Yazar Ahmet Balad Coşkun ile İrem Uzunhasanoğlu Söyleşisi

8 Aralık 2018

 

Latife Tekin’in Can Yayınları tarafından yayımlanan son iki kitabı Manves City ve Sürüklenme üzerine psikiyatr ve yazar Ahmet Balad Coşkun ile söyleştik. Tekin’in eserlerini psikanalitik yaklaşımla irdeleyen Coşkun’a, Manves Kasabası insanlarını ve onların yaşam biçimlerini sordum.

Sorularımı yöneltirken aklımda son romanları Manves City ve Sürüklenme vardı elbette, fakat Gece Dersleri ve Berci Kristin Çöp Masalları’ı da tüm bu psikanalitik okumalardan payını alıyordu.

Manves City’de toplumsal cinsiyet rolünü benimseyen, doyumlarını erteleyen, otoriteyi kabul eden ve aile bağları ile toplumu yeniden üreten bir kasaba dolusu insan vardı. Hazzı ve arzuyu bilinçdışına atan bir toplumda karşılaşabileceğimiz tüm tuhaflıklar Erice’de karşımıza çıkıyordu. Freud’a göre oğlan çocuğunun annesinin bedeniyle olan yakın ilişkisi ve arzusu, kız çocuğunun libidosunu babasına yöneltmesi ve aşılamayan ödipal dönem ileride ne gibi sorunlara yol açıyor sorusunu her iki metin de cevaplayabiliyordu.

Her iki romanı da okurken altmetinlerin, eserlerin bilinçdışı olduğunu düşündüm. Eserin söyledikleri kadar altmetinde söylemeye çalıştıkları onu daha da değerli kılıyordu. Freud bu yaratım sürecini sanatçının tıpkı nevrotik bir hasta gibi gerçeklikten kaçıp hayal âlemine sığınması olarak tanımlıyordu. Sonuçta sanatçının gücü okura geçiyor ve okur da haz duyuyor. İşte Latife Tekin’in yazdığı romanlarda onun altmetinleri ve bilinçdışı bize bu hazzı veriyor, bizi dinginleştiriyor ve sonuçta ortaya devrimci eserler çıkıyor.

Konuyu daha fazla uzatmadan sözü Sayın Ahmet Balad Coşkun’a bırakıyorum.

 

Sayın Ahmet Balad Coşkun merhaba. Latife Tekin’in son romanları Manves City ve Sürüklenme üzerine gerçekleştirdiğiniz sunumu izledikten sonra sizinle bu konuyu biraz daha derinleştirerek konuşmak istedim. Kabul ettiğiniz için size bir kez daha teşekkür ediyor ve şöyle başlamak istiyorum: Latife Tekin’in eserlerine baktığımızda birçoğunda yoksulluk teması, işçi sınıfının zorlukları, kapitalizmin insanlık üzerindeki etkileri, kadına şiddet/aile sorunları ve gasp edilen işçi hakları gibi öğelerle karşılaşırız. Son iki kitabında ise Erice kasabası üzerinden doğanın tahribatı, talan edilmiş tarlalar, ismi değiştirilmek suretiyle başkalaştırılmış mekânlar ve güvencesi olmayan işçi sınıfıyla karşılaşıyoruz. Tüm bunların ışığında her iki eser de psikanalitik yaklaşımla okunabilir mi ve okurun çok katmanlı metinlerle karşı karşıya olduğunu söyleyebilir miyiz?

Merhaba, ben teşekkür ederim, fırsat buldukça Mevzu Edebiyat’ı takip ediyorum, elinize sağlık. Evet, Latife Tekin edebiyatının kapsadığı alanları ve birçok edebiyat okumasına uygun olduğu sorunuzla iyi tarif edilmiş görünmekte, katılıyorum bu özetinize. Öncelikle şu kadarını söyleyeyim, psikiyatri, psikoterapi pratisyenliği, psikanaliz ve edebiyat okuru olmak hariç, yazarlığı kısıtlı olan biriyim. Evet, Latife Tekin metinlerinin tümü, psikanalitik edebiyat okuması için kesinlikle çok uygun. Dilinin metaforik örgütlenişi, gözden kaçsın istemem söz dizimi özellikle farklı, ilk olana çok yakın, sonra hikayenin olay örgüsü çok sahici, gerçek demiyorum ama. Daha öncesinde Gece Dersleri adlı eseri üzerinde çalışmış, detaylı notlar almıştım, Latife Tekin ve psikanalitik edebiyat kuramına ait dokümanlar birikiyor. Üzerinde çalıştığım romanım bir türlü bitmiyor bu arada.

 

Latife Tekin metinleri için “gözden kaçsın istemem, söz dizimi özellikle farklı, ilk olana çok yakın” dediniz, bunu okurlarımız için biraz daha açar mısınız?

Evet, öyle dedim, psikanalitik edebiyat kuramı açısından önemli buluyorum Latife Tekin’i. Bağlaçlar ve sunuş (shuzet) meselesi yani… Psikanalitik edebiyat kuramı hipotetik bir alan, bu özelliğiyle özneyi belirti (semptom) karşısında kendini korumada olanaklı kılıyor. Demem şu ki, size verdiğim ipucunu kişisel yorumlarla açıklayacağım. Şöyle; diğer eserlerinde olduğu gibi Manves City’de de metne serpiştirilmiş mektuplar ve bağlaç olarak sıkça virgül kullanılarak oluşturulmuş uzun, kusursuz söz dizilerine ait bu iki özellik yazarı da karakterize eder ve onun hikâyenin sunuş (shuzet) biçimini oluşturur. Latife Tekin virgülü imla ve yazım kurallarının sınırını test etmeyi denemek isteyen bir arzuyla kullanır. Yine metnin içine seslenmenin bir yolu olan bu kroki ve sunma teknikleri, aynı zamanda arzunun kendini ifade etme ve sürdürme biçimidir. Mektuplar, metnin içine yol alan ses yankılanmaları oluşturması dışında, okurun zihninde şimşek çakması gibi bir görüntü yankılanmasını da imajine ettirir. Böylece nesnenin ima ve imaj kapasitesi kapsamlı metaforize edilmiş olur. Yazarın bu tekniği okurun kendi psikoseksüel süreçlerini uyaran, okuma eylemini diri tutan bir özelliğe sahiptir.

Esas cevab-ı soruya gelecek olursak da; Latife Tekin metinlerinde virgül, aktarım- karşıt aktarım birlikteliğinin simgesel karşılığı gibi okunabilir. Hatta virgüle bir metaforik eklem olarak bakıldığında, kendinden önceki ya da sonraki cümlenin anlamını kısıtlayan ya da artıran hiyerarşik bir sorumluluk edinmediği kolaylıkla anlaşılabilir. Onu geçirgen, şeffaf, yani tarafların metaforik anlamlarına ait iskelet ağırlığını yumuşatan bir virgül olarak düşünebiliriz. Virgülün geçirgenlik ve yumuşatma özelliği yanında, anlamı hakikatle buluşturmaya vardırabilecek bir hareketi yaratma gücüne de sahip olduğu söylenebilir ki, edebi metni erotize ve dinamik kılar. Size bir şey söyleyeyim mi “biraz daha açar mısınız ?” yerine “sadece bunu konuşsak” demeniz daha doğru sanki. İşte böyle…

 

Latife Tekin, Manves City’de “Erice’de herkes herkesin üveyidir -kendine bir düzen kurana kadar başlarının üstünde yeri vardı- bir mahalleye girseniz silme akraba, hepsi üvey” (sf:27) diyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Üveyliğe ait bir duygu biyolojik olarak öz olunsa da insan hissedebilir, hissettirilebilir. Etnik, kültürel, sınıfsal, cinsiyet ve hatta cinsellik konuları da dâhil edilebilir bu konuya. Ama öncelikle şunu söylemek isterim, bir mekânı, yani Erice kasabasını tümden üveylik üzerinden kurgulamak çok etkileyici. Bir de üveylik hikâyesini olay örgüsüne mekanik olarak eklememiş Latife Tekin. Sanki metin ilerledikçe yazar da öz halinden tadına vara vara eserine ve kendine üveyleşiyor. Diliyle, duygusuyla… Neyse, psikanalitik okuma çalışmasına ait şu notları iletmiş olayım. Kitap, kalem, defter elimde çok şükür…

Üvey ve öz olma halinin kuşaklar arası konumu, bastırılmış olanın geri dönüşü şeklindedir. Üveylik konumu edebi metnin metaforik betimleme sürecinde belirsizliğe maruz kalmaktadır. Edebi yeterlilik için gereklidir ve bunun psikanalitik çalışmanın özelliklerinden olduğunu unutmamak lazım. Belirsizleştirme, belirsizliğin kıyısına davet etme yani. Başka bir konu bu da… Devam edeyim; bazı ruhsal çatışmaların giderilmesi sırasında gerçek anlamda üvey olunmasa da benlik (ego), o duyguyla fanteziye edilebilir. Latife Tekin bu eserinde temel hikâyeyi ve masterplotunu “üveylik” ana fikriyle çok iyi desteklemiştir. “Herkes, herkesin üveyidir” diye metnin içine seslenen ve yankılanarak mekânı sınırlayan ve metnin biçimini (beden yapıt) estetize eden bir cinsel arzudur o aynı zamanda. Bu okumayı doğrulayan bir örnek de şu olabilir. “ Eda’nın varlığını uzun süre içi kaldırmamış, gözleri yüzüne bakmayı, elleri saçını okşamayı reddetmişti. Ta ki, ateş içinde boğulurcasına öksürdüğü o geceye kadar. Fabrikadan öyle yorgun dönmüştü ki Eda öksürdükçe uyku onu dibe çekiyor, kızcağızın gittikçe boğulan sesiyle rüyadan uyanıp hayallere sürükleniyordu, birdenbire Eda’nın ölebileceği korkusuyla yatağından sıçrayıp bağrına basmıştı onu. Bir daha da canından ayırmayıp kendinden bilmiş.”(Sayfa 31. Manves City/Latife Tekin). Yazar; üvey kızı Eda’ya bilinçdışı ensestiyöz arzudan ürküp, ona dokunamayan Ersel’in bu duygularını yansızlaştırması için, kendi ateşlendiği bir dönemi kızının hastalandığı bir dönemle buluşturmuştur. Ersel’in ilgisizliği, yorgun işten gelişi bilinçdışı ensest korkusunu gidermek için hatta ölmesini istediği rüyalar gördüğü sahne, kendi üvey oluşuyla, üvey kızı Eda’yı yücelterek özdeşleştirerek kendisini dengelendiği bir yan sahneyle ele alınıyor. Ersel’in iki değerli (ambivalance) cinsel inşasının hangi dinamik ilişkiler sonucunda oluştuğunu bu iç diyaloglar yeterince anlatıyor. E, bu da böyle…

 

Bunu harikulâde örneklediniz, epey doyurucu bir cevap oldu, teşekkür ederim. Bir de şunu merak ediyorum; Freud’a göre insanlar haz ilkesinin, gerçeklik ilkesi tarafından bastırılması sürecini yaşamak zorunda kalırlar ve bu baskı -özellikle bazı toplumlarda- onları hasta edecek kadar ağır olabilir. Yine Freud’a göre insanoğlu cinsel hayal kırıklıklarına bilinçdışı bir çıkış noktası bulabilir. Bu iki teoriyi göz önünde bulunduğumuzda Manves City’deki kahramanları ve erotik göndermeleri değerlendirebilir misiniz?

Bu sorunuzu bir örnek üzerinden sürdürmemiz yapacağımız edebi analiz sürecini kolaylaştıracaktır. Şöyle; Çocukluğunda anne ve babasının çatışmalı cinsel ilişkisine tanık olmuş bir çocuk, yetişkin duruma geldiğinde bu anısını; “küçük yaşlarında anne ve babasının kavga ettiği, bu yüzden günlerce ağladığını, evden kaçtığını, başkalarına sığındığını, …” şeklinde ifade eder. Bu anlatı dili metaforik olmasına rağmen ideal olanı hafızadan baypas eder ve fantezik betimleme işleminden geçirir. Yetişkinin sahip olduğu dil, çocukken ihtiyacı olan ideal aileyi dolaylı olarak işaret ederken, hikâye taslağını (fabula; hayvani hikâyenin ilk hali) kendinden sakınarak (bilinçdışında tutarak) anlatmaktadır. Psikanalitik okuma ise daha fazlasını yapar; anne baba çatışmalı cinselliğine tanık olmanın, çocuğun cinselliğini fark ettiği ilk sahneyi söze (bilince) dâhil eder. Yetişkin, bir ömür boyu anne baba arasında karşılanmamış arzunun nesnesi olma ima ve imajinasyonunu bastırmakla meşgul olacaktır ki bu nevroz dediğimiz durumdur. Cinselliğin fark edilmesinin geriye döndürülemez oluşu, ilk sahne denen fotoğrafı karakterize eder, mühürler. Bu ima ve imajinasyonun dile dökülemeyen sahnesine hikâye taslağı ya da fabula diyebiliriz. Hayvani hikâyenin ilk hali… Hayvani, çünkü ensest arzu ve korku ikiliği, bilinçdışı arzu ya da saldırganlık ile ihlas etmiş hikâyedir. Hikaye taslağı (çocuğun cinselliğini bilinçdışı fark ettiği hali), değişmeceli dil ile genişler, hikayenin gerçek tarafına (yetişkinin çocukluk anısını anlattığı hali) yine metaforik dil ile eklemlenmiştir. Okur metne bu eklem üzerinden tutunabilir. Psikanalitik okuma, bu değişmeceli eklemi betimleme ve birlikte deneyimleme işlemidir. Okur bu ekleme tutunmayı başardığında okur ve metin, ilişki süreci boyunca birlikte sarsılır (Rezonans: Okur, metin sarsılması). Karşılıklı özne hali gerçekleştiği için hikâye okuma sürecinde canlı tutulmuş olur (Libidinal devamlılık). Umarım sorunuzun cevaplarını karşılayabilecek bir çerçeve metin oluşmuştur. Her iş böyle zaten konuş, konuş bitmiyor. Keşke konuşurken neolojizme savrulsak, saçmalayarak oyalansak…

Latife Tekin

Peki madem konu neolojizme geldi o halde meraklı okur için biraz da bunu açalım. “Fista fista ve Manves City” gibi uydurulmuş isimleri, yeniden yaratılmış sözcükleri, başkalaştırılmış sesleri, yarı-neolojik isimlendirmeleri, bir tür ilk dile yakın yapıyı; Latife Tekin edebiyatı ve psikanalitik edebiyat kuramı ilişkisinde anlatır mısınız?

Edebiyat çeyizliğimi açıp, anlatıları doğruca sandukaya yerleştireyim. Şöyle: “Meydan Lokantası/Meydan Yemek Dünyası” olmuş. “At pazarı kahvesi/Yüzde 100 Kahve” olarak isimleri değişmiş (Sayfa 26. Manves City/Latife Tekin Metin). İktisadi, sosyal değişimi kısmi neolojik isimlerle anlattığı kısımlar, okurun değişmeceli iç dünyasındaki kaygılara, kanca atarak (Hook) hikâyenin iktisadi/cinsel yan sahnelerine (okurda, fakir babanın çocuğu olarak yücelme ya da değersizleşme/ “… Domatesçi Halil’in oğlu…”) eklemlenmiş ve metinle birlikte sarsılma durumu gerçekleşmesine katkı sağlanmıştır. Latife Tekin kahraman isimlerini belirlemede bir tarihsellik (eşlik eden hafıza) gözeterek bu eserinin krokisini (masterplot) oluşturmuştur. Nergis ve Eda isimler ikiliğiyle; belirli bir zaman mekân kesitinin bir evveliyat silsilesinin ima ve imajinasyonuna nasıl temas ettiği ve oradaki sosyal, iktisadi, psikocinsel dönüşümün dinamik süreci bu isimlendirme tekniği ile çok iyi özetlenmiştir. Nergis (Nergis; eski, hikâyeye temaslı, ninesinin ismi gibi) ve Eda, Cesur … (Eda, Cesur ise; modern, anonim…) isimler ikiliği hikâyenin kuşaklar arası temasının kesintiye uğradığını anlatması bakımından da yazarın sözleşme ve plot’una uygun görünmektedir (Manves City/Latife Tekin). Gelelim Neolojizme:

Neolojizm ile türetilmiş değişmeli dil olan adlandırma tekniği (uydurma bir isim bulma), örneğin; Manves City. (Kitap adı/Latife Tekin). Yine “… balkonun hasır örgüsüne bir kuş konmuş ötüyordu, fista, fista, fista.” (Sayfa 93. Manves City) Türetilmiş adlandırmaların etimolojik kökeni, cinsel ima ve imajinasyonu üzerinde durulabilir. “… fista, fista, fista.”: Bu yeniden yaratılmış kelime sıralanışının fısıldama, usulca üfleme, söndürme, kolayca üzerinden sıyrılma, aralıklı gevşeme, kısa mesafeli fışkırma, salınma, kayma, kayganlık gibi feminen tonların baskın olduğu devinen cinsel tutum ve davranışlara ait simgesel ima ve imajinasyonları çağrıştırdığına ait yorumlar anlamı ve anlamayı kısıtlamaz. “… fista, fista, fista.”nın simgesel imaj (tahayyül) çağrışımları ise; kumaşta, iç çamaşırda, kırışıklıkların giderilmesi ya da onların dozunda müdahalelerle yırtılması, parçalanması olarak yorumlanabilir. Yine, cinsel eyleme hazırlık aşamalarını, yani yıkanmayı, tıraş ve bakım edimlerinin tamamlandığının imlenmesi. Bana kalırsa şizofrenik bir dil dahi olsa da neolojizm, tamı tamına metnin cinselliğinin santralizasyonu ve devamlılığını sağlamaktadır (Libidinal devamlılık) ki metaforik kapasitesi asla azımsanmaması gerekir. Yani neolojizm metinleri, okuru bir hayvani cinsel kur yapma davranışına ait ayna görüntüsünü taklit etmeye, daha doğrusu ona eşlik etmeye zorlar ki oyun sahnelenebilsin, bir deneyim edinilebilsin. Bir tür dileğin varsanısal doyumu gerçekleşmiş olsa da metin ve okur cinsel köklerine kadar birlikte sarsılarak bir deneyim edinir (metin-okur rezonansı).İleri şizofrenisi olan hastaların anlatılarındaki neolojizme ait dil figürleri metinlerini ne kadar değişmeceli hale dönüştürdüğünden çok (ki bana kalırsa öyle) onun metaforizasyon işleminin farklı bir aşaması olma ihtimali üzerine düşünmek özellikli bir çalışma konusu olurdu. Dilin neolojizm ile metaforize edilme meselesi “Delilik, Edebiyat, Dil” başlığı için de elverişli bir zemin. Neolojizm içeren değişmeceli dil metinlerinin okuma eyleminde anlam kesintiye uğrarken, okur melodi ve ritim duygusunun etkisine takılı kalır. Psikotik bir dilin ayna görüntüsüne maruz kalmış okur, neoloji üretme (saçmalamaktan) korkusu yüzünden özne niteliğini kaybedebilir. Hatta öfke ve karşıt aktarımına yenilip okumayı bırakabilir de (kopma; ruptur). Okurun, okuma eyleminden vazgeçmesi, metnin neolojizm ile metaforize edilmesi değil, yaratılmış uydurma isimlendirmenin barındırdığı ima ve imaj kapasitesindeki yetersizlik yüzündendir. Neolojizm (“Delice”) diliyle sahiciliğinin sağlanması bir edebi gerekliliktir -Latife Tekin ziyadesiyle şiddetli becerikli-. Aksi takdirde neolojizm yerine “Deli dili” taklidine düşme kaçınılmaz olur. Neolojizmle adlandırmanın cinsel ima ve imajinasyonunun yetersiz metaforize edilmesi sebebiyle de bir kopma gelişir ki, vallahi bu da okurun sorunudur, derim ve istifa ederim bu işten. Bu da böyle…

Yönelttiğiniz diğer sorularınızı yazılı olarak bana iletin lütfen ve hatta bugünden cevapsız yayınlayın, okurla birlikte üzerinde çalışalım, sonra hazırlanayım, yanıtlayayım, siz yine yayınlayın. Hem ben çalışma fırsatı bulurum bu sürede hem de okur başka şeyler yapabilir. Çok teşekkür ederim İrem, tekrar görüşmek üzere, sevgiler.

Sayın Ahmet Balad Coşkun’a kısıtlı vaktini bize ayırdığı için hem kendi adıma hem de Mevzu Edebiyat ekibi adına teşekkürlerimi sunuyorum. Evet, belirttiği gibi merak ettiğim iki soru daha vardı. Bunları hem meraklı okur yanıtlasın diye hem Tekin hakkında yazmak isteyenler yanıtlamak ister diye hem de metinler hakkında biraz daha düşünme payı kalsın diye buraya bırakıyorum.

  • Lacan’a göre “varlığın içini boşaltıp onu arzu haline getiren şey dildir,” tek bir nesnede nihai bir anlam bulamayışımızı, varlığımızın içindeki boşlukları ikame nesnelerle dolduruşumuzu hızla tahrip edilmiş ve değiştirilmiş Manves kasabası üzerinden nasıl yorumlarsınız?
  • Althusser, “Lenin ve Felsefe” kitabındaki bir denemesinde şu soruyu sorar: İnsan özneleri genellikle kendi toplumlarının egemen ideolojilerine boyun eğecek duruma nasıl gelirler? Buna yine Tekin romanları bağlamında nasıl bir yorum getirebilirsiniz?