7 Nisan 2018

1- Okur Soruşturması

2- Yazar Soruşturması

Yazar, kitabı inşa eder; yaratır. Okursa kitabın gerçek sahibidir. Okur ve yazar, kitabın anlam dünyasını yeniden ve yeniden yaratır. Bir kitapla ilgili her şeyi, hem okurlara, hem yazarlara sorduk. Kitabı nereden aldıklarından tutalım da, kapağına, arka kapak yazısına, yazarına, reklamına kadar, -yani okura ulaşıncaya kadar bir kitabın başına gelen- her şeyi hem okurlara hem yazarlara sorduk.

Okur-yazar soruşturması, okurun ve yazarın durduğu yer ve aralarındaki mesafe ve kesişme alanlarını saptamak açısından ilginç ipuçları sunuyor. Yazarın dikkatini okura, okurun dikkatini kitabın inşa sürecine çekmeyi hedeflediğimiz bu soruşturma, umut ederiz ki okur-yazar evrenine ilişkin yeni soruları da gündeme getirecektir.

 

Okurlara sorduk;

 

Bir kitabı alırken nelere dikkat edersiniz? Tercihlerinizi neler etkiler?

Nilüfer Ataç Canbayır: Yazarın daha önce herhangi bir kitabını okumadıysam;  alma aşamasına gelmeden önce hakkında araştırma yaparım ve  yorumlarına güvendiğim insanların yazılarını okurum. Bunlar alma kararımı büyük ölçüde etkiler. Kitabın hangi yayınevinden çıktığı ve çevirmeni de benim için önemlidir. Yazdıklarını takip ettiğim ve sevdiğim bir yazarsa zaten başka hiçbir koşula bakmam ve kitabı alırım. Fiyatı ve kapak tasarımı her zaman en son baktığım noktalardır.

 

Kitaplarınızı genellikle nerelerden alırsınız? Neden?

Burcu Ballıktaş: Tercihen Ankara’ya gideceksem Dost’tan alırım, gitmediğim zamanlar internet siparişi.

 

Kitabın kapağı sizin için neyi ifade eder?

Ahmet Doğan: Bir kitabın en çok bakışa maruz kalan yeridir kapak. Bakılmak, dikkat çekmek, merak uyandırmak için tasarlanmıştır elbet. Fakat tekin olan-olmayan, ilgi duyan – duymayan pek çok bakışı üzerine çeker. Bu nedenle bir kimliği, şahsiyetli bir duruşu olması gereklidir.  İşte bu nedenle kitabın pazarlanan bir meta olarak görülmesine, pazarlanmasına hizmet edebildiği gibi, bütün o satın alınabilirlik bakışlarına karşı bir duruş, itirazın da sembolü olabilir. Okunacak kitaba bir davetiye niteliğindedir kitap kapağı. Bazen kitabın içeriğini ele verir bazense sır gibi iyice gizler merak uyandırır. Kitabın yaşamla sınırını belirler adeta. Bir hareketle açılan kapıdan geçildiğinde kelimelerin, hayallerin, bilgilerin, sezgilerin hüküm sürdüğü bir dünyada yolculuk başlar. Bir kapak, sadece bir hareketiyle sonlandırır sözcükler alemindeki yolculuğu. Yani bir nevi giriş ve çıkış kapısı gibidir kitabın. Ayrıca kitapta insan elinin en çok temas ettiği yerdir. O nedenle dokunsal bir bağ kurar kitapla okur arasında. Çoğunlukla kimselere göstermez ama okurun parmak izlerini, okuma kayıtlarını barındırır hafızasında…

Süreyya Karacabey: Giriş yolları önemli benim için, kapılar, pencereler… Arkasında gizledikleriyle ilgili söylediğiyle ya da söylemediğiyle ilgimi çeker bu yollar. Kitap kapakları karşısında da benzer bir duyguya kapılırım; bir vaat, çağrı ya da belirsizlik kitapla kurduğum ilksel bağın belirleyicisidir. Özellikle aramadığım kitaplara, kapakları aracılığıyla ulaşıp karar verebilirim. Bir karşılaşma gibi, merak uyandırıyorsa beraberimde götürmek isterim. İyi tasarlanmış bir kitap kapağı önemlidir, okumanın üstünden yıllar geçse de kapağıyla hatırlarım onu çünkü.

Filiz Taşlı: İki kişi arasında iletişim  ilk dört saniyede insanın görünüşüyle başlar. O ilk dört saniyede iletişimin yönü belirlenir hatta bazen hiç başlamaz. Genellikle de görsel ağırlıklı insanlarda bu daha da ön plandadır. Bu şekilde çok kayıplar yaşasak da bu gerçek maalesef çoğunlukla değişmez. Bana göre kitabın kapağı da  çoğu insanların kitapla iletişiminde etkili oluyor. Ben genelde kapağın ön yüzünü görmem, dikkatimi çoğunlukla çekmez. Hatta bu soru bana sorulduğunda bunu daha iyi fark ettim. Beni, arka kapakta yazılanlar o kitabı okumaya teşvik eder. Kitabı elime alırım, dokunurum ve arkasında yazanları okurum. Dolayısıyla arkasında yazan bir satırlık cümle bile olsa bende o kitap hakkında okuma merakı uyandırmalı. Daha çok merakımı tetikleyecek içerikte, cevabını bulacağım soru sormalı. Kapak kitabın kişiliğini kimliğini tam olarak vermemeli. Gizemli ve içindekiler hakkında merak uyandıran tarz bir kıyafet  gibi olmalıdır.

Yasemin Sönmez: Bir kitabın kapağı benim için ne ifade eder yazayım. Ben bir kitabı okumaya başlamadan önce kapağını ve arka yüzünde yazılan tanıtımı en ince ayrıntısına kadar incelerim. Bu, beni kitabın atmosferine sokar ve daha rahat  okumamı sağlar. Nasıl ki insanın yüzü, kişi hakkında karşısındakine bir fikir verebiliyorsa, kitap kapağı da o kitabın ruhu hakkında fikir verebilmelidir. Merak uyandırmalıdır; hiç kitap okumamış biri bile kitabın kapağından etkilenip okuma isteği duymalıdır diye düşünüyorum.

 

Arka kapak yazılarını okur musunuz? Neden?

Ayşen Işık: Bu kadar bilinçli bir okur değilken, arka kapak yazısına bakarak kitap almışlığım olmuştur. Fakat çok değil. Şimdiki halde, ne kitabı alırken, hatta okuyup bitirdikten sonra bile arka kapakta ne yazdığına bakmadığım oluyor. Bunu söylerken, arka kapak yazısı işlevsizdir, basmakalıp cümlelerle, sadece okuru avlamaya yönelik paragraflarla doldurulabilir, diye de düşünmüyorum elbette. Aksine, arka kapak yazıları kesinlikle sahici, abartısız ve özenli olmalı, okuru gerçekten kitaba, kitabın anlattığına yaklaştırabilmeli.

 

Kitaplar için reklam gerekli midir? Kitap reklamlarıyla duygusal bağınız?

Mehmet Bayraktar: Gerekli olmamalıdır ama söyleyecek sözünüz varsa ve ne olursa olsun daha geniş kesimlere ulaşmak kaygınız varsa (amaç “duygusal” değil ise) düşünülebilir… Yine de dolaylı yoldan yapılmayan kitap reklamları bende antipati yaratmakta.

 

Bilboardlarda kitabın ve yazarın fotoğrafını gördünüz? Ne hissedersiniz?

Uygar Atasoy: Yazarın fotoğrafından ziyade ismi benim için daha önemlidir. Bundan dolayı yeni çıkan bir kitabın tanıtımında, bilboardalarda kitabın görseli görmeyi tercih ederim. Bu şekilde olması yazarın düşüncesinin daha edebi olduğunu, fotoğraflı bir tanıtım ise içeriğinden ziyade ticari menfaatin daha ön planda tutulduğu hissini verir bana.

 

Okuduğunuz kitabın yazarıyla tanışmak ister misiniz?

Saadet Salman: Elbette isterim. Okuduğum yazarın ruhunun büründüğü bedeniyle tokalaşmak… Okuduğum cümlelerin benzerlerini duymak… Okurken kendime yakın hissettiğim, belki satırlardan, sayfalardan tanıdığım yazara bir merhaba demek harika olurdu.

 

“Ben de yazabilirdim” mi, yoksa “Ben bunu yazamazdım” hissi uyandıran kitaplar mı sizi fetheder?

Umut Belek: “Ben bunu yazamazdım” hissi uyandıran kitaplar bana umut aşılar, heyecan verir. Neden? Neler neler yazmış bu kadınlar derim. Kadınlar derim çünkü bana bu hissiyatı veren kitapların yazarları hep kadındır. Okurum okurum, böyle asla yazamam derim ama normalde her şeyden nem kapar karamsarlığa gömülürken aksine heyecan dolarım. Daha çok okumalıyım derim. Bunları yazan kadınlara duyduğum hayranlık ufkumu daha da aşmaya iter beni. Daha çok okumalıyım onlara bu cümleleri kurduran dünyaya erişemesem de belki yakınından geçerim diye umarım, daha çok daha çok okumak isterim. Bir yandan bu cümleleri yazan kadınlar olduğu için, yazdıkları için, bu cümleler var olduğu için hayata daha da bağlanırım. Daha çok okuyabilmek için bağlanırım.

Tuğce Aytesten: “Ben bunu yazamazdım” dedirten kitapları tercih ederdim. Bana benim bilmediğim yeni dünyalar, yeni bilinç durumları kazandıracağı için.

 

İmza günleri mi söyleşiler mi?

Uygar Atasoy: Yazarlarla buluşma anlamında aslında her iki etkinliğin de yeri ayrı. Bir okur olarak yazdıkları ile bana iyi hissettiren, kendime daha yakın hissettiğim yazarların imza günlerini çok seviyorum. Kitaplarımı imzalatmak ve onları daha özel kılmanın yanında bana iyi gelen insanlarla kısa da olsa birebir sohbet etmek, onlarla duygularımı paylaşmak çok özel. Söyleşiler ise bana hep daha mesafeli gelmiştir. Bilgi anlamında daha doyurucu olmaları gerçeği aşikar ama ben yine de imza günlerini daha sıcak ve samimi bulduğumu belirtmeliyim.

 

Kitabı çok beğendiniz, yazara neler söylemek istersiniz?

Hasan Sabah: “Kitabınızın  en sevdiğiniz yeri neresidir?” diye sormak isterdim (içselleştirmek ve özdeşleşmek için), bir de “İşlemek isteyip de  yazamadığınız içinizde kalan bir şey var mı?” diye sorardım.

 

Kitabı beğenmediniz, sizde hayal kırıklığı yarattı. Yazara neler söylemek istersiniz?

Esra San: Öncelikle hedef kitleniz  kimlerdi ve okunma sureciniz kalıcılık hedefiniz neydi, okuyucuyu sürüklemek istediğiniz yer ve duygu neydi  bu kitabi yazarken, diye sormak isterdim.