Neden okuruz? Neden yazarız? Edebiyat neden var? Şiirler, romanlar, öyküler neden ortaya çıktılar? Bu yolculuk bizi nereye götürüyor? Ben neden yazıyorum ve sen neden okuyorsun? Bu sorularda gizliyiz. Yanıtlarda kendimizi bulacağız. Kendi yanıtlarımdan kesitler sunmam gerekirse: “Yazmak: kendimi karşıma alıp konuşmak ve okumak: başka dünyaları keşfe çıkmak” en yalın haliyle. Okuduğum kitaplarla başka hayatların mümkün olduğunu gördüm. Kabuğumu kırmaya ve nihayetinde kendimi keşfetmeye başladığım bir serüvene atıldım ve Jeanette Winterson’ın Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın kitabında kendimden çokça şey buldum. Bir kitap okudum ve hayatım değişti gibi bir klişeye sığınmayacağım lakin O’nun hayat mücadelesinden kendinize pay çıkarmanız işten bile değil. Winterson’ın gücü, kalemi sayesinde okura sirayet ediyor.

Jeanette Winterson’ın, Püren Özgören çevirisi ile dilimize kazandırılan deneme türündeki otobiyografik eseri, Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın; “Yanlış Beşik” olarak nitelendirilip, misyoner olmak üzere yetiştirilmesi ve kitapların gücünü erken keşfedip çıkış yolunu yazarak bulmasının hikâyesini anlatırken aynı zamanda insan üzerindeki baskıların, cinsel tercihlerden dolayı ötekileştirilmenin ve dinsel yozlaşmanın eleştirel otoportresini çiziyor.

Genel olarak yazarın monologlarından meydana gelen kitap, yer yer Winterson’un hayatındaki insanlara söz hakkı tanıyor. Duygularını dramatize etmeden oldukça duru bir şekilde aktaran yazar okuyucuyu abartıya kaçmadan ve samimi bir şekilde hayatına davet ediyor. Daha doğrusu yarattığı hayatına davet ediyor, çünkü hayat yaratılan bir şeydir. Hayatın değişkenliği ve Winterson’ın, başına gelenlere boyun eğmeyi reddedişi ile olaylar temposunu yitirmediği gibi kelimelerin önünde dimdik duran yazarın anlatımı da monotonlaşmıyor.

Baskıcı bir ailenin evlatlığı olarak sevgiden mahrum bir çocukluk geçiren Winterson, annesinden gizli kitapların dünyasına dalarak bir tür bibliyoterapiye başlar, yaşamının tüm acımasız gerçeklerini kabullenir ve onlarla yüzleşir. Öykünün iyileştirici gücüne tutunur ve kitapların açtığı kapıdan, bir daha asla geri dönmemek üzere adım atar. Annesinin, yatağının altında sakladığı kitapları yakması üzerine kendininkileri yazmaya karar verip, okuyarak adım attığı dünyadaki yerini yazarak kalıcı kılar.

Kendisinden yaşça büyük bir kadına âşık olduğunda günahın öznesi olur, içindeki iblisin çıkması için üç gün aç ve uykusuz kilisede kilitli tutulur, dövülür ve Tanrının normal cinsel ilişkilere yönelik planına aykırı davrandığı için cezalandırılır. Başına gelenlere rağmen bir kadını sevmekten vazgeçmeyeceğini söylediğinde ise kilisedeki bir görevli tarafından tacize uğrar. İlk aşkı kalp kırıklığı ile sonuçlanır. “Seks yok” kuralının yerini “Kendi cinsinle asla seks yok” alır. Ama gerçek inatçıdır. Saklandığın yer su geçirmez değildir. Yaşam dışardan sızar içeri. Ve tepki vermek zorunda kalırsın.* Winterson gerçeklere tepkisini verir. On altı yaşında yeniden âşık olduğunda ilk kez sevildiğini hisseder ve annesinin onu evden kovmasına fırsat vermeden evi terk eder. Annesinin bu hayatta en çok istediği şey insanların gitmesi olsa da, Jeanette’ın gidişini asla affetmez. Bu terk ediş, yalnızca aşk peşinde bir macera değil doğruları için verdiği mücadeledir de aynı zamanda.

Jeanette’in şeytan olduğunu düşünen, evin her köşesine dini öğütler asan, seksten tiksinen, mutluluğu düpedüz salaklık olarak gören ve mutsuzluğu erdem sayan anneden ve tüm bunlara sessiz kalan babadan da kaçar. Arabada yaşayan, pazar yerinde çalışan ve tüm boş vakitlerini Accrington Halk Kütüphanesinde A’dan Z’ye İngiliz Edebiyatı’nı okuyarak geçiren Winterson, Oxford Üniversitesi İngilizce Bölümünden mezun olur. Geçmişi yazıp geleceği keşfettiği, gerçek zamanlı yazdığı kitap hayatının farklı evrelerinden kesitler sunarken biyolojik annesini bulması ile son bulur. “Evlat edinilmek, dışarısıdır.” diyen Winterson’ın biyolojik annesi ile tanışması “içerisi” olabilecek midir?

Bu kitapta yazar kendi hayatı üzerinden kişinin kendini yetiştirmesinin önemine, mücadelenin ve sevginin gücüne, eşcinsel bireylerin yaşadıkları zorluklara dikkat çekiyor. Yalın anlatımı sayesinde okur ile arasında güçlü köprüler kuruyor ve okur karşısında çırılçıplak kalarak samimiyetin cesaretle harmanlandığı bir atmosfer yakalıyor.

Yazarak anlattıklarımızdan ibaret sanılırız kimi zaman lakin yazdıklarımız sustuklarımızın anlaşılmasına yönelik bir davettir. Winterson, yazdıkları ile yaşamının soğuk gecelerinden kapılar aralıyor okura. Zorlu yaşam güçlü bir dile ihtiyaç duyar. Edebiyat sunar bize bunu: Tüm gerçekleri çekinmeden yüzümüze vuran bir dil. O, kaçış değil, keşif yeridir. Winterson’ın yazdıklarından yola çıkarak kendi hayatını keşfe çıkmak isteyenler bir adım öne.

 

 

* Ingmar Bergman- Persona filminden bir replik.

 

Jeanette Winterson, Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın, Çev: Püren Özgören, Sel Yayıncılık, 2015.