Gamze Yüksel

28 Aralık 2018

 

1931 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Leylâ Erbil’in eğitim öğretim hayatı da İstanbul’da geçmiştir. İstanbul Üniversite’sinde İngiliz Edebiyatı bölümünden son sınıftayken ayrılarak bir süre Ankara ve İzmir’de yaşadı. Yazarlığa hikâyeyle başladı. Erbil, kendinden önce yerleşmiş olan yazın akımlarına bağlı kalmadı. Ortodoks Marxçıların karşısında yer aldı. Psikanalizin yöntemlerinden yararlanarak, din, aile ve toplumun tabularla dolu ideolojisine karşı durdu. Yeni bir biçim ve biçem geliştirdi. PEN Yazarlar Derneği tarafından Nobel Edebiyat Ödülü’ne ülkemizden ilk kadın yazar adayı olarak gösterildi. Leylâ Erbil, aynı zamanda kadının değeri, ataerkil toplum düzeninde kadının ezilen cins oluşu, bireyin varoluş problemini ele alarak feminizm merkezli eserler verdi.

Feminizm, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılması mücadelesidir. Kadınlara cinsiyet hiyerarşisi baskısının sona ermesi ve toplumsal cinsiyet tutumlarının aynı değerde olması için toplumun değişimini amaçlar. Feminist eleştiri, edebiyata kadın hakları açısından bakmaktır. 1960’larda Amerika’da, İngiltere’de, Fransa’da toplumsal ve siyasal bir savaşım olarak feminist hareketin yeniden canlanması, edebiyat alanını da etkilemiştir. Feminist eleştiri, toplumsal cinsiyeti kuran söylemleri her alanda izlemeye ve eleştiriden geçirmeye, bu söylemsel yapıları kendi içinde bozmaya ve yerinden etmeye yönelir. Artık önemli olan kadınların yok sayıldıkları alanlarda var olduklarının ortaya konması mücadelesidir.

Bu çalışmada Leylâ Erbil’in Cüce adlı romanı, feminist eleştiri yöntemi ışığında incelenecektir. Eserin girişi “Yazarın Notu” bölümüyle başlamaktadır. Leylâ Erbil yazlık komşusu Zenîme Hanımı okuyucuya tanıtır ve onun geçmişi hakkında kendisi ile olan ilişkisinden bahsederek Cüce’yi oluşturan metnin Zenîme Hanım’ın kaleminden çıktığını ve bu metnin onun intiharı üzerine düzenlenip yayımladığını anlatır.

Zenîme, toplumun dayattığı şeyleri kabul etmeyen, başkaldıran, yalnız yaşayan, kimseye kul köle olmadığı gibi, toplumdan da bir beklentisi olmayan, kendi halinde bir yazardır. Roman boyunca feminist bir sözcü olmuştur.

Zenîme Hanım kadın cinsine hitap eder. Kadın-erkek tarihini dile getirir. “Kendisi karakalemle, bodur şövalyelerle, kılıç ve kılıç boyunda erkeklik organı desenleriyle kenar süsleri de çiziktirmişti bazı sayfalara. Hangi savaştan söz ettiği hiç anlaşılmıyordu.” (s.XV)

Zenîme’nin kafasında cinsiyetlerin savaşı vardır. Erkekler penisleriyle topluma kafa tutar. Erkek hep üstün varlıktır. Kadın kıstırılmış, sömürülmüş, kapatılmıştır. Erkeklerin gözünde cinsel bir meta olarak görülür. Erkek Tanrı, kadın kul köledir. Erkek avcı, kadın ise avdır.

Kitabın içinde Mustafa Horasan tarafından çizilmiş 11 tane resim bulunmaktadır. Resimlerde kadın ve erkek siluetleri, boynuzlu erkekler, sakat, yarım ve bozuk bireyler görülmektedir. Freud’a göre balık, sürüngenler, kılıç, yılan erkeği simgeler. Çukur, sürahi, tas, kese gibi nesneler kadını simgelemektedir.

“Uzun süreler unuttuğun aynayı arada bir anımsıyor, önünden geçerken laf atıyordun ona: Öyle olsun bakalım! Küs değilim, kızgın değilim sana; baş eğmiştin bulantının sonuçlarına, sessiz sedasız, belleğinin bir gözünde saklı bireyi taşıyarak başlamıştın yeniden yaşamaya dünyamızda Pessoa gibi!” (s.51) Ayna bir metafordur. Leylâ Erbil, Fernando Pessoa ve Sartre’nin Bulantı‘sına gönderme yapmıştır. Ayna simgesiyle Zenîme bütün kadınları temsil etmekte ve aynada yok oluşunu görmektedir. “Pessoa” kelime anlamı olarak hiç kimseye tekabül etmektedir. Zenîme de hiçbir yere bağlı olmayan, soysuz, köksüz anlamı taşır. Aynı zamanda ‘kadın’ anlamına gelmektedir.

“Hatçeablacığım dedim, dövüyor bu adam seni, öldürecek bir gün dayaktan, bırak gel açalım bir dava ona, kalırsın benimle, geçinir gideriz ha? Edemem onsuz! Dedi, ben onun sıcağına alışığım, sen bilmezsin!” (s.45) Hatçeabla, arkeiktiptir. Erkeğinin sözünden çıkmayan, yemek yapıp, çocuk bakan, ev işlerinden bağ bahçe işlerine kadar birçok işle uğraşan yediği dayakları sineye çeken, ezilen, kurban kadındır. Zenîme, Hatçeabla’yı haklarını koruması konusunda bilgilendirse de, bu feminist fikirler bir işe yaramaz. Çünkü toplumun düzenini kabullenmiş, anneleri tarafından kocalarına itaat ve hizmet etmeleri, kocalarına karşı seslerini çıkarmamaları öğretilmiştir.

Toplum kurban istemektedir. Hatçeabla iyi kadın, evdeki melek ama Zenîme farklı kadın. Toplum Zenîme’yi anlamamaktadır. Zenime gibiler hep dışlanmakta, istenilmemektedir. Ama Hatçeabla’yı da öldüren yine toplumdur. Peki cüceyle yatan Zenime mi suçludur yoksa masum olan ama her gün gördüğü şiddeti kabullenen ve bu yüzden ölen Hatçeabla mı?

Leylâ Erbil okuyucuya kadının toplumdaki yerini sorgulatarak, “Kadın kimdir? Nedir?” sorularını bizlere iki farklı kadın tipi üzerinden işaret etmektedir.

Zenîme, erkek merkezli dünyada var olma mücadelesi vermekte ve ataerkil tabuları yıkmaktadır. Zenîme özne olmuştur. Fakat Cüce ile birlikte oluşu aslında onun da başarısız olduğunun göstergesidir. Cüce’nin sevişme sonrası “Bağışla beni kalamam, karım bekliyor evde! Beş çayını her vakit onunla içeriz!” (s.86) demesi Cüce’yi alt etmek isteyen Zenîme’yi hayal kırıklığına ve hüsrana uğratır. Kadın değil erkek alır alacağını ve kadın tekrar kendini fildişi kulesine kapatır.

Zenîme’nin birçok dil ve dinde ‘ben’ kelimesini söylemesi leitmotiftir. Varoluş sancıları çekmektedir. Kaban (köpeği) ve Hatçeabla’nın vefatı, kendisinin de ölümünü sorgulaması (s.58) ve kendini daha da yalnız, çaresiz, güçsüz hissetmesine neden olur. Çünkü yaşam belirsizdir. Zenime nasıl öleceğini bilmemektedir. Bu sebeple Zenîme’ye postmodern birey diyebiliriz.

Eserde bilinç akışı aktarılırken, Zenîme’nin iç dünyası italik sözcüklerle verilmiştir. Diğer bilinç akışı tekniğine bağlı kısımlar Zenîme’nin varlık-yokluk tartışması, kim olduğunu sorgulaması, anı ve geleceği sorgulaması, varoluşçuluk, kaçış, okur, din ve cüceyle, ilgili düşünceleridir.

Cüce, Leylâ Erbil’in kadın yazarı Zenîme ile bir erkek gazeteci olan Cüce’nin görüşmeleri üzerine odaklı bir romandır. Kadın ve erkek cinsinin buluştuğu eserde erkek cinsel organı erkeği yani Cüce’yi, kadın cinsel organı da Zenîme’yi simgeler. Erbil, Karanlığın Günü eserinde “Beni yedi kişi anlasın istiyorum, yedi kişi yeter bana!” demiştir. Ve Zenîme karakteriyle kendini bağdaştırmıştır. Roman boyunca Erbil’in hayat felsefesini Zenîme üzerinden görmekteyiz. Zenîme’nin de Erbil’in de, öyle görünmese bile, anlaşılmak gibi bir kaygıları vardır.

Sonuç olarak Leylâ Erbil bu eseriyle kadının toplumdaki değersizliğini, aşağılanışını, var olamayışını, tutunamayışını ve erkeği baştan çıkartan ve sadece bir kaba et, cinsel bir meta olarak görüldüğünü okuyuculara vermiştir.

Meltem Arıkan’ın da dediği gibi kadın cinselliği üremeyi teşvik edecek bir katalizör değildir. Kadın, doğa ile uyumludur; ona zorla dayatmaya çalışılan kavramlarla değil…

 

Kaynaklar:

ŞAHİN, Elmas, Leylâ Erbil Kitabı, İstanbul, Yitik Ülke Yayınları, 2015.

MORAN, Berna, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul, İletişim Yayınları, 2013.

ERBİL, Leylâ, Cüce, İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Feminizm

Yrd. Doç. Elmas ŞAHİN, Derste Alınan Notlar.

ARIKAN, Meltem, Bayan Yanı, Aralık 2015.

 

Gamze Yüksel– Özyaşam Öyküsü

1993 yılında Eskişehir’de doğdu. Eskişehir Süleyman Çakır Lisesi ve Mersin Çağ Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesini bitirdi. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni. Kendini edebiyattan ibaret olarak gören Franz Kafka gibi, bütün işi edebiyatla uğraşmak. Anlayacağınız “Mevzu Edebiyat.”