Yeşil, mavi ve başak sarısının içimizi ısıttığı bu kapaktaki gülümseyerek bakan tatlı mı tatlı su aygırı var ya? Aslında o pek de mutlu değilmiş. Neden mi? Çünkü diğer su aygırlarıyla birlikte çamurda debelenmekten, nehirde yatmaktan çok bunalmış. Hayatını böyle sürdürmek istemiyor, sıçrayan antiloplara, koşan çıtalara pek bir özeniyormuş.

Gerçek hayatta da durum böyle değil midir zaten? Özellikle çocukluktan ergenliğe geçiş döneminde veya -kimi insanların tüm erişkinlik dönemlerinde bile- başkalarının hayatlarına şöyle bir göz ucuyla bakmak, başkalarının yerinde olmayı istemek sıklıkla karşılaştığımız duygulardandır.

Bakalım bizim su aygırı bu duygusuyla nasıl başa çıkıyor? Neler yapıyor?

Su aygırı bir gün arkadaşlarına “Bana artık su aygırı demeyin!” diye resti çektiği gibi sıcak ve tozlu havada ormanda yürümeye başlamış.

Yürürken ağaçta asılı duran maymunu görünce, hemen başlamış bir şarkı söylemeye:

“Su aygırı olmak istemiyorum. Yo!Yo!Yo!

Zebra ya da bufalo lo lo lo,

Ağaçta şarkı söyleyen maymuuuuun,

Su aygırı yerine maymuuuun olsaaam.”

Ve sonra kocaman bir su aygırının minik ve zayıf bir maymun gibi ağaca tırmanmasının ne kadar imkânsız olduğunu, tırmanmaya çalıştığı ağacın dalları çatır çutur kırılmaya başlayınca anlamış su aygırı.

“Bir ağaca bile tırmanamıyorsan maymun olamazsın, kusura bakma su aygırı,” demiş maymun.

“Bana su aygırı deme!” diye öfkeyle cevap vermiş su aygırı. Ve yürümeye devam etmiş. Karşısına çıkan hayvanlar gibi olmaya çabalıyor ama başaramıyormuş.

Bir kartal olmak istemiş mesela. “Onun gibi gökyüzünde uçup, daireler çizebilmek nasıl da heyecan verici,” diye düşünmüş. Uçmayı denemiş ama ne yazık ki yüzüstü düşmüş. Kartal olmak da ona göre değilmiş.

Su aygırı pes etmeden yoluna devam ederken bir kuyruksüren ile karşılaşmış. Onun gibi hızlı koşabileceğini, sıçrayabileceğini ve bir anda ortaya çıkabileceğini düşünmüş. Başlamış bir çukur kazmaya fakat oluşan toz bulutu yüzünden hapşırmaktan bir hal olmuş. Ayrıca çukur kazmak ne kadar da yorucu bir işmiş böyle, kolunu kaldıracak mecali kalmamış. Onun bu halini gören kuyruksüren;

“Su aygırı sen daha çukur bile kazamıyorsun, nasıl kuyruksüren olacaksın?” diye sorunca öfkelenmiş ve;  

“Bana su aygırı deme!” diye yanıt vermiş mutsuz su aygırı.

Bu noktada aslında su aygırının çabasını takdir etmek lazım diye düşünüyorum. Yattığı yerden birilerine özenip, durmuyor. Hayatını değiştirmek istiyor ve bunun için çabalıyor. Diğer arkadaşlarının yanından ayrılıp ormanda dolaşmayı göze alıyor. Olmak istediği hayvanı seçebilmek için deniyor, uğraşıyor. Yapamayınca da vazgeçmiyor. Oturup, “Olmuyor işte, olmuyor, olmuyor” diye dövünmüyor. İnancını yitirmeden yürümeye devam ediyor.

Yorgun argın dolaşan su aygırı çayırın ortasında bir su birikintisi görmüş. Buraya doğru ilerlemiş ve suya yaklaşınca bir de ne görsün? Sürüden ayrılmış bir keçi usul usul su içiyor.

Suyun içinde sinsice keçiye yaklaşan timsahı fark eden su aygırının “Hayııııır” diye bağırmasıyla suya atlaması bir olmuş. Yarattığı dalganın etkisiyle timsah geri durmuş, keçi ise korkudan dışarıya fırlamış. Kendisini kurtaran su aygırına hayran hayran bakan keçi;

“Hayatımı kurtardın! Çok teşekkür ederim,” demiş. “Sen ne kadar cesur bir su aygırısın” diyen keçi eklemiş;

“Ayrıca ne kadar şanslısın. Suda yüzebilir, dalabilir, su birikintisinde yuvarlanabilirsin.”

Bizim mutsuz su aygırı bir anda neşelenmiş. Duyduklarına inanamamış. Keçi ise bunları söyler söylemez koşa koşa gitmiş.

Burada minik bir parantez açarak şunları eklemek istiyorum. Su aygırının belki de tek ihtiyacı olan ruhunu okşayacak güzel sözler duymaktı. Kendisini çamurda yuvarlanmaktan başka bir işe yarar görmek istiyordu. Birisine faydalı olmak istiyordu belki de. Bu yüzden arayışa girmiş hatta bu sebeple kimlik bunalımı yaşamış bile olabilir. Kim bilir? Eğer başka bir hayvan olursa hayatının daha renkli olacağını düşünüyordu. Oysa şimdi anlamıştı. Aslında bir su aygırı olarak da mutlu olabilirdi. Bütün gün nehirde vakit geçirmek onun doğasında vardı. Bir Kartal gökyüzünde uçarak daireler çizebilir ama minicik keçiyi gözü dönmüş bir timsahın elinden kurtaramazdı. Nehirde yuvarlanmak, çamurda debelenmek o kadar da boş işler değildi. Bu özelliği sayesinde günün birinde bir hayvanın hayatını kurtaracağını bilemezdi. Bunlar ne kadar da güzel duygulardı böyle. İyi ki su aygırıydı. Ve iyi ki o tatlı keçi ile karşılaşmıştı.

Sonra neler mi olmuş?

Yorgun argın nehre yürürken, sıcaktan ayaklarının altının yandığını fark etmiş su aygırı. Kendisini suya foşurt diye bırakmış ve serinlemiş.

Onun geri geldiğini gören arkadaşlarından birisi “Hoş geldin su aygırı,” demiş. Diğer arkadaşı ise, “Ona su aygırı deme! Su aygırı olmayı sevmiyor” demiş.

Bunu duyan su aygırı “O eskidendi. Artık su aygırı olmaktan o kadar mutluyum ki,” diye cevap vermiş.

Ve artık mutlu bir su aygırı olarak diğer su aygırlarıyla birlikte nehirde oynamaya devam etmiş.

Sadece minikler için değil, yetişkinler içinde derin anlamlar taşıyan, irdelendiğinde hayata ve kendimize bakışımızı belki de yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini bize hatırlatan harika bir eser.

Bu anlamlı ve güzel eserin yazarı Richard Edwards. Resimleyen Carol Liddment. İş Bankası Yayınları’ndan çıkan Mutlu Su Aygırının çevirmeni ise Sahire Aslan.

 

Richard Edwards, Carol Liddment, Mutlu Su Aygırı, Çev: Sahire Aslan, İş Bankası Yayınları, 2007.

 

Paylaş
Önceki İçerikKötülük Bile Dinlenmeye İhtiyaç Duyar
Sonraki İçerikBizler de Bağışçıyız
1983 yılının ilk günü dünyaya geldi. 90’lı yıllarda çocuk olabilmenin keyfini sürdü. Sonra büyüdü, okumayı öğrendi, harfleri çözdü. Okumayı sevince, yazmaya tutkuyla bağlanmak kendiliğinden geldi. Öğrenim hayatı rakamlarla dolu olsa da, kelimeler her zaman daha değerli oldu. Bir süre dublaj yaptı, yerel radyolarda neşeli programlar sundu. TEGV de çocuklara masallar okudu. Uzun yıllardır büyük bir yayınevinde keyifle çalışıyor. Büyüklerin dünyasında yorulduğunda ise arka bahçesine geçip, çocuk kitapları okuyarak dinleniyor. "Karnellayı Çağıran Ses" isimli çocuk kitabı Pötikare Yayıncılık tarafından 2017’de yayımlandı.