Öğretmen edebiyatçılarımız denildiğinde, kuşkusuz akla önce Rıfat Ilgaz gelir. Kendi deyimiyle sınıf’ın şairi. Rıfat Ilgaz, 1944 yılının Ocak ayında yayınladığı Sınıf kitabıyla adliyeler ve hapishaneyle tanışır. 6 aya hapis cezasına çarptırılan yazar, hapishaneden çıktığında hem öğrencilerini hem de çok sevdiği mesleğini kaybeder. Devlet memurluğundan kaynaklı pek çok baskı ve  engellemeye rağmen, Rıfat Ilgaz gibi edebiyatçılar, meslekleri gereği bulundukları Anadolu’nun ücra köşelerinden zengin deneyimlerle edebiyatımızı beslemeye devam ederler. Tevfik Fikret, Ümit Kaftancıoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Faruk Nafiz Çamlıbel, Refik Halit Karay, Nurullah Ataç, Sabahattin Ali, Gülten Akın, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Hasan Âli Yücel ve daha niceleri… Bu gelenek henüz devam ediyor.  Günümüzde de hem ‘insan’ yetiştirmeyi, hem de edebiyat yolculuğunu sürdüren değerli arkadaşlarımızdan Betül Tarıman ve Murat Taş’a konuyla ilgili sorularımızı sorduk.

 

Bir öğretmen olarak neden yazmaya ihtiyaç duydunuz? Yazmak doğal olarak mı öğretmenlik mesleğine eşlik ediyor?

Betül Tarıman: Uzun zamandan beri yazıyorum. Öğretmenliğe başlamadan evvel de yazıp biriktirirdim. Hatta resim de yapardım. Fakat kendimi şiir yazarak ifade edeceğimi düşündüğümden olsa gerek, şiirde karar kıldım. Şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da ilk şiirimi yayımlayalı tam 26 yıl olmuş. Sorunuza dönecek olursam evet, yazmak doğal olarak öğretmenlik mesleğime eşlik ediyor.

Murat Taş: Yazma ihtiyacının nedenini bilmiyorum. Derdim var ondan yazıyorum, cevabını da doğru bulmuyorum. Galiba bu sorunun cevabı yok. Her yazara sorulan bu klasik soru belki de sorulmamalı. Yazmak, bazıları için sinemaya gitmek, seyahat etmek gibi bir ihtiyaç olsa gerek. Yazmazsam kendimde bir eksiklik duyuyorum. Huzursuz oluyorum. Yazmak iyi geliyor bana.

 

Öğretmenlerin, edebiyatımızdaki dinamizmin sürmesinde önemli bir rolü olduğu görülüyor. Diğer taraftan öğretmen edebiyatçılarımızın ezici çoğunluğunun büyük kentlerde, bilinen edebi çevrelerde değil de, taşrada yaşıyor olmaları, onları memleket meselelerine daha yakın kılıp, daha sahici ve toplumsal bir yazın çalışmasına yönelmelerine mi neden oluyor? Nedir öğretmen edebiyatçıların derdi?

Betül Tarıman: Aslına bakarsanız internetin hayatımıza girmesiyle birlikte merkez diye bir şey kalmadı. Taşra diye nitelenen yerlerde de nitelikli dergiler çıkıyor, şairler yetişiyor. Faruk Bal’ın editörlüğünde Amanos Edebiyat, Fuat Çiftçi’nin editörlüğünde Şiiri Özlüyorum dergileri aklıma ilk gelenler. Ayrıca bu iki arkadaş da öğretmen. Mustafa Fırat’ta İstanbul’da hem öğretmenlik mesleğini sürdürmekte hem de Mühür adlı bir dergi çıkartmakta. Bunun yanı sıra bir ayağı Berlin’de bir ayağı Türkiye’de olan Gültekin Emre de bir zamanlar öğretmenlik yapmış şair, yazarlarımızdan. O da bir zamanlar Şiir-lik, Melez, Parantez gibi dergiler çıkarmış, nitelikli ürünlerin okurla buluşmasını sağlamıştı. İnsan olup da dünya sorunlarına uzak kalmak mümkün mü? Değil elbet. Öğretmen, mühendis, mimar, doktor ya da hangi meslek dalında olursa olsun insan olan herkesin sorunların uzağında durmaması gerektiğini düşünüyorum. Acı hepimizin acısı.

Murat Taş: Sosyoloji değişti. Teknoloji, merkez taşra ilişkisini altüst etti. İstediğiniz yazara, dergiye, ortama ulaşmanız artık zor değil. Yazı yayınlatma imkânları da çoğaldı. Dolayısıyla bir şeyi dert edinecekseniz bunun mücadelesini merkezde de taşrada da verebilirsiniz. Memleket meselelerini dert edinen öğretmen yazarlar eskilerde kaldı, dersem çok mu iddialı konuşmuş olurum? Ama öte yandan Sabahattin Ali, Fakir Baykurt gibi yazarlar da çıkmıyor öğretmenler arasından. Ya da sayıca azlar, memleket meselelerini de duyulacak bir sesle dile getiremiyorlar. Günümüzdeki öğretmen edebiyatçıların ortak bir derdi olduğunu düşünmüyorum.

 

Peki memurluk?

Betül Tarıman: Acılarla bezeli hayatları var hepimizin. Kiminin daha az kiminin daha çok. Kurgu olmayan, gerçek hikâyelere dayanan. Her şeye rağmen yazıyoruz kendimizi ifade etmenin bir biçimi olarak. Memurluk başka bir şey. Her şey gibi o da kolay değil. Fakat yıllardır mesleğimi severek yapıyorum. Yaratıcılık anlamında baktığımda ise beni beslediğini bile söyleyebilirim. İnsan tipolojisi açısından beni zenginleştiriyor. Yazan biri olarak şunu biliyorum ki zihinde başlıyor her şey. Sanırım bu, üzerinize şair-yazar elbisesini giydiğinizde içinizde kopan fırtınaları nasıl söylediğinizle ilgili bir şey.

Murat Taş: Edebiyatla uğraşmak için bile paraya ihtiyacınız var. Kitap, dergi, ekmek almak için bir işiniz olmalı.

 

Edebiyat, öğretmenliğe ne katıyor? Çocuklarınızın (öğrencilerinizin) yaklaşımı? Gençlerle kurduğunuz ilişkilerde edebiyata yönlendirme, dolayısıyla bir usta çırak ilişkisi, ‘okul’da daha mı verimli toprak buluyor?

Betül Tarıman: Edebiyat doğal olarak insanın farklı bir bakış açısı geliştirmesine neden oluyor. Ayrıca insan yaşadığı sürece öğreniyor da. Bu nedenle hem öğretmenliğimin hem de öğrencilerimin bana katkılarının olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca her öğrenci, her insan bir hikâye değil mi? Birlikte büyüyoruz nitelikli ürünler okuyarak, yaşam deneyimlerimizi paylaşarak. Kastamonu’da öğretmenlik yaptığım yıllarda öğrencilerimle birlikte Toplu Fotoğraflar adlı bir fanzin çıkartmıştık. Hatta o dergiye emeği geçen bazı öğrencilerim hâlâ yazmayı sürdürüyorlar. Bunun yanı sıra şimdilerde de şiir, öykü yazdığımı öğrenen bazı öğrencilerim, yazdıkları ürünleri getirip bana gösteriyorlar. Bazen yazdığım kitaplardan ne kadar kazandığıma ilişkin tuhaf sorular da sorulmuyor değil. Sonuçta modelsiniz. Başlıyorsunuz nasıl, neden yazmaya başladığınızı anlatmaya. Ve elbette bunun para kazanmak için yapılmadığını da…

Murat Taş: Edebiyat, var olan her şeye (hayata, dünyaya, evrene, doğaya…) başka bir pencereden bakma imkânı veriyor. Bak, diyor öğretmene, şurada da bir pencere var, bir de o pencereden bak dünyaya. Bu küçümsenmeyecek bir katkı.

İlkokul öğretmeniyim. Öğrencilerime hitap etmiyor yazdıklarım. Dolayısıyla hiç bahsetmedim yazarlığımdan. Ama edebiyat öğretmeni, yazma hevesi olan lise öğrencisine çok faydalı olabilir, en azından öğrencinin iyi bir okur olmasını sağlar. Eğer öğretmenin yazarlığı da varsa usta çırak ilişkisi doğal olarak ortaya çıkar. Yazar adayı öğrenci, öğretmeni sayesinde bu meşakkatli yolu kestirmeden aşar.

 

‘Öğreticilik’, meslek hastalığı olarak edebiyata sirayet ediyor mu? Öğretmen edebiyatçılar, öğreten olarak kalıyorlar mı, bu durumla nasıl başa çıkıyorlar? Yoksa bunun panzehiri mi edebiyat?

Betül Tarıman: Okulun hayatı başka. Oradan çıktıktan sonra benim için sokağın, evin hayatı başlıyor. Dağ yürüyüşleri, kurduğum hayaller, bir insanın yüz hatlarında kaybolup gitmek, dışımda olup bitenlere dikkat kesilmek, bir roman kahramanının peşine takılarak rutin, sıkıcı günlük edimlerden uzaklaşıp başka bir hayata dâhil olmak… Öğretmenliğimi dışında tutarak yazarken öğretmek gibi bir derdim yok. Zaten şiirin de böyle bir derdi olduğunu sanmıyorum. Şiir olsa olsa, olanı gösterir. Ben çevremde olup bitenleri, bunların bana etkilerini yazıyor daha doğrusu söylüyor, nasıl söylemem gerektiği ile ilgileniyorum. Evet, bunun panzehiri edebiyat. Okumak insana yeni kapılar açıyor.

Murat Taş: Sirayet etmemeli. Edebi eser ders vermemeli, vermez zaten. Öğreticilikte kural vardır. Kabullenme vardır. Dili buyurgandır. Oysa edebiyat özgürlük ister, itiraz eder. Bu nedenle ‘dersin’ karşısında durmalı edebiyat.

 

Öğretmen kimliğinizin, edebiyat kamusu içinde eserlerinize dair bir önkabul taşıdığını düşünüyor musunuz? Edebiyat mahfillerinde “öğretmen şair/yazar”lara dair nasıl bir tavır/tutum var sizce?

Betül Tarıman: Uzun zamandır yazıyor, okuyor ve uzaktan izliyorum. Doğal olarak edebiyat mahfillerinin içinde de değilim. Neler olup bittiğini bilmiyorum. Ben, bunun yazdığınız ürünün niteliği, neyi nasıl söylediğiniz ile ilgili bir şey olduğunu düşünüyorum. İyi bir ürün ortaya koymuşsanız eğer, kabul görüyorsunuz. Maharet, hangi meslek dalında olursanız olun üzerinize başka elbiseler giyebilmekte.

Murat Taş: Düşünmüyorum. Öğretmen şaire, yazara nasıl bir tavır/tutum var, bilmiyorum. Böyle bir gözlemim olmadı. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi öğretmen şairler/yazarlar arasında Sabahattin Alilerin, Rıfaz Ilgazların, Fakir Baykurtların çıkmaması, üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

 

Mevzu Edebiyat ve okurlarımız adına teşekkür ederiz.