IV. PEKİ, “MAHKÛM SÜLEYMAN” KİMDİ?

 

  1. KEMAL TAHİR’İN TARİH ÖNCESİ

Günümüzde hâlâ adından romanlarıyla söz ettiren ünlü yazar Kemal Tahir’in; Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda “Mahkûm Süleyman” adıyla yer almadan öncesine eğilmekte yarar görüyoruz.

Kemal Tahir, 1910 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi’nin ikinci sınıfından ayrıldı. Önce Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde ambar memuru olarak çalıştı. Daha sonra İstanbul’a dönerek avukat yanında kâtiplik yaptı.

O yıllarda; önce İstanbul’un ünlü Şehzadebaşı semtinde, daha sonra Beyoğlu’nda yaygın bir yaşam biçimi olan “kabadayılık” dünyasının içine girdi. Beyoğlu’nda tuttuğu bekâr evinde yaşamakta iken Türkiye Komünist Partisi (TKP) Kurucu Komite ve Merkez Komite (MK) üyelerinden kapı komşusu Sarı Mustafa (Mustafa Börklüce) ile tanışıklığı bir yandan gazetecilik ve yazın dünyasına adım atmasını sağlarken, öte yandan da 1938 yılında Donanma Davası’nda çarptırılacağı 15 yıllık ağır hapis cezasının ilişkiler ağını da örüyordu.Kapı komşusu Sarı Mustafa ile tanışıklığı, onu ziyarete gidip gelen Nâzım Hikmet’le de tanışmasını sağladı.

Bundan sonra Nâzım Hikmet aracılığıyla Babıâli’ye adım attı. Galatasaray Lisesi yıllarında şiire yatkınlığı önce İçtihat (1931) dergisinde imzasının görülmesini sağladı, ardından da akranı bazı şairlerle birlikte “Geçit” dergisini yayınladı. Dergi kapandıktan sonra Vakit, Haber ve Son Posta gazetelerinde önce düzeltmenlik, ardından, sırasıyla röportaj yazarlığı ve çevirmenlik yaptı. 1932-1937 yılları arasında Yedi Gün ve Karikatür dergilerinde sayfa sekreterliği, Karagöz gazetesinde başyazarlık ve Tan gazetesinde yazı işleri müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Yedi Gün dergisinde önceleri Cemalettin Mahir takma adıyla hikâyeler yazdı. Aynı ad altında çeviri ve adapte romanlar kaleme aldı. 1936’da “Namık Kemal İçin Diyorlar ki” adlı anket kitabı yayımlandı.

Sonradan eşi olacak olan Fatma İrfan Hanım’a yazdığı mektuplardan; Nâzım Hikmet’le 1934 sonları ya da 1935 yılı başlarında dört başı mamur tanıştıklarını anlıyoruz:

“Bizim ustayla geçen akşam karşı karşıya oturduk (…) Zavallı Nâzım ile daha yeni tanıştık.” (Kemal Tahir’den Fatma İrfan’a Mektuplar, S.110).

Sözünü ettiğimiz kitap, Kemal Tahir’in 1933-1938 yılları arasında Fatma İrfan Hanım’a yazdığı mektupların toplamı.

Nâzım Hikmet’le tanışmasından söz ettiği ilk mektubundan sonrakilerde Kemal Tahir’de Nâzım Hikmet’e olan hayranlığın giderek arttığı görülmekte.

26 Haziran 1938 tarihli mektubundan itibaren de birlikte tutuklanıp yargılandıkları Donanma Davası sanıklarından Nâzım Hikmet’in, Hamdi Şamilof’un ve Hikmet Kıvılcımlı’nın tutukluluk ve mahkûmiyet hayatlarından kesitler vermektedir.

  1. DESTAN’DA KEMAL TAHİR…

29 Ağustos 1938 tarihinde Erkin gemisinde mahkûm edilmelerinden itibaren önce İstanbul Tevkifhanesi’nde, daha sonra da 5 Aralık 1940’a kadar Çankırı cezaevinde birlikte bulundukları mahkûmiyet yıllarının ardından Nâzım Hikmet’in Bursa cezaevine nakledilmesiyle kopan ilişkileri mektuplarla 1950 Temmuz’undaki affa kadar sürecektir.

İstanbul Tevkifhanesi’nde planlamaya, Çankırı cezaevinde de taslaklarını oluşturmaya başlayan Nâzım Hikmet esas itibariyle “Memleketimden İnsan Manzaraları” destanını yazmaya Bursa cezaevinde başlamıştır.

Nâzım Hikmet’in kaleme alışından sonra Destan’ın ilk okuyucularından biri ceste ceste mektuplarla birlikte kendisine ulaştırılan Kemal Tahir’dir. 

İkinci okuyucu da Nâzım Hikmet’in eşi Piraye Hanım’dır. Her gönderdiği parçadan sonra kendisinden eleştiri yapmasını isteyen Nâzım Hikmet’e, ancak Nâzım Hikmet’in mektuplarından anlayabildiğimiz kadarıyla (Kemal Tahir’in cevabî mektupları bulunup yayınlanamadığı için neler yazdığını bilemiyoruz) eleştirilerde bulunduğunu “Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar” kitabından öğreniyoruz.

8 Mart 1942 tarihli mektubunda Nâzım Hikmet şunları yazıyor Kemal Tahir’e:

“Sana yine bu mektupta bir miktar yazı yolluyorum. Şimdiye kadar 2300 mısra kadar oldu. Bu birinci kitap 3000 mısra olacak ve ismi: Haydarpaşa Garı ve 510 Numaralı III’ncü Mevki Vagon konacak, ikinci kitap yine 3000 mısra olacak, ismi: Haydarpaşa Garı ve Ekspres, üçüncü kitap yine 3000, ismi: Bozkırda Bir Hapishane ve Bir Hastane, dördüncü kitap, yine 3000, ismi: Yol ve İstanbul. Böylelikle Memleketimden İnsan Manzaraları 3000’er mısralık dört tane bir arada kitaptan mürekkep 12.000 mısralık bir kitap olacak. Bu bir ön tasarı. Haydi hayırlısı.”

“Haydarpaşa Garında/941 baharında” Ankara’ya doğru yola çıkarılan 15.45 katarındaki mahkûmlardan “Kelepçeli Süleyman”la Destan’ın 17’inci sayfasında karşılaşıyoruz:

 

“Üç bayan

çıktılar merdivenleri koşarak

                   -sivri külahlarıyla

                         mantar iskarpinleriyle-

banliyö yolcuları.

Kelepçeli Süleyman

                   bayanları gördü.

Genç bir kadın geçirdi yüreğinden.

Kayısı gülünü nişanlayıp

                   tükürdü.”

 

Şairin “Kelepçeli Süleymanı tanıtırken; banliyö yolcusu üç bayanı görüverince “Genç bir kadın geçirdi yüreğinden” duygusunu vermesi tesadüfî değildir. Gerçekte 1940 yılı Şubat’ında Haydarpaşa Garı’ndan 15.45 katarıyla Anadolu’ya sevkedilmekte olan Donanma Davası mahkûmlarından Nâzım Hikmet ve Hikmet Kıvılcımlı dışındaki üçüncü kişi Kemal Tahir’dir.

Ve Kemal Tahir 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırılacağı Donanma Davası için tutuklandığı 14 Haziran 1938’de henüz daha birkaç aylık evli bir kocadır ve dışarıda; genç, öğretmen bir bayan olan eşi Fatma İrfan’ı bırakıp gelmiştir.

O nedenle Haydarpaşa Garı’nda banliyö yolcusu üç genç bayanı görüverince, elbette “genç bir kadın geçirdi yüreğinden.”

“510 numaralı üçüncü mevki vagonun birinci bölmesine muhafızları jandarmalarla birlikte yerleştirilen mahkûmların durumları betimlenirken “Kelepçeli Süleyman”ın çevreye tepkisi ilk başlarda söz ettiğimiz “kabadayılık” yıllarından kalma delikanlı tepkileridir.

510 numaralı üçüncü mevki vagonun koridorunda” dolaşan üniversiteliye Kelepçeli Süleyman içerlemektedir. Kapının camından içeriye bakan üniversitelinin “Mahkûm Melahat”e kur yaptığından işkillenmektedir. Nitekim sonunda Mahkûm Süleyman, Mahkûm Melahat’le birlikte koridora çıkar. Mahkûm Süleyman’ın “üniversiteli”yle konuşması gene Kemal Tahir’in kabadayılık yıllarındaki acımasız ve vurucu halidir.

Şair bu niteliği “karanlık ve haşin” olarak tanımlayacaktır:

“Üniversiteli yol açtı gülümseyerek

                   -Herhalde Mehalat’e-

Melahat geçti.

Süleyman genç adamla konuştu

                   karanlık ve haşin:

“-Bayanı birine mi banzettiniz?”

“-Hayır.

Fakat şey…

Size bir şey soracaktım.

Arkadaşlarınızdan biri Halil Bey,

                   muharrir Halil Bey değil mi?”

“-Evet o,

ne olacak?

Halil’i tanır mısınız?”

Nitekim bu “üniversiteli” konusuna Nâzım Hikmet’le mektuplaşmalarında da değiniliyor. Destan’ın kendisine gönderilen birinci kitabının ilk bölümleri için yaptığı eleştirileri, 5 Mayıs 1942 tarihli mektubunda cevaplandıran Nâzım Hikmet şunları yazıyor:

“510 numaralı vagonun birçok yolcularını ve bu meyanda üniversiteliyi ikinci kısımda vagon müşterileri ile 510 numaralı müşterilerin bir çeşit mukayesesinde tekrar göreceğiz. O zaman seni o kadar alâkadar eden delikanlıyı vagon restorandaki yani Ankara sürat katarının yemekli vagonundaki sınıf arkadaşı vesilesiyle de inkişaf ettireceğiz.”

15.45 katarı İzmit ovasını geçerken “Mahkûm Süleyman”ın edimi gene ilk başlarda tanıdığımız gibi, tepkilidir:

     “Pencereden bakıyor mahkûm Süleyman

Fikret’in bir şiirini okuyordu içinden:

‘Yiyin efendiler, yiyin, bu hân-ı iştiha sizin…’ ”

 

“Haydarpaşa Garı’ndan 15.45’te kalkan katar”ın Ankara Garı’na varışından sonra, trenden indirilen mahkûmların bavulları ve jandarmalarıyla birlikte Vilayet Jandarma Merkezi’nin bodrumunda beklerlerken “Mahkûm Süleyman”ın bu kez ilk gençliğindeki atak, ideolojik kavgacılığıyla karşılaşırız.

Vilayet Jandarma Merkezi’nin nezarethanesine girdiklerinde; “çimento çıplak ve aydınlık”tır:

 

“Bavulların üstüne oturdular.

Süleyman:

“-Yorulmuşum be”- dedi.

Dayadı başını duvara.

Ve kalın sesinde bir parça alay

           ve bir hayli hasret,

başladı sevgili şarkısını mırıldanmaya:

“Hayatı gel içelim

           gel içelim puseden kadehlerle.”

 

Mahkûm Halil gazete okumaktadır:

“Fakat kapattı gazeteyi hışımla:

“-Vatan sevgisinden bahsediyor Nuri Cemil”- dedi,

sıkılıp utanmadan

           vatan sevgisinden bahsediyor!”

Çalışmamızın bir sonraki “Babıâlide Hâlâ Varolan Tipler: Hasan Şevket ve Nuri Cemil” bölümünde; gerçekte, Peyami Safa’ya tekabül ettiğini kanıtladığımız Nuri Cemil’i gazeteciliğinden iyi tanıyan “Mahkûm Süleymanın (yani Kemal Tahir’in) tepkisi gene biraz kabadayıcadır:

 

“Keyifle konuştu Süleyman:

“Hele şükür, senin de kızdığını gördüm be.

Ne sandın idi ya?

Bahseder.

Bir yandan vatanı satıp

   bir yandan böyle bahsettiler.

Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?

Hangi vatan sevgisi?

Sandalye, depo, fabrika, çiftlik, apartman sevgisi.

Mülkünü, sermayesini al

sandalyesini çek altından,

heriflerde düşman toprağı olur vatan.

Bütün tarih boyunca bu böyle.

Fransız inkılâbında

düşman ordulara rehber oldu asılzadeleri

   Fransa’yı ezmek

           krallığı kurtarmak için…

Ve beyaz Rus ordularının iplerini çeken

Vrangel’in, Kolçak’ın, Denikin’in

   Alman, İngiliz, Japon kapitalistleriydi.

Ve bizde

Hânedânı Âli Osman

ve etrafındakiler

Londra bankaları ve Venizelos’la beraber

   yürüdüler fethetmeye Türk milletinden Anadolu’yu.

Ve hâttâ

laf aramızda,

milli Çin lideri Çan-Kay-Şek,

Amerikan parası ve Japon silahlarıyla…”

Süleyman’ın sözünü kesti Fuat:

“-İnsanlığın Hâli romanında Malro’nun

lokomotif ocaklarında bir yakılışı vardır işçi Çinlilerin…”

Devam etti Süleyman:

“-İberik Yarımadası’nın ‘en büyük vatanseveri’ Franko

saldırdı Faslı Arapları ve Alman uçaklarını

halkçı İspanyol vatanının üzerine,

Ve işte Verdün kahramanı Mareşal Peten.

Fransız kasketlerinden ürkerek

Fransa’yı düşmana teslim eden…

Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?

Hangi vatan sevgisi?”

Halil güldü:

“-Yine coştun Süleyman…”

“-Coştum ya,

elbette coşarım.”

 

Sonuç olarak; Memleketimden İnsan Manzaraları’nda birinci ve ikinci kitaplarda yer alan siyasi mahkûmlardan “Kelepçeli Süleyman” ya da “Mahkûm Süleyman” Destan’da karşımıza çıktığı her durumda atak, coşkulu ve heyecanlı bir tiptir. Yani Kemal Tahir’in gençlik yıllarıdır.

Destan’ın ikinci kitabının sonunda “Mahkûm Melahat”la vedalaşan erkek mahkûmlardan “Mahkûm Halil” (Üçüncü Kitap’tan itibaren tümüyle Nâzım Hikmet’in kendisi) bir bozkır hapishanesine, yani Çankırı’ya gider.

 

“Başgardiyanın odasını vermişlerdi Halil’e.

Tek başına.

Masası ve karyolası vardı.

Odası tekmil duvarlar ve kitaplardı

ve fotoğrafları Ayşe’nin, Fuat’ın ve Süleyman’ın.”

 

Mahkûm Halil’in (burada Nâzım Hikmet’in) odasının duvarlarındaki fotoğraflarda yer alan Ayşe, eşi Piraye hanım, Fuat ideolojisinin temsilcisi, sınıf bilinçli devrimci bir işçi, Süleyman ise arkadaşı Kemal Tahir’dir.

 

Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı Yeniden Okurken – 1

Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı Yeniden Okurken – 2

Nâzım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı Yeniden Okurken – 3

Paylaş
Önceki İçerik“Öykü, sırf bir meseleye değinmiş olmak için hiç düşünülmeden yazılmış sloganlar zinciri değildir.”
Sonraki İçerikLeyla Erbil Dizisi – Beşinci (Son) Bölüm
Avatar
Günümüz gazeteci yazarlarındandır. 1 Ocak 1949’da Denizli’de doğdu. İlkokulu doğduğu yerde, ortaokul ve liseyi Aydın Lisesi’nde okudu. İstanbul’a geldi, Babıâli’de gazeteciliğe başladı (1967). 12 Mart 1971 Darbe döneminde tutuklanıp yargılandı. Afla hapisten çıktı (1974). Gazeteciliğe devam etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin üyesi  ve Sarı Basın Kartı (sürekli) sahibidir. 1980’li yıllarının sonundan başlayarak tüm zamanını yazarlığa ayırdı. Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS)’nda iki dönem (1995-1998) Genel Sekreterlik yaptı. Radikal gazetesinde “Exlibris” köşesini (Ekim 1996-Ağustos 1999), Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC)’nin yayın organı Bizim Gazete’de “Unutmadan” köşesini (24 Ocak 1998-29 Ekim 2011) yazdı. Yol Televizyonu’nda, 9 Aralık 2011’den 15 Haziran 2012’ye kadar haftada bir, “Emin Karaca ile Unutmadan” programını yaptı. Ödülleri: Köşe Yazısı Dalında; 1993 Musa Anter Gazetecilik Yarışmasında Birincilik Ödülü’nü; İnceleme Dalında 1996 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödüllerinden Mansiyon’u; Dizi Röportaj Dalında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2000 Yılı Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülü’nü; 2001 Cevdet Kudret Araştırma-İnceleme Ödülü’nü; 2006 Ayşe Nur Zarakolu Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü; 2012  Doğançayır Belediyesi-Yazılıkaya Şiir Yaprağı Dergisi Nâzım Hikmet Araştırmaları Ödülü’nü kazandı. Kitapları: "Edebiyat-ı Cedide’nin Felsefesi/Hikmet Kıvılcımlı" (1989) "Ağrı Eteklerinde İsyan" (Bir Kürt Ayaklanmasının Anatomisi), Dördüncü Basım 2013, "Yeraltı Dünyadan Başka Bir Yıldız Değildi" (1929 TKP İzmir Tutuklamasının Öyküsü) İkinci Baskı 2001, "Nâzım Hikmet Şiirinde Gizli Tarih", Beşinci  Baskı 2011, "Cumhuriyet Olayı" (Bir Gazetenin Yaşamöyküsü) 1994, "Milliyet Olayı" (Bir Gazetenin Yaşamöyküsü) 1995, "Kalaşnikof’a Güzelleme" (Dergi Yazıları) 1995, "Nâzım’ın Aşkları" 1995, "Eski Tüfeklerin Sonbaharı" (Eski Kuşak 11 Türk Komünistiyle Röportajlar) Dördüncü Baskı 2013, "Türk Basınında Kalem Kavgaları" (Ben Senin Cemaziyelevvelini Bilirim) İkinci Baskı 2008, "Nâzım Hikmet’in Aşkları" (Sevdayım Tepeden Tırnağa) Altıncı Baskı 2010, "Sintinenin Dibinde" (T.C.’nin Hukuksal Öyküsü) Üçüncü Baskı 2013, "12 Eylül’ün Arka Bahçesinde" (Avrupa’daki Mültecilerle Konuşmalar) Dördüncü Baskı 2008, "Sosyalizm Yolunda İnadın ve Direncin Adı: Kıvılcımlı", İkinci Baskı 2011,   “Sevdalınız Komünisttir” (Nâzım Hikmet’in Siyasal Yaşamı) Beşinci Baskı, 2010, "Plazaların Efendisi Aydın Doğan" (Bir Medya İmparatorunun Öyküsü) Üçüncü Baskı 2004, "Kaybolan Babıâli’nin Ardından" (Anılar, Portreler, Anekdotlar) 2004, "Vedat Türkali Ansiklopedisi" (Abdülkadir Pirhasan Hakkında Bilmek İstediğiniz Her Şey) 2006, "150’likler", Genişletilmiş İkinci Baskı 2007, "Birinci Meclis’te Muhalifler" 2007, "Unutulmuş Sosyalist: Esat Adil" (Esat Adil Müstecaplıoğlu’nun Hayatı, Mücadelesi ve Eserleri) 2008, "Tepeden Tırnağa Nâzım Hikmet", (Nâzım Hikmet’e Dair Yazılar) 2010. "Vaaay Kitabın Başına Gelenler!..", Kasım 2012. "Romantik, Mistik, Ağır Mahkûm ve Göçmen Şair NÂZIM HİKMET", (Biyografi), 2015. "Türk Edebiyatında Kavga" (“En Büyük, En Önemli, En Bilgili Yazar Benim!”) 2017