Atina, Girit ve Sparta şehirlerinden üç kişi Girit’den Zeus Altar’ına yürüyerek, yönetim ve yasalar hakkında konuşurlar. Bu oldukça uzun bir söyleşi olacaktır. Plato Yasalar eserini bitirememiştir. Buna ragmen daha önceki eserlerinin devamı niteliğindeki Yasalar anlatılmak isteni, anlayan için, oldukça açıkça ortaya sermektedir.

On iki kitaptan oluşan eserin ilk kitabında öncelikle Sparta ve Girit’deki yasalar hakkında konuşulur. Her iki şehirde de yasaların savaş temelli olarak koyulup, uygulandığını görürüz. Atinalı bunun yanlış olduğunu belirtir. Ve sadece cesur savaşçı kimliği ile şehrin var olmasının doğru olmadığını, erdemin bir bütün olarak kişide ve şehirde var olması gerektiğini belirtir. Erdemin bütün olabilmesi için cesaret, adalet, ölçülü olmak ve bilgelik aynı anda var olmalıdır. Atinalı’ya göre yasa koyucunun tek hedefi vatandaşlarının erdemi olmalıdır. Ve yasalar ancak vatandaşlarının tamamına mutluluk getirdiği sürece gerçek yasalardır.

Birinci kitapta diğer iki önemli konu da etik psikoloji ve eğitimdir. Bunu, bütünüyle erdem sahibi vatandaşlara sahip bir şehrin nasıl ortaya çıkarılacağı konusunda yapılan tartışma ile göstermektedir. Konuşmalar ağırlıklı olarak zevk ve acının nasıl doğru şekilde hissedileceği ile ilgilidir. Bu konuyu açıklamak için Atinalı, içki içen taraflar üzerinden örnek verir. Eğitim yolu ile acı ve zevke karşı direnç yetisi kazanılabileceğini, aşırıya kaçılmadan akıl temelinde kalınacağını belirtir. Kendini kontrol ve ölçülülük psikolojik etik ve eğitim yolu ile kazanılacaktır. Buradan yola çıkarak genel olarak eğitimin nasıl olması konusuna girilir ve gelecekte bir bireyin doğru zevklere ulaşması için daha çocukken buna göre eğitilmesi gerektiğine vurgu yapılır.

İkinci kitapta da eğitim konusuna devam edilir ve Atinalı, bir çocuğun eğitiminde müzik ve jimnastiğin yani sporun öneminden bahseder. Çocuklar öncelikle sevgi-nefret ve zevk- acı hissederler, bunların sebeplerini henüz anlayacak kapasitede değillerdir ve sürekli hareket halindedirler. Bu sebeple etik eğitim çerçevesinde müzik ve jimnastik merkezi bir konuma sahiptir. Bu kitapta özellikle müzik eğitimi ve müzikteki mükemmeliyetçiliğin standartları üzerinden durulur. İkinci kitapta kısmi olarak şairden de bahsedilir. Şairin, iyi insanın mutlu olduğunu ve kötü insanla ilgilenmediğini öğretmesi gerektiğini belirtir.

Aynı zamanda şair, insani isteklerin, erdeme dayanması gerektiğini ve en zevkli hayat, en adil hayat ve en büyük mutluluğun birbiri ile dengede olması gerektiğini öğretmelidir. Şair, nihayetinde halkın en doğru ve en faydalı şekilde erdemli bir şekilde yaşamasına katkıda bulunmalıdır.

Üçüncü kitap hükümetin kökeni sorunu ile başlamaktadır. Mevcut devletlerin tarihi ile başlayarak Sparta, Argos ve Messene üzerine yoğunlaşırlar. Özellikle Sparta Anayasası konusuna eğilirler, çünkü Sapartalılar, komşularının aksine şehirlerini yolsuzluktan korumuşlardır. Bu tartışma, neyin değerli olduğu hakkında, cehaletin yıkıcı gücü, ve çürümüş tek bir bireye çok fazla iktidar vermenin tehlikelerinin üzerini çizer. Atinalı, iki tür anayasa olduğunu, ve diğer türlerin bu ikisinden oluşturulduğunu belirtir. Bu iki anayasa türü, demokrasi ve monarşidir. Buradan yola çıkarak, ılımlı türlerin erdemleri ve ekstrem türlerin kötülüklerini örnekler. Bunu yaparken Perslilerin ılımlıdan ekstrem monarşiye nasıl geçiş yaptığını göz önününe alır. Bu tartışmanın kıssadan hissesi, sadece demokrasi ve monarşinin karışımının bir devleti hem bilge hem özgür yapacağıdır. Konuşmanın sonunda Giritli Kleinas dokuz kişi ile birlikte Magnesia adında yeni bir Girit kolonisi kuracaklarını belirtir ve Atinalı ile Spartalı Megillus’dan bu yeni –Devlet kitabının devamı bu proje üzerine kuruludur- devletin yasaları ve birimlerini oluşturmak için yardım ister.

Dördüncü kitap, Magnesia şehrinin coğrafi konumu ve özelliklerinin erdemli bir şehir kurulmasını nasıl kolaylaştırılıp, zorlaştıracağı konusu ile başlar. Projede bahsedilen şehrin kurulmasının yöntemi ve yeni yerleşimci grubun yeni ve özgün bir topluma dönüşmesi sırasında pratikte karşılaşılacak zorluklar göz önüne çıkar. Bu aşamada Atinalı, bir toplumda yeni ve iyi birimleri oluşturmak için en kolay yolun, erdemli birimler oluşturmayı dileyen iyi! bir zorbaya sahip olunması olduğunu söyler ve ne tür bir politika meydana getirmeleri gerektiğini sorar. Kendi sorusuna yine kendisi cevap vererek, bir şehri en iyi yöneten kişinin tanrı olduğunu ve kendilerinin, şehrini akla itaat etmeye çağıran tanrının ruhuna sahip olmaları gerektiğini belirtir. Akıl tarafından oluşturulan yönetmeliklere kanun adı verilir. Tanrı kelimesini burada Erdem kelimesi ile bir görür. Çünkü sadece tanrısal güç gerçek erdemi içinde barındırır. Bundan sonra Atinalı, hangi kanunların şehri mutlu edeceği konusuna döner. İki farklı metod ortaya atar. Bunlardan biri özgür insana, diğeri de köle insana yöneliktir. Bu konuyu köle doktor- özgür doktor örneklemesi üzerinden açıklar; Köle doktor, hastalarına kendi doğru bulduğu reçeteleri yazar. Özgür doktor ise hastaları ile birlikte hastalığı analiz eder, hastalığının el verdiği ölçüde hastasını konuya dahil eder ve interaktif bir şekilde, hastanın da onayı ile reçetesini hazırlar.

Yasa oluşturma konusundaki analog metod, inancı (burada inanç derken dini bir inanç değil, bireylerin yapılan yasalara inanması kastedilmektedir) hedefleyen yasalara bir giriş sunmaktır. Ve yine aynı metodla Magnesia şehrinin yasaları oluşturulacaktır. Sonuç olarak, önce giriş oluşturulacak, sonra yasalar belirlenecektir.

Beşinci kitap, genel olarak yasalara giriş konusuna odaklanmaktadır. Atinalı, yurttaşların, bütün diğer sahip olduklarının üzerinde ruhlarını yüceltmeleri gerektiğini söyler. Ruhu takip ederek, onun istekleri ve zevklerini tatmin etmek yerine erdem ve dolayısı ile iyi şeyler takip edilmiş olacaktır. Ruhtan sonraki konu vücuddur. Vücud, ölçülü bir durumda kalmalıdır. Bu şekilde ruh ta iyi bir durumda kalacaktır. Üçüncü konu para ve sahip olunan diğer şeylerdir. Aynı nedenden dolayı bunların da ölçülü şartlarda kalması gerekir. Arkadaşlık ve yabancılar konusundaki kısa bir konuşmadan sonra, Atinalı, en iyi hayatı süren kişinin ne tür bir karaktere sahip olması gerektiği konusuna gelir. Sonuç olarak, bütün kötülüklerin en büyüğü olan ve insanın her şart altında kötü işler yapmasına sebep olan “kişinin kendisini aşırı sevmesi”nin hayatımızdan çıkarılması gerektiğini söyler. her yurttaş kendini ve kendi sahip olduklarını sevmekten uzaklaşmalı, bunun yerine adil olan nedir, adil olmak kendine mi yoksa başkasına mı aittir konularına eğilmelidir.

Bundan sonra yine acı ve zevk konusuna girilir. Atinalı, acı ve zevki iki tipe ayırır; makul yaşamayı sağlayan ve ölçüsüz yaşamayı sağlayan. Makul ya da ölçülü yaşam ve dolayısı ile erdeme götüren acı ve zevkler tercih edilmelidir denilerek bu konuşma bitirilir. Beşinci kitabın bundan sonrasında Atinalı, artık devletin organizasyonunun şekillendirilmesinin zorunlu olduğunu söyler ve yurttaşın sahip olması gerekenlerden bahsedilerek, mutluluk üzerine vurgu yapılır.

Yasalar‘ın bundan sonraki bölümlerinde Magnesia şehrinin detaylı olarak planlaması yapılır. Bu planlama sırasında dikkate alınması gereken en önemli noktalardan biri, insan doğasının muktedir olduğu en iyi şehrin ne olabileceği tahminleri üzerinedir. Plato, insan doğası hakkında karamsardır. Yasalar kitabının beşinci bölümünde, ikinci en iyi şehrin kurulması gerektiğinden bahseder. Bu durumda insan doğasının mümkün olan en iyi şehri kurabileceğine gerçekten inancı yok gibi gözükmektedir. Fakat ideal şehir, bütün yurttaşların, kadın, çocuk, erkek, aynı olağanüstü etik haklara tabii olması anlamına gelmektedir.

Akabinde Magnesia kentinin temel sosyal ve politik kurumlarına genel bir bakış atarlar. Magnesia daha önce de belirttiğim gibi Girit’te kurulacaktır ve denizden on mil içeride olacaktır. Doğal kaynaklar konusunda şehir kendi kendine yetiyor olacak ve çok fazla ihracat olmayacaktır. Plato’ya göre denizden uzak olmak ve aktif ticaretin yapılmıyor olması bir avantajdır. Bu şekilde, henüz Magnesia halkının etik eğitim seviyesine ulaşmamış yabancılarla yakın iletişimde bulunarak şehrin yozlaşmasına sebep olan denizcilik ve ticari faaliyetler yıldırılacaktır.

Şehrin hane sayısı 5040 ile sınırlanacak ve her hane iki parsel araziye sahip olabilecektir. Bu arazilerden biri şehir merkezine, diğeri sınıra yakın olacaktır. Arazilerin eşit derecede verimli olduğunu varsayarlar ve haneye lüks olmasa da konforlu bir yaşam sağlayacaklardır. Kamu malı olmamalarına rağmen, herkes bunu aynı zamanda bir kamu malı gibi algılayacaktır; Bu araziler, haneyi bütün nesiller boyunca besleyecek ve aynı zamanda Magnesia şehri genel yiyecek sistemine kendi kaynaklarından yardım edecektir. Plato dört farklı mülkiyet sınıfı belirlemiştir: En yüksek sınıf, arazinin üç ya da dört katı değerinde mülke sahiptir (ayrıca bunları işletmek için araçlar ve hayvanlar), ikinci sınıf, iki veya üç katı ve diğer iki sınıfta bu matematiğe göre mülk sahibi olacaktır. Her bir sınıf, kendisine değer biçilen mülkiyetin üzerinde kazancı şehre verecektir. Altın ve gümüş gibi değerli madenlere sadece şehir sahip olabilecek ve bir madeni para birimi olacaktır.

Magnesia halkının çoğu yurttaş değildir. Bir çoğu köle statüsündedir. Ayrıca şehirde transit geçen yabancılar ve yirmi yıla kadar oturma izni olabilen yabancılar da mevcuttur. Köleler ve yabancılar, ekonomik gerekliliklerdendir. Ticaret, üretim ve yurttaşlara yasak olan azınlık işleri ile uğraşacaklardır. Arazi sahipleri ya da hanenin reisi yurttaştır ama arazi sahibi olmak yurttaşlığın gerekli şartlarından biri değildir. Arazi sahiplerinin oğulları ve mirasçıları da yurttaş olarak adlandırılır ve yirmi yaşında askeri hizmetlerini yapmak zorundadırlar, seçimlere katılabilirler ve otuz yaşında resmi memur olarak hizmet görebilirler. Babaları ölene kadar araziyi miras edinemezler. Magnesia da kadının rolü maalesef biraz farklıdır ama zamanı göz önüne alırsak, ileri bir seviyededir de diyebiliriz. Aile kurulması yasaklanmamıştır, kadınlar bağımsız olarak arazi sahibi olamazlar ama askeri eğitim alırlar ve askeri hizmette bulunabilirler. Kendi ortak yemeklerine katılabilirler. Atinalı’ya göre kadınlar dört kardinal erdem kazanabilirler ve bu yüzden eğitilmelidirler. Magnesia da kadınlar seçimlere katılabilirler ve politik görev sahibi olabilirler. Atinalı kadınları tamamiyle bir yurttaş olarak sayar.

Magnesia da zengin kurumsal bir yapı olmasına rağmen ana kurumlar, Meclis, Konsey, sulh yargıçları, özellikle yasa koruyucular, mahkemeler ve Gece Konseyidir. Meclis, şehirdeki ana seçim otoritesidir. Bütün yurttaşlardan oluşur, daha belirgin olarak askerlik hizmetini yapmış ya da yapıyor olan yurttaşlar. Meclis, şehrin çoğunluk memurları ve sulh yargıçlarının seçiminden sorumludur. Bunun dışında, kamuoyuna karşı suçları yargılama rolü, liyakat ödüllendirmeleri, yabancıların oturma izinlerinin uzatılması, yasalarda önerilen değişikleri kabul etmek gibi görevleri de bulunmaktadır.

Konsey, tüm sınıfları kapsayan 360 üyeden seçimle bir araya gelen 90 üyeden oluşur. Erkekler daha önce belirttiğim gibi 30, kadınlar ise 40 yaşında resmi memur olarak seçilebilirler. 1 senelik süre için seçilirler. Konsey, meclisin çağrılması ve dağıtılması, yabancı elçilerin karşılanması, seçimlerin denetlenmesi gibi sıradan idari işlerden sorumludur.

Yasa Koruyucular 37 yurttaştan oluşur. Seçildikleri yaştan itibaren en az 50 yıl olmak şartı ile 70 yaşına kadar hizmet ederler. Dört ana şekilde yasaları korurlar: Sulh yargıçlarını denetlemek, yurttaşlar üzerinde geniş yetkili bir denetleme yapmak; aşırı harcama yapanlara ceza kesmek, şehir dışına gideceklere izin vermek ve yetimlerin bakımını denetlemek gibi çeşitli yargı fonksiyonlarına sahiptirler, özellikle aile, mülkiyet ve yasalara aykırı durumlar gibi zor meselelerde yargı sorumlulukları vardır. Ama en önemli görevleri, mevcut yasaların revizyonu ve eklemeler yapılmasıdır.

Bunların dışında kamusal ve özel mahkemeler vardır.

Kitapta Gece Konseyi konusu üzerinde uzun bir tartışma yapılmıştır. Gece konseyi her gün, güneş batışından güneş doğuşuna kadar toplanır. Gece konseyi detaylı olarak onuncu kitapta ele alınmıştır. Eğitimsel bir fonksiyona sahiptir. Kim, Magnesia kanunlarına, kötü karakter sebebi ile değil de bilgisizlik sebebi ile saygısızlık ederse, bu kişi beş sene hapis cezasına çarptırılır ve hapis dönemi boyunca, Gece Konseyi üyeleri, bu kişilerin inançlarını öğretim yolu ile reforme etmeye çalışırlar. Gece Konseyi üyeleri, yasa koruyucuların en yaşlı on kişisinden oluşur. Mevcut eğitim müdürleri ve onların selefleridirler. On ikinci kitapta Atinalı, tekrar Gece Konseyinden bahsederek, şehir için büyük önemini vurgular. Bazı araştırmacılara göre Plato, Gece Konseyi’nin Magnesia şehrinin ana politik organı olmasını amaçlar. Bazı görüşlere göre ise Gece Konseyi’nin ana rolü bilgilendirmektir. Fakat konseyin üyelerinin en yaşlı yani kıdemli on yasa koruyucu olduğunu ve yasa koyucuların politik gücü bulunduğunu düşünürsek durum değişir. Bu durumda üçüncü bir görüşe göre Gece Konseyi’nin herhangi bir politik rolü olmadığını söylemek yanlış olur.

Plato’ya göre Magnesia’daki yasa koyucu sadece yasal emirler vermemelidir: Yasa bireyi ikna edemiyorsa sadece kuvvet olarak kalmaya mahkumdur. Birey, yasamanın arkasında yatan prensiplerin doğru yapıldığını düşündürecek epistemik sebepleri talep etmektedir. Bu durumda yasa koyucu, yurttaşlara nedenleri vermek ve öğrenmelerini sağlamakla yükümlüdür. Bu inandırma ve ikna etme işi rasyonel olmalıdır. Yanlışları dile getirmek değil, faydalı inançlar amaçlanmalıdır. Yurttaşlar, insan için neyin iyi olduğunu anlatan gerçek ve gerekçeli etik bir yönergeye ve eğitime sahip olmalıdır.

Yasalar kitabında üzerinde önemli durulması gereken konu eğitimdir. Daha önce bahsettiğim gibi çocuklar bütünüyle erdemli bireyler olmaları için müzik ve jimnastik eğitimi almaktadır. Bir devlet için yurttaşlarının iyi eğitilmesi en önemli şeydir. Bu eğitim daha henüz anne hamileyken başlar. Anne adayları yürüyüş yapmak zorundadır, daha sonra hemşireler bebeği taşımak zorundadırlar. Yani çocuğun daha anne karnından itibaren hareket halinde olması öngörülür. 3-6 yaşındaki çocuklar önceden belirlenmiş oyunları oynarlar. 6 yaşından itibaren cinsiyetlere göre sınıflar ayrılır, müzik ve jimnastik dersleri başlar. Bunlar aracılığı ile erdemli yaşamın kural ve değerleri çocuklara verilir. Bu eğitimler yaşam boyu sürer. Magnesia halkından yaşamlarının geri kalanında şarkı söyleme ve dans etmeleri beklenir. Bunun yanında çocuklara edebiyat, matematik ve astroloji eğitimi de verilir. Şiir konusunda Plato, şiirin etik içeriği ve şairlerin sahip olduğu etik bilgi düzeyi konusuna eleştirel yaklaşır.

Onuncu kitapta özellikle dini bir tartışma yapılır. Buna göre tanrı, aklı kullanarak, en iyi olabilecek şekilde kozmozu yönetir. Bu da yasaların ve insan yaşamının standartlaştırılması için iyi bir kuraldır: Tanrının kozmozu yönettiği gibi, en iyi durumda olmaları için, yasalar toplumu, akıl insanı, yönetir. Bunu bir tür metafor olarak da algılayabiliriz.

Her bireyin, rasyonel olması kaydı ile, hedeflediği tek şey kendi mutluluğu ve iyiliğidir (Eudaimonia). Erdem kişiyi mutluluğa ve iyi bir hayat sürmeye götürecek tek değerdir. Ve tek başına değil, cesaret, adalet, ölçülülük ve bilgelik içeren bir bütündür. İnsani yani görülebilen idealar ancak iyi insanların elinde doğru ve adil olur. Yasalar kitabı, ayrıca felsefi, psikolojik ve metafizik bakış açılarından da incelenmesi ve üzerinde uzun tartışmaların yapılması gereken, zamanının çok önünde fikirler ortaya atan ve her çağa ışık tutan bir eser olmaya devam edecektir.

Fakat bu kertede, durum o kadar çetrefillidir ki insanın erdeme sahip olduğunu ve aklın peşinden gittiğini nasıl tespit edebileceğiz? İnsan eli ile içinde bulunduğu toplumun bütününün mutluluğu üzerine inşaa edilmiş bir sistem mümkün müdür? İnsanoğlu bütün kavramları kendine göre yorumlamayı çok sever ki rasyonel insanın bunu anlaması daha kolaydır, çünkü ne kadar insan var ise yer yüzünde o kadar farklı düşünce vardır. Bu düşünceler arasında ortak payda oluşturup, ülkü birliğini hedeflemek ve bu hedefe ulaşıp, sürdürebilmek kanımca insan kişisi için hayattaki en mühim meydan okumalardan biridir. Nihayetinde doğru ve adil toplumlar, yine bu değerleri kendi karakterlerinde barındıran insanlar tarafından kurulacaktır. Bu bana biraz Thomas Moore’un ütopyasını anımsatsa ve Pandora’nın Kutusu çoktan açılmış olsa da ben hala insanın içindeki gerçek iyiye inanmaya devam ediyor olacağım.

 

*Platon’un Yasalar adlı eseri hakkındaki “Magnesia: Ütopya ya da Distopya” başlıklı yazım, Hikmet Temel Akarsu tarafından hazırlanmakta olan “Edebiyatta Hukuk” seçkisi için kaleme alınmış olup ilk defa Mevzu Edebiyat Online Dergi’de editörlerin izniyle okur beğenisine sunulmaktadır.

 

Paylaş
Önceki İçerikTarık Tufan Ne Okuyor?
Sonraki İçerikOkumak, ama nasıl? Schopenhauer der ki…
Avatar
1969 yılında Tirebolu’da doğdu. İstanbul Kız Lisesi/Erenköy Kız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdi. Halen uluslararası ticaret ve uluslararası ticaretin finansmanı konularında serbest danışmanlık yapmaktadır.  İlk öykü kitabı "Babam İntihar Etmemişti", 2016 yılında Notabene Yayınevi tarafından yayımlandı. Öykü ve yazıları Notos Öykü, Sarnıç Öykü, 14 Şubat Dünyanın Öyküsü, Galapera Öykü, Gergedan Kitapevi fanzinlerinde, Yeşil Gazete ve Kitaplık dergilerinde yayımlandı. Bir öyküsü 2011 İstanbul Mimarlar Odası öykü ödül yarışmasında birincilik kazandı ve diğer dereceye giren öykülerle birlikte kitaplaştırıldı. Bir başka öyküsü Aylak Adam Yayınevi’nden çıkan "Öyküden Çıktım Yola" adlı öykü seçkisinde yer aldı.