Sedat Sezgin

16 Mayıs 2018

 

Müziğin bir ruhu var mı? Olmaz mı? Peki, bunun için eğitimli kulakların olması şart mı, elbette ki değil, yine de iyi duyabilen kulaklar ve donanımlı zihinler olsaydı hiç de fena olmazdı. Michael Haneke bir röportajında evrensel dilin sinema, edebiyat ya da başka bir şey olmadığını, ancak müzik olduğunu vurgular.

Bir edebi eser çoğunlukla belli bir zümreye ve hatta belli bir yaşa hitap ederek yazılır ya da var olur. İnce Memed’in yediden yetmiş yediye kadar herkese hitap ettiği doğrudur ama Vergilius’un Ölümü ya da Niteliksiz Adam için aynı şeyi söyleyemeyiz. Sondaki iki isim için sadece okur olmak bazen yetmeyebilir, yazıyor olmak da gerekebilir. Müzik ise her yaştan dinleyiciye hitap eden bir tür; daha anne karnındaki fetüse bile yaradığını iddia edenler de var.

Elbette ki yedi yaşındaki bir çocuktan Mozart’ı yorumlamasını bekleyemeyiz ya da beklememeliyiz ama sıfır yaşındaki bir bebeğe bile Mozart’ın iyi geldiği artık kabul ediliyor.

Müzik zaten anlamaktan ziyade hissetmekle ilgilidir, benim gibi bir tek enstrüman çalmayı beceremeyen biri bile bunu rahatlıkla söyleyebiliyor. Eğitim, kişinin her tür zevkini inceltir, hassaslaştırır, onu daha duyarlı yapar (burada eğitimden kastın, sadece okul olmadığını hatırlatmak istiyorum).

Eğitimli bir kulak, gürültünün içindeki naif tınıyı bile yakalar; eğitimli birinin herhangi bir yazıdaki fazla virgülü bile anında fark etmesi gibi. Yine de yaratıcılığın ve hissetmenin eğitimden başka bir şey olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Pascal Quignard’ın Butes’i, müzik ve müziğin ruhu üstüne yazılmış nefis bir deneme ama itiraf etmeliyim ki, eğitimli kulaklar için olmasa da birikimli zihinler için yazılmış gibi görünüyor.

Antik Yunan mitosunda geçen Sirenler ve onların ölümcül şarkıları… Orpheus onların seslerini bastırmak için kitarasının tellerine hızla vurur. Ulysses bu sesi duymak ister ancak bu çağrıya karşı koymak için kendini geminin direğine bağlar. Orpheus’la birlikte Argos gemisinde bulunan kürekçi Butes, geminin tam da sirenlerin etki alanından uzaklaştığı bir sırada küreğini bırakıp güverteye çıkar, sirenlerin çağrısını daha iyi duyabilmek için kulaklarını açar ve denize atlar.

Quignard büyük müzisyen Orpehus’un ya da efsanevi Ulysses’in hikâyesinin peşine düşmez; evet, konuyu daha iyi kavrayabilmemiz için bunlardan yararlanır ama yine de gözden kaçan Argos gemisindeki elli kahramandan biri olan kürekçi Butes’in izinden gider.

 

“Butes küreğini bıraktığı zaman, ayağa kalkar.

Butes güverteye çıktığı zaman, denize atlar.

Butes dans eder.”

Butes’e küreği bıraktıran, ruhu olan müziğin tınısıdır.

Butes’in uğruna denize atladığı, müziğin ruhudur.

Butes’in dansı, müziğin ruhuna dokunma arzusunun yarattığı coşkudur.

 

Quignard’ın kitabını okurken bizi öylesine büyük bir düşünce yakalar ki, hakkında her ne söylersek kendimizden de bir şeyler katmadan duramayız artık. Zira daha ilk sayfada beynimizde fırtınalar kopartmayı başarmıştır.

Pascal Quignard’ın Butes’i hacim olarak ince ama içerik olarak kalın bir kitap. Her satırında ve her sözcüğünde durup düşünmek gerekir, sayfaları çevirdikçe tekrar geri dönüp bakmak arzulanır: Butes’i, müziği, antik Yunan’ı ve tanrılarını, coşkuyu…  Yine de bazen düşünmekten yorulabilir ya da ürkebilir okur. Quignard’ın da burada dediği gibi: “Düşüncenin korktuğu yerde, müzik düşünür.” Sonuç olarak, Butes müzik üstüne düşünen bir kitap ve dahası da…

 

Pascal Quignard, Butes, Çev: Turhan Ilgaz, Kırmızı Yayınları, 2010.

 

Sedat Sezgin – Özyaşam Öyküsü

1981 Batman doğumlu. Çocukluğunu köyde geçirdi. Lisans eğitimini sağlık alanında tamamladı. Öyküleri Sözcükler, Lacivert, Sincan İstasyonu, Şehir, Ekin Sanat gibi dergilerde yayımlandı. Demokrat Haber, Edebiyat Haber ve Oggito gibi sitelerde de yazıyor. Yayımlanmış roman ve öykü kitapları var.