I.

Evalio Rosero’nun Ordular romanı, ısrarla mekân ve zamandan münezzeh olmaya çalışarak insanın kadim sorunlarını; savaşı, iktidarı ve şiddeti ele alan bir roman. Kitap, “O zamanlar işte böyleydi Brezilya’nın (kişi isimin ülke, yer ismini imlediği apaçık) evinde papağanlar sürekli gülüyordu…” cümlesi ile açılır. Şimdilerde böyle olamayacağının kötü haberini veren bir giriş cümlesi bu. Güzel zamanların, sakin ve huzurlu vakitlerin koynunda patlayan bombalardan meydana gelen yıkımdan sonra insanın elinde kala kala, kara kuru bir anımsama ifadesi kalıyor “o zamanlar” kipi ile başlayan ve sonu gelmeyen pişmanlıkları içeren.

II.

Emekli öğretmen Ismael’in, yaşlılık günlerinde en sevdiği şey portakal bahçeli komşusunun diri bedenini dikizlemektir; roman bununla açılır. Bahçesinde çıplak dolaşan bir insan bedeninin dirimsel güzellik ve yaşama arzusu sunan tablosunun hemen akabinde, kahramanın karısı ile tanışma arifesine geçilir. Bu tanışma, romanın baştan sona üzerine kurulduğu temel ikiliği bize sunar: Yaşam ve Ölüm. Çoğaltırsak; huzur ve kargaşa, aşk ve ayrılık, sperm ve kan hatta…

Tuvalete gitmek isteyen Ismael’in genç hali tesadüfen tuvalette bulunan bir kadının (sonradan karısı alacak olan Otilio) çıplaklığı ile tanışır, otobüste yan yana düşerler ve tanışıp uzun sürecek bir evliliğe adım atarlar. Ama aynı otogarda (Edebiyatta baskın bir arka fon olan yolculuk metaforu olarak da okunabilir) bir genç ulu orta, bir insanı silahla öldürür. Böylece bir aşkın tohumu, cinayetin ve şiddetin olay mahallinde atılıyor. Yaşam ve ölüm ele ele; çıplaklık ve kan yana yana, seçimi hep yaşamdan, aşktan güzellikten yana yapmış olan bir adamın tarihin zorba tarafına karşı duyduğu tiksinti ve kaçışı.

III.

Romanın birinci bölümünde Ismael’in aşk, yaşam, yaşamı dikizleme ve yaşam sevgisi ile dolup okuyucunun yüreğini hoplattığı, onu usul usul gülümsettiğini, ikinci bölümde ise adeta bir fırtına, kasırga gibi aniden gelen savaşın, yıkımın iğrençliği ile yüzleri ve yürekleri ekşittiğini görüyoruz.

Yazar, ısrarla yer ve tarih belirtmekten, tarafları tanımlamaktan kaçınıyor. Kimliksizleştirilmiş bir militarizm var romanda. Bu kendini romanın ismin de de açığa vuruyor. “Ordular” ismi bir ulusun, bir dönemin değil, tüm zamanların yıkma, tahakküm kurma ya da savunma gücü anlamda kullanılacak çok genel bir ifade. Kahraman ve anlı şanlı ordular anonim, kimliksiz, şiddeti kendinden menkul güruhlar olarak lanse ediliyor. Buna paralel olarak gerisinde insanın ruhundan, bir zamanlar abat olunan yapılardan, dirim kokan bahçelerden geriye enkaz ve acı bırakan savaşın sosyolojik, toplumsal, tarihsel, ideolojik sebepleri üzerinde durulmuyor; bu mevzu ısrarla öteleniyor ve önemsizleştiriliyor. Ne milis, ne gerilla, ne asker, ne sivil savaşta yapılacak tek bir şey var; o da bir madalyonun farklı yüzleri olan bu tarafgirliği reddedip portakallara, yaşama, dirime odaklanmak. Elbette bu da bir taraftır, hem de kallavi bir cephedir.

IV.

Romanın kapağı oldukça başarılı ve etkileyici. Pimi çekilmek üzere olan bir bomba şeklinde duran bir portakal. Çok az kapak, kitabının ana düşüncesini bu derece vurucu ifade edebilir. Portakalın bombaya dönüşmesi akla İsmet Özel’in şiirinden bir dizeyi getiriyor: “Kırlangıcın kanadındaki kezzap leylakta sıkışan buhur için bulmalıyım nabzımı nerde bulacaksam.”  Evet, bombaya dönüşen portakal için ya da portakalda sıkışan şiddet için gözümü ayırmamalıyım dirimden, yaşamdan dercesine.

V.

Ordular çok temel bir meseleyi; iyilik kötülük ya da ölüm ve yaşamı ele alıyor. Bunu yaparken meselenin bölgeler ve dönemlerle sınırlanacak bir şey değil tüm insanlık tarihini kapsayan bir mevzu olduğunu söylüyor. Tüm bu insancıl hatta estetik kaygıların gerisinde cılız bir soru -tehlikeli ama yine acil bir soru- boy vermeye başlıyor: Peki, yerinden yurdundan, kimliğinden, isminden, kendine özgü olan tüm veçhe ve renklerinden arındırılan bir savaş ve mücadele anlatısının, bunca “kimliksizleştirme”si ve “tarihsizleştirme”si biraz tehlikeli değil mi? Yerel ve lokal olanın tadının, tavının bunca uzağına düşmekle bu bakışın, çerçevenin de ıskalayacağı şeyler olmaz mı? Elbette romanın bütünlüklü mesajına karşı cılız bir soru ya da eleştiri bu. Ama edebi beğeninin tekelleştiği, kitap kapaklarının arkasında benzeri estetik değerlerin ön plana çıktığı dünya kitap pazarında, bu konuların da düşünülmesinde ve geniş bir zeminde ele alınmasına ihtiyaç vardır.

 

Evelio Rosero, Ordular, Çev: Süleyman Doğru, Can Yayınları, 2016.