Görüldüğü gibi Leyla Erbil özgün biçemiyle, kural ve kalıplara sığmaz bir türlü. Uzun devrik cümleleri, eril dilin ürettiği imgelere, yerleşik kodlara karşı durarak özgür, yeni türettiği kelimelerle, dağınık, ironik anlatımla metne yeni açılımlar yaparak yaratıcı yönünü sergilemiştir. “Düşünce kalıplarını kırma” eylemi de budur aslına bakarsanız.”

Leyla Erbil Selim İleri’yle yaptığı bir söyleşide,

“Dünya bildiğini okusun, biz böyle kalmaya mecburuz. Kendi anlayışımızla, kendi namusumuz, etiğimizle sonuna kadar sonuna kadar götüreceğiz. Piyasanın beni içine almasından korkmuşumdur,” diyor.” Yazarın bu anlamda kendi toplumsal duruşu ve endişelerini yer yer Zenime’ye yansıyor.

Yazar Serpil Gülgün’le yaptığı söyleşide Zenime’yi şöyle yorumluyor.

“Bir bakıma kendini arayan biri Zenime Hanım. İnsanlığın en eski temel formlarında dolaşması, kadınlıkla ilgili arketipleri anımsatıyor. “Ben”i arıyor. “Hiçoluş”la uğraşıyor. Yerin altına inip dolaşıyor. “Arama Arketipi” diyebiliriz buna. İlle de toprağın altına girmesi gerekmez, bence ve kapanışı da yer altında dolaşmak gibi bir şey.”

Ayrıca Cüce’de Sartre’ın Bulantı’sının izlerine bakmalı.

“O günlerde ‘aile’den duyduğun bulantıyı da ekledin bu yenilerine; yenileri zamanla ve şu eve kaçmadan önceki son yıllarda daha yoğun, yepyeni bir BULANTI’nın sürüklediği bir yürek oynamasıyla; hayatı daracık bir alana, daha çok yok oluşa doğru çekiştiren ikinci yüreğin oynamasıyla.”

“Cüce’yle büyük dikkat çekerken Türkiye PEN Yazarlar Derneği’nce 2002 yılında Nobel’e aday gösterildi Leyla. Ancak üretmeye devam etti. 2005’de bu kez bir novellayla okurun karşısına çıktı. “Üç Başlı Ejderha” Anlatının, gerçeğin, fantezinin iç içe örüldüğü, ayaklar altında çiğnenen “kadının ve kadınlığın varoluşu ve yokoluşu” fantastik bir film şeridi gibi yansıdı sayfalarına. Üç başlı Ejderha ve Bir Kötülük Denemesi adıyla iki uzun öyküden oluşur novella. İstanbul’un en eski sütunu olan Üç Başlı Ejderha, insanlık tarihine bakan gözdür. Tarihin yıkımıyla, talanıyla, bundan öncekini unutturmasını, silmesini travmatik boyutlarıyla anlatır. Yine de Leyla Erbil’e bunları yazdıran asıl durumu açıklamak gerekirse, Maraş olayları sırasında ailesinden altı kişiyi kaybeden Leyla Ülver’in mahkeme tutanağıdır.”

“Bir Kötülük Denemesi” adlı hikâyeden alıntı yaparak tatsız bir konudan bahsetmek istiyorum izninizle.

“Peki biz ne yapmıştık ki? Bağışlamadığı suçumuzun, bilincinde de değildik; onun hakkımızda söyledikleri doğru değildi. Tanrıçay’ı sessizce suçlu suçlu dinliyor, ses etmeden önümüze bakıyor ama içimizden, sözlerinin bizim yok olmamızı isteyen bir arzu humması olduğunu, amacının bayağı bir kara çalmadan başka bir şey olmadığını biliyorduk. Asıl söylemediği bir düşmanlığı, saklı bir hıncı olmalıydı bizlere ama bunca yıldır dinmeyen derin bir öfkeyi sürdürmesine baktığımızda; bize bakarken tığsal bir nefretle gözlerinin sırıtışına, yosunlu dişlerinin karmaşasına, karanlık ağzının fırtınasına baktığımızda kafasına koyduğu şey için ölme kararı aldığını seziyorduk.”

“Ece Ayhan ve öbür dünyada devam eden hesaplaşma. Bu metinde de Tanrıçay olarak adlandırır Ece Ayhan’ı Leyla. Bir gün ziyaretine geldiği sırada, belindeki tabancayı sehpaya koyarak konuşmaya başlayan Ece Ayhan’ı sakinleştirmeyi başarır Leyla Erbil. Ancak dengesiz tavırları, çevresindekilerin yardımlarıyla yaşamasına rağmen onlara kötülük yaptığını “Bir Kötülük Denemesi” adı altında Ece Ayhan’ı yazmaktan geri durmadı.”

Yine aktivist yanına işaret ederek 2009 yılına geçelim. Aynı yıl hareketli günler yaşanır. Erbil’in, “Kalbimizi yoran, ufkumuzu karartan, hayatımızı çalan kim varsa, onlara karşı 1 Mayıs’ta Taksim’de olalım,” mesajına dernek komitesinden destek alamayınca PEN Yazarlar Derneği Başkanlığından istifa etti.     

 “1 Mayıs’ları, mitingleri, yürüyüşleri hiç kaçırmadım. 1969 kanlı pazardan beri. Bu yıl da komiteden istifa etmeme karşın oradan sağlam kalmış arkadaşlar ve başkalarıyla 1 Mayıs’ta buluşup yürüdük.”

“Leyla Erbil budur. Hiç vazgeçmez. 57 yıla sığan edebiyat aşkı, mücadelesi onu yordu sonunda. 2012’de eski hastalığı nüksetti, kan hücreleri azalmaya başladı. Balat Hastanesinde tedavisi uzun sürse de ne yazık ki 19 Temmuz 2013’de kaybettik.”

 

Leyla Erbil – Birinci Bölüm
Leyla Erbil – İkinci Bölüm
Leyla Erbil – Üçüncü Bölüm
Leyla Erbil – Dördüncü Bölüm

 

Paylaş
Önceki İçerikNâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı Yeniden Okurken – 4
Sonraki İçerik“Öykü, romandan bir önceki basamak değildir.”
Avatar
1966 Aksaray doğumlu. İlköğretimini Sakarya’da, liseyi Bursa’da tamamladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. 2011’den bu yana Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinde eğitim alarak öykü yazmaya başladı. Notos, Lacivert, Vagon, Edebiyatist, Gamlı Baykuş, Roman Kahramanları gibi dergilerde öyküleri, kitap tanıtımları, söyleşileri yer aldı. 2018 yılı Mart ayında "Son Cevizlik" adlı ilk öykü kitabı Notabene Yayınevi’nden çıktı. İzmir’de yaşıyor. Evli bir kız, bir erkek çocuk annesi.