Eski dünya ölüyor ve yenisi doğmakta zorlanıyor; şimdi canavarların zamanıdır

Antonio GRAMSCİ

 

Taocu, feminist ve anarşist yazar Ursula K. Le Guin’in, temellerini çok sağlam bir kurguyla oluşturduğu Mülksüzler romanı, kuşkusuz XX. yüzyılın en önemli kitaplarından birisi. Kıyasıya yaşanan soğuk savaş döneminin sonlarına doğru (1974) yazılan roman, Urras (USSR – SSCB ve USA isimlerinin harmanlanmasıyla oluşmuş) gezegeniyle doğrudan dünyayı ve soğuk savaşın içindeki silahlanma yarışını anlatıyor. Urras’ta düşünceler parayla satılıp alınabiliyor. Başkasının düşüncesine böylece sahip olunabiliyor. İnsana yakışan, bilgiyi (düşünceyi) paylaşmak olmasına rağmen, bilgi gizli saklı ve aynı zamanda silah yapımında kullanılıyor. Yazar buradan hareketle kitabın en önemli cümlesini altmış yedinci sayfaya yerleştiriyor. “Düşüncenin doğasında iletilmek vardır: yazılmak, konuşulmak, gerçekleştirilmek. Düşünce çimen gibidir. Işığı arar, kalabalıkları sever, melezlenmek için can atar, üzerine basıldıkça daha iyi büyür.” Düşüncenin doğal yapısının anlatıldığı bu cümleler eşsiz bilim kurgunun çekirdeğini oluşturuyor. Bu bağlamda diyebiliriz ki, roman kuramcıların (filozofların) öne çıktığı bir kurguyla çatılmış. Mülksüzler’de, yazar ve roman karakterleri doğal olarak başta olmak üzere, kitaba esin kaynağı olanların hepsi de birer kuramcı. Tabii okuyucu da!

Bilincine ve bilinçaltına sürekli dalıp çıkan kurgu, okuyucusunu da hızla filozof haline dönüştürüp sarsıyor ve kendini aratıyor. Emin olun kitabı anlamak için bir filozof olmaktan başka şansınız yok. Hayal ediyor, düşünüyor ve oluşturduğunuz kuramlarınızla başka bilmediğiniz gezegenlerde yaşayıp cisminizden tamamen ayrılıyorsunuz. Yeni yaşamınızda paylaşmayı, dayanışmayı, olmayı (sahip olmayı değil) ve şiddet içermeyen anarşizmi öğrenerek daha insancıl taze fikirler geliştiriyorsunuz.

Üzerine oturduğu dört ana sütunla kurgu, hayran olunacak güzellikte ve çok sağlam inşa edilmiş. Dört ana sütunun üçünü kuramcı psikiyatristler (Eric Fromm, Carl Gustav Jung ve Sigmund Freud) ve onların yazdığı kitaplar oluşturuyor.

Eric Fromm’un, başta Yeni Bir İnsan, Yeni Bir Toplum adlı insanın özgürleşmesi üzerine yazılmış kitabı olmak üzere, bazı kitaplarının etkisi belirgin romanda. Aslında Mülksüzler’den sonra yazılan Sahip Olmak ve Olmak kitabı daha çok ilintilendirilmeli. Kanımca Fromm’un, Sahip Olmak ve Olmak kitabının ana temasını önceki anlatılarında bulmak mümkün. Bu nedenle yazarın esin kaynağı olarak bağdaştırmak bu kitap için de yanlış olmaz.

Eşzamanlılık Teorisi ise, analitik psikiyatrinin öncülerinden Carl Gustav Jung’un 1960 yılında yazdığı bir kitaptır. Roman, eşzamanlılık teorisi üzerine kurulmuş ve Jung’un arketipleriyle pek yakın ilişkilidir.

Sigmund Freud kitapta, diğer sütunu oluşturan kuramcı! Freud her ne kadar psikiyatrist olsa da, birçok psikiyatrist gibi edebiyata katkısı yadsınamaz. Psikanaliz yöntemi ve rüyalar çalışma alanının en önemli yapı taşları bildiğiniz üzere. Ursula K. Le Guin de rüyalara epey düşkün bir yazar. Bu nedenle ikisinin buluşması çok olağan kanımca!

Kurgunun en önemli sütununu ise Antonio Gramsci oluşturur. Faşist Mussolini’nin, “Bu beynin işlemesini yirmi yıl durdurmalıyız,” dediği sosyalist kuramcı! Hapishanede oluşturduğu yeni dil ve şifrelerle yazdığı kuramları, bazı anlaşmazlıklara neden olsa da (şifre ve Ezop dili nedeniyle), özünde insanın mekanik yapıdan sıyrılıp, kültür ve düşüncesiyle varoluşunu yazmaya çalışmıştır. Hapishane Mektupları’nda (bazı çevirilerde Hapishane Defterleri diye de geçiyor) Gramsci, yeni bir toplumun kuruluşuna yönelik dönüştürücü toplumsal iradenin oluşturulması sürecinde insani yapıp etmelere yaptığı vurgu ile tarihin/ekonominin belirleyiciliğinin kaba materyalizminden kurtulabilmiştir. Özellikle metafizik materyalizmle mücadelesinde Marksizm’in kaderci ve mekanik yöne saptırılmasına karşı çıkıyordu. Kültürel ve siyasal praksisi kenara iten bu yaklaşımlar karşısında kültürün ve düşüncelerin oynadığı rolü gösterme gayreti içinde olmuştur hep. [1],[2]

Kanımca Ursula K. Le Guin; Anarres’i ve Anarşist Odo’yu, Gramsci’nin Hapishane Mektupları etkisiyle ete kemiğe büründürmüştür. Romanın protogonisti, Eşzamanlılık Teorisi üzerine çalışan ve Anarres gezeninde yaşayan fizik kuramcısı Shevek’tir. Urras gezegenine geldiğinde Shevek, Odo’nun hapsedildiği yeri görmek ister ve harabeye döndüğünü görünce der ki, “Odo dokuz yıl burada hapsedildi ve Analoji‘yi (Hapishane Mektupları) orada yazdı.” Anarres aslında Gramsci kuramının hayata geçirildiği gezegen, Odo da Gramsci’nin (kadın anarşist olarak)ta kendisidir.

Urras ne kadar ‘sahip olma’ duygusuyla doluysa, Anarres’ te o kadar ‘olmakduygusuyla doludur. Yoksuldur. Mülksüzdür. Şiddet içermeyen anarşizm ve bir sürgünle doğmuştur. En önemlisi Anarres’te yasa ve silah, dolayısıyla savaş yoktur. Ayrıcalık sorumluluktur. Aşırılık bir nevi dışkıdır. Çabalanan, insanın özgürlüğüdür. Sahiplik olmadığı için soyadı da yoktur. İsimler hiçbir zaman aynı değildir ve bilgisayardan verilir. Cinsiyet ayrımı olmadığından, yalnızca insan kavramı ön plandadır. İki yüzyıl önce yaşayan Odo’nun düşünceleri biraz aşınmaya uğramış görünmekle beraber Shevek, Odoculuğu çok iyi özümsemiş akıllı bir kuramcıdır. Kuramını satmak için değil, meyvesini oluşturmak toplamak için gider Urras’a. Gerçek hedefi Anarres’e geri dönmektir. Odo’nun dediği gibi, “Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür.”

Yazarın diyaloglarla, kitabın içine girmemizi bir kuramcıya dönüşmenizi epey kolaylaştırdığını belirtmeliyim. Odoculuğun aşınmasını anlatırken, Dap ve Shevek’in diyaloğu bunu çok güzel anlatır: (artık) Özgürlük için eğitim yapmıyoruz. Toplumsal organizmanın en önemli etkinliği olan eğitim katı, ahlakçı ve otoriter oldu. Çocuklar Odo’nun sözlerini sanki yasaymış gibi ezberliyorlar -en büyük küfür bu! Bu benimsenmeden, yalnızca şeklen yapılan eğitimin anlatımında Mine Söğüt’ün kulaklarını çınlatmadan geçmek olanaksız!

Buradan itibaren kitabın inşaatında taşıyıcı sütunlar bitip, yamuk üçgen bir çatıyla kapatılır kurgu. Çatıda da üç çeşit kuramcı yer almaktadır. Taocu düşünce bu üçgen çatının en büyük yüzünü ve çekirdeğini oluşturur. Taocu düşüncelerden yola çıkarak “Anarşizmin baş hedefi, ister kapitalist isterse sosyalist olsun, otoriter (totoliter) devlettir. Önde gelen ahlaki ve ilkesel teması ise işbirliği, dayanışma ve karşılıklı yardımdır. Tüm siyasi kuramlar içinde en idealist olanı anarşizmdir,” der Le Guin. Çatıdaki Taocu fikirler de Stoacılık ile harmanlanmıştır. Yine yazar bu harmanlamayı; “düşünceler (M.S. II. yüzyılda yaşamış olan Stoacı Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un kitabıdır), hiçbir zaman yasalarla ve hükümetlerle denetlenmemiştir. Urras’ta bile,” diyerek diyalogla verir.

Çatının diğer yüzünü “Ateizmin Gerekliliği” adlı makalesiyle bilinen şair Percy Bysshe Shelley ve Pyotr Alekseyeviç Kropotkin oluşturur. Kropotkin’e göre; ”Bizim şu anda yaşamakta olduğumuz gibi yaşamak, kuşkusuz, budalalık. Ama yaşamımızın böyle olmasının nedeni kadın emeğinin bir hiç yerine konulmasıdır. Bu ayrıca, bugüne dek insanlığın kurtuluşu düşlerini kuran insanların bile kadının da kurtuluşu konusunu dikkate almamalarının bir sonucudur. Bu ayrıca, erkeklerin onurlarını ‘yemek- çamaşır- bulaşık’ işlerine karıştırmamak istemelerinin, dolayısıyla da bütün bu işlerin bir yük hayvanı gibi kadının sırtına yüklenmesinin bir sonucudur. Kadının kurtulması demek ona üniversite kapılarının, yargı, parlamento kapılarının açılması demek değildir; çünkü bu durumda, kurtulan kadın ev işlerini bir başka kadının üzerine yıkacaktır. Kadının kurtulması demek onun mutfak ve çamaşır gibi insanı kütleştiren işlerden kurtulması demektir. Kadının kurtulması demek çocuklarının beslenmesini sağlarken, ona toplumsal yaşama katılmasını sağlayacak boş zamanı da sağlamak demektir. Ve göreceksiniz, bu gerçekleşecektir; gerçekleşmeye başlamıştır bile hatta. Anlamamız gerekir ki, özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi güzel sözlerle kendini tatmin eden ama ev köleliğine dokunmayan bir devrim gerçek devrim olamaz. İnsanlığın, ev köleliği prangalarına bağlı bulunan koskoca yarısı, öbür yarıdan özgürleşebilmek için kendi devrimini önünde sonunda gerçekleştirecektir.” [3],[4] Ayrıca Anarşinin ahlakını yazması da çok ilginçtir. Anarres’in, toplumsal organizması ve yapısı Kropotkin sayesinde oluşmuştur. Odo’nun kadın olarak kurgulanmasında da payı büyüktür.

Çatının üçüncü yüzü tümevarımcı Henry Nelson Goodman ve anarşist yazar Emma Goldman oluşturur. Nelson Goodman aydınlanmanın sadece ‘Tanrı bilimiyle’ sınırlandırılmış dine karşı gerçekleştirilen bir savaştan ibaret olmadığını vurgulayıp şunları yazar; “Aydınlanma, aynı zamanda dünyanın eleştirel bir kavranışı ve insanın dünyayla ilişkisini rasyonel bilgi (arı iç görü) aracılığıyla görme biçimidir.” [5],[6]

Emma Goldman ise anarşizmi (şiddetsiz) savunan ömrü hapislerde geçmiş bir yazar ve düşünür. “Anarşizm, yalnızca uzak geleceğe ilişkin bir teori olmayıp, insanı kuşatan içsel ve dışsal yasak ve engellere karşı bugünden topyekun mücadeleyi esas alan bir yaşam biçimidir. Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir obje değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur,” der. [7] Mülksüzler’de, Odo’nun kadın anarşist olarak kurgulanmasını (Kropotkin’le beraber) sağlayan kuramcı ve yazardır aynı zamanda.

Mülksüzler’i XX. yüzyılın en önemli kitaplarından biri yapan neden; yazarın bu derin okumalardan yola çıkarak, romanın olağanüstü kurgusunu bir kuram haline de dönüştürmesidir. Ustaların ustası demekten başka ne diyebiliriz Ursula K. Le Guin için. Yazar Mülksüzler’de, zamanın kurgu ve anlatımıyla okuyucusuna çok farklı bir bakış açısı kazandırmış, doğrusal algıladığımız (algılamaya zorlandığımız) zamanı gezegenlerin özellikleriyle de pekiştirip döngüsel düşünmemizi sağlamıştır. Yalnızca bu anlatı bile Ursula K. Le Guin’in tüm kitaplarını okumak için yeterlidir kanımca.

Yazar olağanüstü hayal güncüne okuyucusunu da ortak ederek, kitaptaki ikircikli (Arzlılar; Urras – Anarres gezegenleri) ütopya ile geri dönüş tekniğini de kullanıp, uzayda yolculuğa çıkarır. Kitabın sonunu okuyucusuna bırakıyor gibi görünse de, Hain gezegeninden bir anarşist devreye giriverir. Hain gezegeni Arzlılardan daha uygar ve gelişmiş medeniyete sahiptir. Zamanın içinden arzlılara göre çok daha uzun sürede geçmektedirler. Göreceli bir yaşlı nüfusları var. Bu yüksek uygarlık ve uzun yaşama bile, düşünmeyi kuram geliştirmeyi engelleyememiştir. Yoksul, mülksüz Anarres’e gelmek isteyen bir anarşist çıkar içlerinden. Yazar bu durumu, “Farklı güneşlerin ışıkları farklıdır, ama tek bir karanlık vardır,” diyerek açıklığa kavuşturur.

Kitabın kapağını kapattığımda, zihnimin dehlizlerinde rengarenk ışıklar dans etmeye başladı. Bu ışıklar sayesinde tozları derin bir temizlikle kovdum dehlizlerden. Ve dedim ki; dayanışmacı ve paylaşımcı düşünerek değişim, şiddet içermeyen bir anarşidir. Dünyada bize ait olan (gerçek yolculuğumuz olan geri dönüşte yanımıza alabileceğimiz) tek mülkümüz düşüncelerimizdir ona da mülk denirse…

Yazıyı kitabın temasına uygun Karacaoğlan dizeleriyle bitirmeye ne dersiniz? Üryan geldim gene üryan giderim/ Ölmemeğe elde fermanım mı var…

 

[1] Asım Öz, “Yaşam Öyküsünde İradenin Belirleyiciliği: Antonio Gramsci”.

[2] Doç. Dr. A. Baran Dural, “Antonio Gramsci ve Hegemonya”, dergipark. org.tr.

[3] sozkimin.com

[4] eksisozluk.com

[5] filozof.net

[6] H. Nelson Goodman, Dünyalar Nasıl Yapılır?, Çev: Akın Terzi, Pan Yayıncılık, 2010.

[7] kidega.com

Paylaş
Önceki İçerikNevzat Tarhan’ın Ölüm Hakkındaki Bir Tiviti Üzerine
Sonraki İçerikBir Doğu Masalı
Avatar
1966 yılında Afyonkarahisar'da doğdu. ilk, orta ve lise öğrenimini Afyonkarahisar'da yaptı. 1989 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. 1995 yılında İstanbul Üni. İstanbul Tıp Fakültesinden Halk Sağlığı uzmanlığını aldı. Evli ve iki çocuk annesi. Yayınlanmış öykü ve denemeleri var.