Başak Baysallı

28 Kasım 2018

 

Melike İnci, “Kırılma Anları” üçlemesinin ardından bu kez on iki öykü ile okurun karşısına çıkıyor. Örümcek Ağında Çırpınma, Mart 2018’de Yitik Ülke Yayınları tarafından basıldı. Yazarın önceki yıllarda çeşitli dergilerde yer alan öykülerinin bir araya getirildiği bu kitap bir solukta okunmasına rağmen etkisini uzun süre muhafaza ediyor.

Kitaptaki öyküleri iki gruba ayırarak değerlendirmek istiyorum. “Yok Gibi, Güzel Olma, Kullanma Talimatı, Dönüşüm, Gerçekleşemeyen” adlı öyküler içerik açısından kitaptaki diğer öyküleri tamamlasa da bağımsız karakterlerle öne çıkıyor. Bunu özellikle belirtmek isteyişimin nedeni kitabın diğer öykülerinin kurgu ve karakterler açısından birbirini tamamlar nitelikte olması. Öncelikle ilk gruptaki öykülerin içerik olarak ele alınması kitabın iletisine ulaşılmasında yararlı olacaktır.

“Yok Gibi”de kendini başkalarının gözünde var etmeye çalışan, başkalarının verdiği değerle biçimlenen bir kadının hayal kırıklığına tanıklık ediyor okur. Yazar, Gönül’ü betimleyen cümleleriyle onun varlığına değil, yokluğuna işaret ediyor. Yok gibi görünen bir kadını sözcüklerle resmediyor ve okur, öykü boyunca bu tablonun içinde kendine bir yer bulmaya çalışıyor, varlığını sorguluyor, hatta zaman zaman varlığından şüphe duyuyor. Önemsenerek yapılan işlere, kazanılan başarılara yüklenen anlamı yerle bir ediyor yazar.

“Güzel Olma” adlı öyküde de toplumun, özellikle eril dünyanın güzelliğe verdiği önem çarpıcı bir şekilde eleştiriliyor. Toplumdaki genel geçer yargıların simgesi durumundaki Sedat’ın “Güzel ol, hırçın olma!” cümlesi ile anlatıcı karakterin babasının “Prenses, büyüyünce çok başarılı olacaksın… Çok da güzel olacaksın… Peşindeki erkekleri kovalamaktan yorulacağım…” sözleri eril dünyanın kadınlardan beklentisini açıkça ortaya koyuyor. Her şeyin farkında olan anlatıcı karakter bu beklentiye şu cümlelerle karşılık veriyor: “Büyüdükçe (…) yüz hatları sert, erkeksi, babama benzeyen bir kadın oldum. Herkesten gizli makyaj kurslarına giderek, hatları yumuşatmayı, güzelleşmeyi öğrendim. Özel davetler dışında ayna karşısında o kadar çok vakit geçirmeye tahammülüm olmadığı için sıradan günlerde kendim gibi, çirkin oluyordum. Ancak bir yere gideceğim zaman güzelleşiyordum.” Anlatıcı karakter bir yandan kendisi gibi yaşamaya çalışırken bir yandan da beklentiye boyun eğiyor.

Kitabın üçüncü öyküsü “Kullanma Talimatı”nda okur; Aygül’ün mutsuz evliliğine, bastırılmış duygularına, isyanına, kabullenişine bir leke çıkarıcının kullanma talimatını okuyarak tanıklık ediyor. Kullanma talimatının her bir adımı Aygül’ün iç dünyasına kapı aralıyor.

“Dönüşüm”de ise yazar, erkek anlatıcının gözünden toplumun değer yargılarını eleştiriyor. “Amca” olarak söz edilen karakter, bu değer yargılarının vücut bulmuş hali. Anlatıcının amcaya tepkisi, topluma duyduğu tepki olarak da okunabilir. Her şeyi ve herkesi geride bırakarak inandığı gibi yaşamak için çekip giden bir baba, kocasını bir gün döner umuduyla bekleyen bir anne, tüm bunlar arasında kendini bulmaya çalışan, ama gün geçtikçe çevresindekilere dönüşen genç bir adam öyküde sırayla öne çıkıyor. Öykü sona erdiğinde okurun aklında genç adamın şu sözleri kalıyor: “Okula başladığımda ne hayallerim vardı. Şimdi rüya bile görmez oldum. (…) Ben başka birine dönüşüyorum. Kendime dönemem bundan böyle.”

“Gerçekleşemeyen” ise diğer öykülerden teknik olarak ayrılıyor. Mektup biçiminde yazılan öykü, okuru şaşırtan sürpriz bir sonla bitiyor. Yazar, “gerçekleşmesi imkânsız hayal” üzerine okuru düşündürürken satır aralarında da insanın başkalarına ve kendisine yabancılaşmasını ele alıyor.

“Aldatma”dan itibaren kitapta yer alan öyküleri ikinci grup olarak değerlendirmeye çalışacağım. Bunları aynı grupta ele almak isteyişimin nedeni bir karakterin, diğer bir öyküde yer alıyor olması. Tematik bütünlüğün yanı sıra karakterlerin öyküler arasında dolaşması, bir görünüp bir kaybolması bu bölümdeki öyküleri birbirine bağlayan en güçlü unsur. Tüm karakterler, görünürde mutlu oldukları yaşamlarında sıkışmışlık ve yalnızlık duygusu içindeler. Hislerini anlayamıyor, ne istediklerini bilemiyorlar. Mutluluğu her seferinde bir başkasında bulacaklarını düşünüp kendilerinden uzaklaşıyorlar. Yazar, onları öyküler arasında dolaştırarak yaşadıkları gelgiti biçim açısından da vurguluyor. Bir arayış halinde oradan oraya savrulan karakterler farklı öykülerde okuru sıkıntılı bir ruh haliyle selamlıyor. Okur, “Aldatma”da Mert’in sanrılarıyla, “Yolculuk”ta bir yazarın arayışıyla, “İlk Gece”de Mine’nin huzursuzluğuyla, “Örümcek Ağı”nda Aslı’nın ördüğü duvarlarla, “Sesler” ve “Yüzleşme”de bilinç dışının oyunlarıyla, “Son Aldatma”da ise Elif’in teslimiyetiyle karşı karşıya kalıyor ve kendi yaşamına ayna tutuyor.

Melike İnci, on iki öyküyü anlam bütünlüğü, incelikli bir dil, hareketli diyaloglar, kısa ve etkileyici cümlelerle birbirine bağlıyor, tıpkı bir örümceğin ağını örmesi gibi kurguyu ilmek ilmek dokuyor. Örümceğin izlerini sabırla takip eden okur da bir öyküden diğerine geçerken hayatın akışı içinde görmezden geldikleriyle yüzleşiyor.

 

Melike İnci, Örümcek Ağında Çırpınma, Yitik Ülke Yayınları, 2018.

 

Başak Baysallı – Özyaşam Öyküsü

2003 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. 2003 yılından 2018 yılına kadar Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni olarak İstanbul’da görev yaptı. Farklı yayınevlerinde redaktör ve editör olarak çalıştı. Eylül 2018’den beri Londra’da yaşıyor. Yazar ve metin odaklı inceleme/eleştiri/tanıtım türündeki yazıları çeşitli gazetelerin kitap eklerinde ve edebiyat dergilerinde yayımlanıyor. Öyküleri ise Öykü Gazetesi, Öykülem gibi dergilerde, öykü seçkilerinde yer alıyor. “Ölü Kırlangıç” isimli öyküsü Sarıyer Belediyesi tarafından düzenlenen 2018 Fakir Baykurt Öykü Yarışması’nda ikincilik ödülünü kazandı. “Ağıt” isimli öyküsü ise 2018 Yılın Yazarı Sevgi Soysal adına Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen öykü yarışmasında büyük ödülün sahibi oldu.