Resim: Arthur Rackham

 

“Her ne zaman düşünsem

bir gün ölüp gideceğimi,

serer de yere harmaniyemi

uyurum yaşam geçip gidene dek.”

 

“İnsanın gerçek özü sadece ölümsüzlüğe duyulan şiddetli bir arzudur.” Bu düşünce büyükçe bir lokma gibi oldu, durmak gerek sanki. İnsan bu düşünceyi çiğnemekte ve yutmakta zorlanabilir. Ama denemekte fayda var, aldık bir kere ağzımıza. Kimse sofrada bu tür bir lokmayı ağzından çıkarmaya çalışmaz. Çiğner ve yutmaya çalışır en çok! Devam edelim o zaman, bu ne de olsa dış gıcırdatmaktan iyi bir şeydir. Aslında insanı ölüm korkusundan kurtarmak, yaşamaktan ayırmakla aynı şey olduğu hemen görülecektir. Ölümden hiç korkmayan bir insan yaşamıyor demektir, ama ölüme karşı büyük bir korku besleyen insan için bunu söyleyemeyiz. (Felsefenin ve dinlerin doğuşu?)

Şimdi Arthur Schopenhauer’un ölüm hakkındaki düşünceleri insanlık için değeri nedir acaba? Hani insanların çoğunluğu aptallıklarından ölümün korkusuna katlandıklarını” söyleyen Arthur Schopenhauer’dan bahsediyorum. Ya da çok daha eskiye gidelim, Epiküros’un ölüm hakkında sundukları şimdi, şuan için ne değerdedir biz yaşayanlar için acaba? Tarhan bir tivitiyle, bazı insanlar için oldukça kolay bir yol sunuyordu. Aslında daha doğrusu bir yol dayatıyor! Çünkü bazı insanları ölüm karşısında oldukça güçsüz görüyor ve ölüm karşısında kendine ait bir düşünce yaratamayanlar için en basit ve tabii ki de en hazır olan yolu gösteriyor. Tarhan bu konuda kötü niyetli görünmüyor, ama kendine de bu konu hakkında hiç mi hiç haksızlık etmemiş, çünkü tam da söyledikleriyle ölüme bakışı birbiriyle örtüşüyor. Bu da onun açısından iyi bir şeydir, ama bu herkes için iyi olmayabilir. Belki o da ölüm hakkındaki düşüncelerin sadece bir taşıyıcısıdır, Epiküros gibi, Schopenhauer gibi ölüm hakkındaki düşüncelerin bir yaratıcısı değildir.

Ve diyelim ki, bir düşünce söz konusu eskilikse ve insana olan yaşamsal etkisiyse M.Ö 106-43 yılları arasına ait olan Cicero’nun Ölümü Küçümseme[1] kitabındaki düşünceleri mi yoksa “ölümle yüzleşmemize” bir tivitin ne kadar etkisi olur diye karşılaştırıp düşünelim mi acaba? (Küçümsemiyor, belirtiyorum sadece.) Kaldı ki, birçok şeyi tabiatı gözlemleyerek öğrenebiliriz: “Ölüm canlılar için kaçınılmazdır!”, bu düşünceyi büyük ya da küçük birinin bize söylemesine ve bunun üzerinden kendisine bir pay çıkarmasına gerek yoktur. Din, ölüm korkusunu dindirmekte, ama tekrar edelim insanların ölüm karşısındaki yalnızlığını ve korkusunu dindirmek için, farklı düşünce ve inançların varlığını görmezlikten gelmek, kabul edilemez bir şeydir. İnsanın kendisi, şimdi var olan dinlerden de daha eskiye dayanıyor sonuçta. Bu korkuyu ortadan kaldıracak bir yol yok, aslında bu korkunun varlığı insanın insan olmasına olumlu bir katkısı var. Kibir, üzerimizden çıkardığımız son elbiseymiş mesela, bunu üzerimizden erkenden, daha yaşlanmadan çıkarmamız gerektiğini hatırlatabilir. Bu korkunun yokluğu bir tür ölmek demekse, sembolik bir ölümden bahsediyorum, bu konuda başkalarını aldatmak da, aslında kendi kendini aldatmaktan başka bir şey değil. Tüm dinlerin ve tüm felsefinin çıkış noktası budur zaten. Freud’un Savaş ve Ölüm Üzerine[2] olan kitabının II. bölümde olan “Ölüme Karşı Tavrımız” denemesinde bu konu daha detaylı işleniyor.

Tarhan’ın Neslican’ın yaşamını kaybedişinden sonra söyledikleri özgürlüğün sınırları içinde gibi görünüyordu, çünkü onun yorumuna yapılan özgür tepkilerden sonra, iyi niyetli olduğuna dair kendi kişisel acısıyla ilgili bir paylaşım daha yaptı. (Zorunlu/Savunma) Ona sosyal medya üzerinde yapılan tüm eleştiriler de aynı şekilde iyi niyetli bir özgürlükle yapıldı.

Hem psikanaliz açısından nasıl ki temizlik tam bir kirlilikse, ölümden korkmamak da aynı şekilde korkunç bir korkaklık olabilir. “Ölüm bulgusudur bizim için Tanrı’yı meydana çıkaran..” der, Yaşamın Trajik Duygusu kitabı. Rumi de ölümden korkmayan ve ölüm hakkında konuşmayanları anlamıyorum der. Sanırım Neslican, Tarhan’dan daha çok korkuyordu ölümden.. Yaşamak bir şey’dir bilmekse başka bir şey ve Neslican da tüm yaşayanların bir adım önündedir artık.

Tamam, ölmek istemiyoruz ama küçücük bir çare olarak acaba ölümlü yazgımızı hiç sakınmadan göze almak daha mı iyidir?

 

[1] Marcus Tullius Cicero, Ölümü Küçümseme, Çev: Çiğdem Menzilcioğlu, Doğu Batı Yayınları.

[2] Freud, Savaş ve Ölüm Üzerine, Çev: Elif Yıldırım, Oda Yayınları.