İnsanın kendisini ve dünyayı yeniden kurmak isteyişinin bir ürünü olan edebi eserleri meydana getiren bir takım özellikler vardır. Bu özellikleri tespit etmek ve incelemek için birçok yöntem ileri sürülmüştür. Bu yöntemlerden bir tanesi de “ontolojik analiz metodu”dur. Bu yöntem edebi eserin çeşitli katmanlardan oluştuğunu ve iyi bir incelemenin yapılabilmesi için bu katmanların dikkate alınması gerektiğini iddia eder. Türkiye’de bu yöntem üzerinde çalışan ilk kişi İsmail Tunalı’dır.1 Tunalı bu yöntem hakkında bilgi verdiği Sanat Ontolojisi adlı eserinde daha önce edebi eserin çeşitli varlık tabakalarından oluştuğu ve bu tabakaların neler olduğunu tespit eden Roman Ingarden ve Nicolai Hartmann’ın görüşleri hakkında bilgi verir.

Roman Ingarden edebi eserin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bu varlık tabakalarını şöyle sıralar:

  1. Kelime sesleri ve onlara dayanarak meydana gelen ve daha yüksek bir basamağı gösteren ses yapıları,
  2. Farklı derecelerdeki anlam birlikleri tabakası,
  3. Farklı şematik görüşler tabakası,
  4. Tasvir edilen şeylerin (nesne, insan, ve olaylar) ve onların alın yazılarının (kader) tabakası.2

Modern ontolojinin kurucusu Nicolai Hartmann da bir eserin dört tabakadan oluştuğunu ifade eder. Bu tabakalar sırasıyla şunlardır:

  1. Ses tabakası,
  2. Anlam tabakası,
  3. Karakter veya ruhî özellik adını alan tabaka,
  4. Alınyazısı/kader tabakasıdır.3

Edebî eser ontolojik açıdan farklı tabakalardan meydana gelir ve her bir tabaka kendi içinde bir bütünlüğe sahip olmakla birlikte asıl varlık sebebine büyük bütünün içinde kavuşur. Edebî eserin biricikliği de bu ontolojik tabakalardan gelmektedir. Başka bir ifadeyle edebî eserin kendine hayat bulduğu dilden başka bir dile tercüme edilememesi bu tabakalardan dolayıdır.

Edebî eseri meydana getiren ontolojik tabakalardan yola çıkarak Fuzûlî’nin “mana” redifli gazelini inceleyeceğiz.

Dostum âlem senin-çün ger olur düşmen mana

Gam degül zirâ yetersin dost ancak sen mana

Aşka saldum men meni pend almayup bir dostdan

Hîç düşmen eylemez anı ki etdüm men mana

Cân ü ten oldukça menden derd ü dâğ eksük degül

Çıhsa cân hâk olsa ten ne cân gerek ne ten mana

Vasl kadrin bilmedim firkat belâsın çekmedin

Zulmet-i hecr etdi çoh târik işi rûşen mana

Dûd u ahkerdür mana serv ile gül ey bâğbân

Neylerem men gülşeni gülşen sana külhen mana

Gamze tîgin çekdi ol meh olma gâfil ey gönül

Kim mukarrerdür bugün ölmek sana şîven mana

Ey Fuzûlî -i çıhsa cân çıhman tarîk-i aşkdan

Rehgüzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen mana 4

 

1- Ses Tabakası

Ontolojik analiz metodunun bu ilk tabakasını edebî eserin dış yapısı (mısra, vezin, kafiye, harfler, heceler, sözcükler, armoni vs.) oluşturmaktadır. Şiire baktığımızda ilk dikkatimizi çeken unsur şiirin beyitler halinde yazılmasıdır. Şiir gazelin klasik kafiye düzeni olan “aa, ba, ca..” ile yazılmıştır. Ayrıca varlığını hemen hissettiren bir diğer unsurda şiirdeki ahenktir. Şiir aruz vezninin “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla yazılmıştır. Vezin dışında gazelde ahengi sağlayan diğer unsurlar birbirine benzer seslerden oluşmuş sözcükler ve sözcük tekrarlarıdır. Şiirin genelinde “a,e,i,ü,u,o” ünlülerinin oluşturmuş olduğu asonans (Şiir içinde “a” ünlüsü 62, “e” ünlüsü 60, “i” ünlüsü 29, “ü” ünlüsü 19 kullanılmıştır.) ve “m,n,d,r,l,k,ş,s ve t” ünsüzlerinin (Şiir içinde “n” ünsüzü 54, “m” ünsüzü 36, “d” ünsüzü 26, “r” ünsüzü 24, “l” ünsüzü 27, “ş” ünsüzü 10, “s” ünsüzü 16, “t” ünsüzü 14, “k” ünsüzü 18 defa kullanılmıştır.) oluşturduğu aliterasyon müzikaliteyi sağlayan önemli ses unsurlarıdır. Şiirdeki ahengi sağlayan bir diğer unsurda kafiye ve rediftir. Gazelde “mana” redifi ve “-en” tam kafiyesi kullanılmıştır. Ayrıca şiirde geçen “sen, men, düşmen, can, ten, rûşen, gülşen, külhen, şîven, medfen” gibi kelimeler bir iç ahenk oluşturmuştur.

Divan şiirinde anlamın beyitte sınırlandırılması şiirin bir bütünlük oluşturması önünde bir engel teşkil eder. Şair her beyitte “mana” zamirini kullanarak şiirde bir anlam bütünlüğü algısı oluşturmaktadır.

 

2- Anlam Tabakası

Ses tabakasının üstündeki bir katman olan bu tabakada edebî eseri oluşturan unsurların tek tek anlamlarından çok öbeksel anlamları dikkatte alınır. Başka bir ifadeyle sözcüklerin birbiriyle bağlantılı olarak oluşturdukları anlamların incelendiği tabakadır. “Bu yapı, birkaç farklı yapılı tabakanın iç içe girmesiyle oluşmuştur. Bu tabakaların ilki, kelimeleri tek tek (cocnitiv) ve cümle hâlinde (sentax), anlamları açısından ele alan anlam tabakasıdır.” 5 Şiirin iyi anlaşılması için şiirdeki kelimelerin gerçek ve mecaz anlamlarının bilinmesi gerekir.

İncelediğimiz şiirde şu kelimeleri görmekteyiz:

 

Dost: 1. Sevilen kimse 2. Nikahsız karı veya koca, metres. 3. Tasavvufta hakiki sevgili, Allah.

Âlem: Dünya, cihan.

Düşmen: Adüvv, hasm, düşman

Gam: Tasa, kaygı, üzüntü, keder

Aşk: Sevgi

Pend almak: Öğüt almak

Cân: 1. Ruh 2. Hayat, yaşayış. 3. Gönül.

Ten: İnsan vücudunun dış yüzeyi.

Derd: Gam, keder, tasa, kaygı, acı, üzüntü, hastalık. Sevgiliden sevene geçen ve katlanılmasına güç yetmeyen hâl. İlâhî aşk. Bu istenen bir derddir. En büyük derd, derdsiz olmaktır. “Allah derdini artırsın” bir Mevlevi deyimidir. Derdli, âşık demektir.

Dâğ: 1. Yanık yarası. 2. İnsan ve hayvan vücuduna vurulan kızgın demir, işaret, im.

Hâk: Toprak.

Vasl: Ulaştırma, birleştirme, ulaşma, birleşme, ulama.

Kadr: 1. Değer, itibar. 2. Onur, şeref, haysiyet; meziyet. 3.Rütbe, derece.

Firkât : Ayrılık, ayrılış. Vahdet (birlik) makamından uzak kalmak.

Belâ çekmek: Hastalık, sıkıntı ve kötülüklerle imtihan ediliş. Bela, Allah’a yakınlık durumuna göre artar. Cerirî “insan, çektiği çile kadar insandır” der. Yine hadis-i şerifte “biz nebîler topluluğu, insanların en şiddetli belaya uğrayanlarıyız” denmiştir.

Zulmet: Arapça, karanlık demektir. Madde, maddi âlem. Allah’ın nurundan nasibi olmamak, mahrum kalmak. “Allah müminlerin dostu olup, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır” (Bakara/257) Zat-ı ilâhî’yi bilmeye de zulmet denmiştir. Zira Zât-ı ilâhî bilinmez, idrak edilmez, bizim için karanlıktadır. “Basiretler onu idrâk edemez” (En’âm/103).

Hecr: Ayrılma, terk etme; ayrılık.

Târik: Karanlık.

Rûşen: Aydınlık.

Dûd: Duman, tütün. Mecaz anlamda keder, gam.

Ahker: Ateş, ateş koru.

Servi: Çam türünden yaprağını dökmeyen bir ağaç. Dalsız, budaksız, düz elif harfine benzer bir yapıya sahip olup, genellikle mezarlara dikilir. Vefat edenler Bir’den geldikleri gibi, Bir’e dönmüştür. Servi’nin elif ve bir rakamına benzemesi, adeta, Allah’ı sembolize eder.

Gül: Çiçek. Mecaz anlamda sevgili. Tasavvufta Hz. Muhammed’i sembolize eder.

Bâğbân : Bahçıvan, bağcı.

Gülşen: Gül bahçesi.

Külhen: Hamamlarda, fırınlarda ateş yakılan yer, ocak.

Gamze: 1. Süzgün bakış 2. Çene veya yanak çukurluğu.

Tîg: Kılıç.

Meh: Ay. Mecaz anlamda sevgili.

Gâfil: Habersiz, ilgisiz; dalgın; dikkatsiz, düşüncesiz.

Gönül: Kalb’in Türkçe karşılığı.

Mukkarrer: Kararlaşmış; planlanmış; şüphesiz; sağlam.

Şîven: Yas, matem; ölünün arkasında ağlayıp inleme.

Tarîk-i aşk: Aşk yolu.

Rehgüzar: Yol, çok gelip geçilen yol, ana cadde, geçit.

Ehl-i aşk: Aşk ehli.

Medfen: Ölünün gömüldüğü yer, mezar, kabir.

 

Şiirde geçen her kelimenin sözlük anlamı dışında birde diğer kelimelerle ilişkisinden doğan yeni anlamları vardır. Örneğin ilk mısrada geçen “âlem” kelimesi yukarıda da verildiği gibi sözlük anlamı “ dünya, cihan”dır. Ancak bu sözcük şiirde “bütün insanlar” anlamında kullanılmıştır. Yine aynı şekilde “dost” kelimesi mecaz anlamda “Allah”; “servi” kelimesi “sevgilinin boyu”; “gül” kelimesi “sevgilinin yanağı”; “tîg” kelimesi “sevgilinin bakışları”; “meh” kelimesi “sevgili” anlamlarında kullanılmıştır. Verdiğimiz bu birkaç örnekte görüldüğü üzere şiirin anlam tabakasının anlaşılması için kelimelerin cümle bağlamında kazandığı anlamları tespit etmek gerekir.

Edebî eser, Unberto Eco’nun tanımıyla “açık yapıt”lardır. 7 Yani sonsuz okumalara müsait metinlerdir. Bunun sebebi de edebî eserin varlık tabakalarıdır. İncelediğimiz gazelin her beytini beşeri ve tasavvufî olmak üzere iki açıdan okuyabiliriz:

Dostum âlem senin-çün ger olur düşmen mana Gam degül zirâ yetersin dost ancak sen mana

Yukarıdaki beyti beşeri açıdan okuduğumuzda şair sevgilisine seslenerek şöyle demektedir: “Dostum, eğer senin yüzünden herkes bana düşman olursa üzülmem. Çünkü, dost olarak yalnız sen bana yetersin.” Âşık bir kişi için sevgili her şeyden önemlidir ve onun için başkalarının düşünceleri önemli değildir. Ancak tasavvufî açıdan baktığımızda sevgili Allah’tır. Allah’ın kendisinden razı olduğu kula bütün dünya küsse de onun için bir ehemmiyeti yoktur. Çünkü, mutlak sevgili olan Allah kendisinden razıdır. Beyitte geçen “dost” Allah; “âlem” ise masivadır.

Aşka saldum men meni pend almayup bir dostdan Hîç düşmen eylemez anı ki etdüm men mana

Fuzûli söz konusuysa aşk sözcüğünü ıstırap, üzüntü, keder, gam sözcükleriyle eş değer tutabiliriz. Fuzûlî yukarıdaki beyitte “ bir dosttan öğüt almadan kendisini aşkın içine attığını ve hiçbir düşmanın yapamayacağını kendisine ettiğini’ söyler. Beyite beşeri açıdan baktığımızda aşk, bünyesinde zevk kadar acı da barındırır. Âşık mutluluğa da acıya da razı olan kişidir diyebiliriz. Tasavvufi açıdan baktığımızda mutlak sevgiliye ulaşmak dikenli bir yolda çıplak ayakla yürümek gibidir. Eğer âşık sevgiliye kavuşmak istiyorsa bu yoldan geçmesi gerekir ve hiçbir öğüde de ihtiyacı yoktur.

Cân ü ten oldukça menden derd ü dâğ eksük degül Çıhsa cân hâk olsa ten ne cân gerek ne ten mana

Bu beyite beşeri açıdan baktığımızda melankolik bir karaktere sahip bir insanın feryadını görmekteyiz. Aşkın verdiği ıstırap karşısında ölmeyi yeğleyen bir kişi ile karşı karşıyayız. Tasavvufî açıdan baktığımızda ise mutlak sevgiliye (Allah) kavuşmak isteyen şairin bu arzusuna vasıl olmak için önünde bir engel teşkil eden maddi varlığı kendisine acı veriyor ve şair bundan kurtulmak istiyor, diyebiliriz. Can ve ten maddi varlıktır ve hakiki aşk için bunlar gerekli değildir. Başka bir ifadeyle insanın mutlak sevgiliye kavuşması için kendini maddi şeylerden soyutlaması gerekir. Şair de bunun bilincinde olduğu can ve vücuttan kurtulmak istiyor.

Vasl kadrin bilmedim firkat belâsın çekmedin Zulmet-i hecr etdi çoh târik işi rûşen mana

Buluşmanın değerini bilmedim, ayrılığın üzüntüsünü çekmedim çünkü, ayrılığın karanlığı bana çok karanlık işi aydınlattı şeklinde çevirebileceğimiz bu beyite beşeri açıdan baktığımızda şair sevgiliye kavuşmayı istemez. Çünkü vuslattan sonraki firkâtın acısından korkmaktadır. Şair, her firkâtın bir vuslatı her vuslatında bir firkâtı olduğunu bilir. Tasavvufî noktadan baktığımız ise insanın Allah’tan ayrı olması bir bela, acıdır. Ancak insanlar bu acılarla olgunlaşır, sevgilinin sırlarına erer.

Dûd u ahkerdür mana serv ile gül ey bâğbân Neylerem men gülşeni gülşen sana külhen mana

“Ey bahçıvan! Senin servi ağacın ve gülün bana duman ve ateş gibi gelir. Ben gül bahçesini ne yapayım? Gül bahçesi senin olsun” şeklinde nesre tercüme edilebilir. Bu beyitte sevgiliden uzak olan ve sevgilinin olmadığı yerler gül bahçesi de olsa âşık için bir zindan farkı yoktur anlamı çıkarılabilir. Çünkü âşık için her şey sevgili ile anlam bulur, bir güzelliği kavuşur. Tasavvufî açıdan değerlendirildiğinde ise Allah’tan uzak olan kul ebedi acıya mahkumdur, denilebilir. Beyitte geçen servi, sevgilinin boyu; gül ise kırmızı yanağına benzetilmiştir. Gülşende servi ve gülü gören âşık maşuku görmüş gibi olur. Ancak şair o kadar gamlıdır ki ateşten başka bir şey görmez.

Gamze tîgin çekdi ol meh olma gâfil ey gönül Kim mukarrerdür bugün ölmek sana şîven mana

Bu beyit “Ey gönül! O ay yüzlü güzel yan bakış kılıcını çekti. Sakın dalgın bulunma, bugün senin ölmen, benimde yasını tutup ağlamam kararlaştırıldı.” şeklinde düzyazıya aktarılabilir. Divan şiirinde sevgilinin yüzü aya, yan bakışı kılıca teşbih edilir. Sevgili âşığa karşı zalimdir ve onu sürekli yan bakışlarıyla yaralar. Tasavvufta ise gamze kesreti imgeler. Kesret âlemi âşığın sevgiliye ulaşmasın önünde büyük bir engeldir. Âşık bu engelleri aşmak ister. Kurtuluş ise nefsin öldürülmesiyle geçekleşebilir.

Ey Fuzûlî -i çıhsa cân çıhman tarîk-i aşkdan Rehgüzâr-ı ehl-i aşk üzre kılın medfen mana

Gazelin bu son beytinde kararlı bir karakterin sergilenişini görmekteyiz. Şair, öleceği varsa da izlediği bu aşk yolundan ayrılmayacağını ve bu uğurda öldüğünde de âşıkların gelip geçtiği yol üstüne gömülmek istediğini dile getirir.

 

Şiirde anlamı güçlendiren önemli bir unsurda söz sanatlarıdır. Gazelde dikkat çeken söz sanatı tezattır. Birbirine zıt anlamlı sözcüklerin bir arada kullanılması olarak kısaca tanımlayabileceğimiz tezat sanatı şiirde anlamı zenginleştiren önemli bir unsurdur. Gazelde “dost-düşman (iki kere kullanılmış.), vasl- hicran, zulmet-rûşen” kelimeleriyle tezat sanatı yapılmıştır. Dikkat çeken bir diğer edebî sanat leff ü neşrdir. “Cân- cân çıhsa; ten- ten toprak olsa; menden-mana; derd-ten, gam-cân ilişkileriyle bu sanat yapılmıştır. Bu kelimeler arasındaki bağlantı gazelde hem anlam hem de ahengi güçlendirmiştir. Gazelde anlamı zenginleştiren bir diğer sanatta tenasüp’tür. Beşinci beyitte geçen “serv-gül-gülşen-bâğbân ve dûd-ahker-külhan”kelimeler arasında bir uyumluluk vardır.

 

3- Nesne ve Karakter Tabakası

Edebî eseri meydana getiren tabakalardan üçüncüsü olan bu katmanda eser ile yazar/şair arasındaki ilişki ele alınır. Yani yazarın/şairin karakterinin, yaşamının şiire ne ölçüde yansıdığının tespit edildiği tabakadır.

Klasik şiirin burçlarından olan Fuzûlî şiirinde ana malzeme olarak aşk temasını işlemiştir. Dert, acı, üzüntü, ıstırap onun şiirinin ana karakterini oluşturur. Nitekim Fuzûlî “Biliyorum ki sen dertli yaratılmışsın. Dert ise şairliğin sermayesidir. Şair olmak için zevk ve safa lazımdır, deme; dertten bahset ki şiir yarışında müsabakayı kazanan derttir. Gönlünde bir derdi bulunmayan, ciğeri yaralı olmayan insanın şiirinde tat vardır zannetme. Zevk ve safa, huzur ve rahat şiire zevk vermez. Asıl ıstırabın doğurduğu şiir müessir olur.” 8 der. Bir aşk şairi olan Fuzûlî “kişilik özellikleriyle ve şairliğiyle uyuşan aşk, şiirlerinde bazen beşeri aşkın özellikleriyle görünürken bazen de ilahi aşkın olgunluğu ve coşkusuyla karşımıza çıkar.” 9 Fuzûlî aynı zaman aşkın getirdiği dertlerden zevk alan bir şairdir.

Bu bilgilerden hareketle gazele nazar eylediğimizde Fuzûlî’nin hem beşeri hem de tasavvufî aşk karşısındaki ıstıraplarını görürüz. İncelediğimiz gazelde geçen “Cân ü ten oldukça menden derd ü dâğ eksük degül“ ile “Ey Fuzûlî -i çıhsa cân çıhman tarîk-i aşkdan” mısraları şairin karakterini tam olarak yansıtır.

 

4- Alınyazısı/Kader Tabakası

Nesne ve karakter tabakasının bir üstünde yer alan bu tabaka eserin kendinde barındırdığı evrensel değerler ele alınır. Başka bir ifadeyle eserin var oluş sebebinin olduğu tabakadır. Eserde gerçek aşk ve onunla birlikte var olan ıstırap teması ele alınmıştır. Âşığın, ister ilahi olsun ister beşeri, sevgiliye kavuşması için her şeyden vazgeçmesi gerektiği üzerinde durulmuştur.

 

TUNALI, İsmail (2002), Sanat Ontolojisi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları.

2 TUNALI, İsmail, a.g.e. s.90.

3 TUNALI, İsmail, a.g.e. s.110-111.

4 İPEKTEN, Halûk, Fuzûlî Hayatı, Sanatı, Eserleri(2005) Ankara: Akçağ Yayınları.

5 BAYRAM, Yavuz, “Ontolojik Analiz Metodu ve Bir Uygulama”, Yom Sanat, S:12 (Mayıs-Haziran 2003), Adana s.12-15.

6 Kelimelerin açıklanmasında faydalanılan kaynaklar:

1- DEVELLİOĞLU, Ferit (2010). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara: Aydın Kitabevi.

2- Türkçe Sözlük, (2011). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

3- CEBECİOĞLU, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimler Sözlüğü (pdf).

7 ECO, Umberto, Açık Yapıt, Can Yayınları, İstanbul, 2000.

8 TARLAN, Ali Nihat (2014), Fuzûlî Divanı Şerhi, Ankara, Akçağ Yayınları s.9.

9 MENGİ, Mine (2006), Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara, Akçağ Yayınları s.161.

 

Kaynakça:

BAYRAM, Yavuz, “Ontolojik Analiz Metodu ve Bir Uygulama”, Yom Sanat, S:12 (Mayıs-Haziran 2003), Adana s.12-15.

CEBECİOĞLU, Ethem, Tasavvuf Terimleri ve Deyimler Sözlüğü ( pdf)

DEVELLİOĞLU, Ferit (2010), Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ankara: Aydın Kitabevi.

ECO, Umberto (2000), Açık Yapıt, Can Yayınları, İstanbul.

İPEKTEN, Halûk (2005), Fuzûlî Hayatı, Sanatı, Eserleri Ankara, Akçağ Yayınları.

MENGİ, Mine (2006), Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara, Akçağ Yayınları s.161.

TARLAN, Ali Nihat (2014), Fuzûlî Divanı Şerhi, Ankara, Akçağ Yayınları s.9.

TUNALI, İsmail (2002), Sanat Ontolojisi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları

Türkçe Sözlük, (2011), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.