Nibel Genç – Mısır Koçanlarını Kızartan Koku

“Ben romanı olmayan bir roman karakteriyim.” Mısır Koçanlarını Kızartan Koku, bu cümleyle bitiyor. Yazarı, romana konu edilen coğrafyayı/halkı ve metnin bir bütün olarak kendisini ifade eden final cümlesi, çok katmanlı yapısıyla bir metnin son cümlesinden çok, başka metin/hikayelere açılan bir başlangıç cümlesini de andırıyor.

Nibel Genç’in ilk romanı Mısır Koçanlarını Kızartan Koku, hayli iddialı bir kitap. Kitabı oluşturan 15 öykü, birbirinden bağımsız olarak da okunabileceği gibi, nihayetinde öykülerin birbirine bağlanmasıyla romana dönüşüyor. Yani okuru 15 öyküden oluşan sürükleyici bir roman bekliyor.

Yazar, gerçekliği olduğu gibi anlatmak yerine, onu büyülü gerçekçi bir dille yeniden tasarlarken, metni fantastik bir dille değil, masalların ve çocukların dünyasını iç içe geçirerek, masallara düş, gerçekliğe masal katarak oluşturuyor. Gerçeklik öyle acıtıcı ki, yaşayanlar bile, bütün anlamları yok eden şiddete karşı kendi dünyalarını masallara, düşlere, dağlara, ziyaretlere, sandıklara, muskalara, defterlere, fotoğraflara, heybelere emanet ederek korumaya çalışıyorlar. Hal böyle olunca ölüm değil, masallar gerçek oluyor, düşlerde dilekler kabul oluyor, dağ dile gelip nehir coşuyor. Hayat, sarı boncuklu bir tülbentte, keçi kılından bir heybede, sağ köşesi kırık siyah bir kasette, koçer bir muskada, dudakları eğri dikilmiş bir bez bebekte kendini sonsuza dek saklıyor.

Nibel Genç söz ustası bir yazar. Mısır Koçanlarını Kızartan Koku, yakıp kavuran ezici gerçeklikle insanın mücadelesini, insandan geriye kalanla bütün bunlardan insana kalanı da yüzleştirerek anlatırken, edebiyatımızdaki en iddialı post modern yazın örneklerinden birini ortaya koyuyor.