Çetin Tokay

1 Şubat 2018

“Edebi eserler insanı yeni ve mesut, başka,
iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım
etmiyorlarsa neye yarar?…”
Sait Faik

 

Çözümlemeci okur diye bir kavramı üretip altını besleyecek, anlamlandıracaksak illa ki bir de karşıtını belirtmemiz lazımdır. O da tam olarak “AMATÖR OKUR” olacaktır. Bir başkaları “NİTELİKLİ” okur der durur. Kimse söylemez ama ben diyeyim; karşıtının adı da “NİTELİKSİZ” okur olmalıdır.

Okuduğu metni (roman, öykü yani kurmaca) çözümleyerek okuyabilene “nitelikli okur” diyelim isterseniz.

Nedir öyleyse okuma eyleminde nitelikli olan?

Ayırt edici temel refleks “NİYET”tir. Niyet daha metne (edebiyat yapıtına) ulaşma (satın alma, edinme) aşamasında başlar. Ayırt edici olan geri planda yatan “BİLGİ”dir. Bir edebiyat kültürü, bilgisi ve hatta edebiyat tarihi ön bilgisi olmadan edebiyata /okumaya dair nitelikli bakış edinilemez.

İçinde bilgi barındırmayan okur “GÖZ OKURU”dur. Yüzeydekini okur. Sayfa denilen alanlarda basılı olan metni gözü ile takip eder ve sayfaların sonu geldiğinde kendini o eseri okumuş kabul eder. Elbette “DUYGU” serbesttir. “Çok ağladım!”, “Çok beğendim!”, “Adeta içinde kayboldum!” hayranlık belirten sözlerdir. Bu duygusal sözler sadece ve sadece metnin konusu / mevzusu üzerinedir. Bizim “Olay Örgüsü” dediğimiz bu olaylar silsilesine karakterler, mekânlar ve zamanlar da dâhildir. Amatör okur çoğunlukla bu öğeleri bile birbirinden ayırt etmez, edemez, etmeye gerek görmez ve hatta etmesini bilmez.

Niteliksizliği de zaten buradan gelir, bu tip okur için edebiyat yapıtıyla olan ilişki bir katarsis ilişkisidir. Yani duyusal patlama, haz.  Bu tip okurlar zaten çoğunlukla “arkadaş tavsiyesi” ile okurlar. Soru ise sanal âlemde hep şundan ibaret kalır; “Mevzu nedir?” Bu bakış açısıyla “AŞK” ilk sırada yer alır her zaman. Okur kitlesinin büyük çoğunluğu içinde karşıt cinslerin aşkının çeşitlemelerini okumak ister. (Aman, sakın ha! Türdeş aşk zinhar kabul görmez.)

Kolay okunurluk için basit ve kısa cümleler olmalıdır. Olay örgüsü mümkünse hep art zamanlı olmalı, eğer eş zamanlı “Paralel” kurgulu olacaksa bu çok belirgin bir biçimde ayırt edilir olmalıdır. (bölüm başlığı, *** işareti gibi.)

Çok fazla karakter olmamalı, isimleri Türkçe’de kolay söylenebilir/okunabilir olmalıdır.

Çok fazla sayfa olmamalı, olaylar net bir şekilde başlamalı ve bitmelidir. Ucu açık metin, okur yorumu olmamalıdır. Finalde nokta konmalı, olaylar açıklığa kavuşmalıdır.

İçerik böyleyken elbette biçim de çok gösterişli olmalıdır. Kapakta hülyalı fotolar, rüya görüntüler, abartılı fantastik mekânlar… Baskı teknolojisinin olanakları ile (gofre – varak – özel kesim – kısmi lak – keçeden üretim özel bıçak kesimli ayraç ve hatta artık kokan kitap) kitabın nesnesi albenili (süslü) hâle getirilmeli, piyasaya öyle sürülmelidir.

Wattpad romanlarından, çok tıklamalı yayıncılıktan ve yazanlarından söz etmeye gerek bile duymuyorum. O alan tam bir karayılan ve niteliksiz okurluğun en pespaye şeklidir.

Niteliksiz okur elbette tamamen bu değildir, derece derece yükselen bir grafik izler ve durduğu nokta, daha ileri gidemediği, gitmek istemediği nokta ise çok net olarak metnin üzerinde kalmaktır.

Hilmi Yavuz hocamı tekrar anarak öteki alana geçelim;

“Okuryazar olmayın, okurkazar olun, metni kazın, altındaki cevheri bulup çıkarın.” Yani yüzeyle yetinmeyin derinine inin diyor hocam. Bu ne demektir, nasıl olur, şimdi ona bir bakalım.

METNİN İÇİNE NASIL GİRİLİR?

Bir edebiyat metni, kurgusal – yazınsal özellikleri ile de incelenir. Buna edebiyat incelemesi diyoruz. Bu inceleme alanı çok değerlidir. Yazarın yaşamı, yapıtı üretim süreci, yapıtın özelliği, ele aldığı konu, mekân, zaman… Bunlar hep inceleme konularıdır ve bu incelemelerin hep akademik metinler olarak üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde ele alındığı çalışıldığı sanılır

Hayır!

Okur okuduğu metnin alt katmanlarını görmeye başladığında, merak etmeye, metni kurcalamaya başladığında artık niteliksiz okurluktan çıkıp bir başka dünyaya geçmeye başlamış demektir. O başka dünya artık rahatsız bir dünyadır ve edebiyat metni (roman diyelim biz) artık boyutlanmaya başlar sayfalar boyunca. İşte şimdi kazı işlemi başlamış demektir. Karakterler, mekân ve özellikle zaman ayırt edilince metinde merak denilen o kılçıklı bela artık sizin peşinizi bırakmaz. O karakterleri, o mekânları, o tarihi zamanı da merak edersiniz ve artık elinizdeki metin salt bir olay örgüsü olmaktan çıkar, merak edilen, araştırılması gereken yeni kitapları doğurur. Yeni kitapları okumak isteği (bir anlamda artık zorunluluğu) okurun yeni dünyalara açılması anlamına gelir.

Bir edebiyat metninde ilk disiplinlerarası ilişki benim de bayıldığım EDEBİYAT – TARİH ilişkisidir. Okur artık olayın geçtiği dönemi, yaşamları, alışkanlıkları ve tarihi olaylarını da öğrenmek ister. Bu isterse çok yakın tarih olsun (1970’ler) isterse uzak geçmişten yarı silinmiş izleri takip etmek olsun. (1800’lerin o fedailik dönemi.)

Romanı inşa eden yazarlar (Kemal Tahir, Atilla İlhan, Tarık Buğra, İlhan Tarus gibi) gerçek tarihten yola çıkarak, ona kurgusal karakter ve olayları ekleyerek yarı belgesel bir roman yaratabilirler. Böyle romanlardaki gerçek tarihi araştırmak, çok heyecan verici bir çalışmadır. Örneğin Türkçe romanda İttihat ve Terakki’nin izleri,  Mütareke İstanbul’u, Milli Mücadelenin (Kuvay-i Milliye’nin) romanlarda işlenişi gibi tarih ile edebiyat ilişkisi üzerine Türkçe Edebiyat eserlerinde hala bakir ve  çalışılmayı bekleyen müthiş alanlar vardır.

Bir diğer çok önemli ve verimli çalışma alanı da EDEBİYAT – SOSYOLOJİ ilişkisidir. Toplumsal olaylar, toplumsal mücadele, toplumsal etkileşim, şehir – köy karşıtlığı, iç ve dış göç gerçeği, kente uyum /uyumsuzluk, gecekondu yaşamları… Olay örgüsünün sosyolojik alt yapısını kazmak, verileri bulup çıkarmak işte toplumsal bir bakış ile romanı incelemek.

Örneğin 70’li yıllar romanında siyasal – toplumsal olaylar, Latife Tekin romanlarında çarpık kentleşme olgusu ve Zülfü Livaneli’nin Konstantiniyye Oteli’ndeki toplumsal katmanlar ve infilak etkisi gibi.

Bir önemli bilimsel inceleme alanı daha var:  EDEBİYAT – PSİKOLOJİ ilişkisi. Psikoloji deyince insanların ruh durumu, bu ruhun eylemlerine yansıması, kararları ve hatta iç hesaplaşmaları akla geliyor. Hazin konular, coşkular, ölüm, intihar, mutluluk ve gözyaşı…

Hemen akla Selim İleri gelmez mi şimdi? Ya Adalet Ağaoğlu’nun kült eserleri; Bir Düğün Gecesi ile Ölmeye Yatmak, Pınar Kür’ün Asılacak Kadın’i ve bir ruh analizcisi olan Ahmet Hamdi Tanpınar külliyatı? Çalışmak için nefis romanlar / yazarlar bunlar.

Daha da derinleşmek, odak daraltmak istenirse bir üst okuma olarak psikolojiden psikanalitik çözümlemeye, sosyolojiden sosyokültürel çözümlemeye, tarihten jeopolitiğe evrilen çalışmalar da yapılabilir.

Uzmanlık okumalarında akademik tezler üretilir sürekli olarak ve bazı yayınevleri tarafından bu çalışmalar akademik kuruluğundan ve biçiminden arındırılıp akademik terbiye almamış ilgili okurlara sunulur. Bu kitapları okumak da bir çözümlemeci okurun olmazsa olmazlarındandır.

Birkaç iyi örnek vereyim;

Orhan Pamuk Edebiyatında Tarih ve Kimlik Söylemi – Zafer Doğan – İthaki Yayınları

Türk Romanında Mütareke İstanbul’u – Tamer Erdoğan – Kanat Yayınları

Türk Edebiyatı ve Birinci Dünya Savaşı 1914-1918 / Propagandadan Milli Kimlik İnşasına – Erol Köroğlu – İletişim Yayınları

Kayıp Destanın İzinde / Kuvay-i Milliye Destanı ve  Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Milliyetçilik, Propaganda ve İdeoloji – Erkan Irmak – İletişim Yayınları

Hayal, Hakikat, Yaratı / Adalet Ağaoğlu ve Roman Dünyasına Psikanalitik Duyarlıklı Bir Bakış – Haluk Sunat – Bağlam Yayınları

Mekândan Taşan Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatında Edebiyat Mahfilleri – Turgay Anar – Kapı Yayınları

Osmanlı’dan Günümüze Edebiyat ve Toplum – Kemal H. Karpat  – Timaş Yayınları

Romanlarda izi sürülecek bir ilginç alan da EDEBİYAT – İKTİSAT ilişkisidir. Romanlardaki alışveriş, arazi, hayvan ve mal satışları, bunlarla ilgili borçlandırmalar, borç ödeyememe, faizcilik, tefecilik,  komisyonculuk, arazi anlaşmazlıkları, elde edilen ürünün paylaşımı, tarlada, bahçede çalışan maraba / ağa ilişkisi, şehirde fabrikada çalışan, üreten işçi –  işveren ilişkisi ve daha karmaşık ticaret ve ticari ilişkiler gibi.

Aşağıdaki şema iki okur tipi ayrımını daha net ve özet şekilde anlatıyor.

NİTELİKSİZ / YÜZEYSEL OKUR               

  • Yüzeysel okur.
  • Neden sonuç ilişkisi kurmadan okur.
  • Mevzusu nedir diye sorar.
  • Dağınık ve düzensiz okur.
  • Tür okur, popüler yazar sever.
  • Arkadaş tavsiyesi etkisiyle okur.
  • Kitabı satın almaz, ödünç alır. Saklamaz, elinden çıkarır düzenli bir kitaplığı yoktur.

NİTELİKLİ / ÇÖZÜMLEMECİ OKUR

  • Kazarak okur.
  • Ne, Neden, Niye diye sorarak okur.
  • Sadece edebiyat içi bilgilerle ve araştırmayla değil disiplinlerarası çözümlemeleri ile okur.
  • Disiplinli ve metodiktir.
  • Türleri ve yazarları tarihsel zaman zemin içindeki değerleri ile okur.
  • Araştırarak, seçerek, takip ederek kitabı bulur ve okur.
  • Popüler olanı değil, ilgilendiği yazarı veya konusuna göre seçtiği konuyla ilgili okur.
  • Okuma eylemi kendiliğinden yazma eylemine dönüşür.

Kitabı satın alır çünkü okuyup bitirdiğinde onunla henüz işi yeni başlamıştır. Kütüphanesi vardır, oradaki düzene göre kitabi ilgili yerine koyar, saklar.

Çetin Tokay – Özyaşam Öyküsü
Çetin Tokay, İDGSA (Mekteb-i Ali) ‘de Sanat Bilimleri eğitimi aldıktan sonra sinema okudu. Sinemada reji asistanlığı,  sanat yönetmeni yardımcılığı, prodüksiyon asistanlığı yaptı. Yaşamına ajans, matbaa ve dergicillikle devam etti. Kendi dergisini kurdu, yönetti, üretti, yazdı, fotoğrafladı, bastırdı, dağıttı. EA Islak Mekan Sektör Çalışanları Dergisi ile sektör dergiciliğine yeni ve farklı bir bakış getirdi. Halen sektörünün “Çetin Abi”sidir. 53 yıldır yaşadığı İstanbul’undan ayrılıp Balıkesir’e yerleşti. Orada okurluğuna ek olarak yazıyor.