Kaplumbağa Makamı Onur Çalı’nın Alakarga Yayınları’dan çıkan öykü kitabının adı, farklı bir kitap ismi, ilginç bir isim tamlaması. Kelimeler; çağrışımlarıyla, resimleriyle, simgeleriyle asıl anlamını derinleştirir, çoğaltır, görsel hafızamızı harekete geçirir. “Kaplumbağa” denince kalın, etli parmaklarıyla telaşsız yürüyen ağır adımlı, kabuğundan tanınan, buruşuk, küçük başlı canlı zihnimizde beliriveriyor. Sırtında sağlam evi, uzun uzun, sabırla yürüyüp yaşar kaplumbağalar. “Makam” büyük ve önemli görev yeri olarak görkemli koltuğu çağrıştırıyor. Kitap isimleri okurla yazarı tanıştıran ilk önemli zamansa, memnun oldum, diyelim. Sakinlik ve ağırlık makamına kaplumbağalar oturmuş mu, hayattaki, zamandaki karşılığı öykülerde var mı? Bakalım…

Öykü kitabı dört bölümden oluşuyor. Kitabın ilk bölümündeki öyküler yarım ya da tek sayfa uzunluğunda. Tek kelime, tek cümle çevresinde sarılarak biçime kavuşmaya çalışıyor kısa metinler. Düz, yalın, seçilmiş cümleler gelişmeyi, genişlemeyi istemiyor adeta. Kısa filmi andıran, genelde tek sahne ışığı veren, karakterlerin silik, eylemlerin heyecansız, sadece işleve yönelik olması anlatımın genel özelliği.

Yaratılan bu anlam dünyasına örnek vermek gerekirse, “Memurun Ölümü” adlı öyküde enstalasyon, Bergama Vapuru adlı öyküde, karaya oturmak, “Düşme” adlı öyküde her şeyin bir sonu var ama sonu yok ki düştüğü yerin, “Kara- tay” adlı öyküde anlamdaşlığın ironisi… Vurucu, dikkat çekici kelime grupları ve cümlelerin olumlu yanları olsa da, anlık görüntülerin okurun gözünde canlanıp canlanamaması tartışılır bir konu. “Hassas Terazi” adlı öykünün mekânı bir erkek berberi. Olayın nedenselliği anlaşılamadığı gibi, sonuçsuz diyaloglarla, bir yanıyla yarım kalmışlığıyla şaşırtıyor. Sembol nesne terazi, birden yansa da, öyküyü yeterince aydınlatamıyor. Sürmesi, ilerlemesi ya da kesilmesinden çok, anlatma eylemi niyetinin sonuca ulaşamamış olması, başta yaratılan merak duygusunu açmaza dönüştürüyor. Yazmanın anlatmaktan daha fazla göstermesi, sahnelemesi modern öykücülükte sıkça kullanılan yöntem ancak bu kısa gösterim yetmiyor bazen.

“Ölümün Elindeki” adlı öyküyse, soğuk ve tedirgin edici diliyle tam da bu karanlık duyguya yakışıyor. “Veraset Meselesi” adlı öykünün ters köşeli zaman kurgusu zekice oluşturulmuş, bütünselliği yakalayabiliyor. Bu yanıyla bölüm öykülerinin genel tanımlaması sağlamlık ve eksiklik arasında gidip geliyor.

İkinci bölüm öykülerinde mitolojik, dini, tarihi kahraman ve efsaneler bilinenin dışında, yer yer sokak diliyle, basit cümlelerle, zamansal kaydırmaları başlangıçta ustalıkla veriyor. Yine keskin bir makasla kesiliyor anlatım. Tamamlama görevi okura devredilmiş sanki. Geçmişten bugüne neyse kalan ya da kalması istenenin kararsızlığı beliriyor. Küçük dokunuşlar, hatırlatmalar başlıklardan öteye geçmiyor. “Babil Kulesi İnşaatından Sağ Çıkmış Duvar Ustası Ozo’nun Hatıratından” adlı öyküde Tanrı katına ulaşma hevesiyle çalışan yetmiş iki usta, o kıyamete benzer günde, şantiyede menemen yerken kurtuluyor. Benzer şekilde “Fısıldayan Ağaç” adlı öyküde Zeus’la Hermes’in makam aracına binerek dolaşırken Baukis ile Filemon’a rastlamaları, aradaki olaylar, nihayetinde Zeus’un Ayı Cavit’in mekânında görülmesi gülümsetiyor. Yazar efsaneleri, tarihi olayları günümüze uyarlayarak okuru biraz tebessüm ettirmek mi yoksa asıl olanı merak ettirerek araştırmaya mı sevk etmek istiyor? Amacı ne olursa olsun derinliği yakalayamadığı açıkça görülüyor.

Edebi bir metin içerik anlamında hedefine ulaşmışsa kelime ya da sayfa sayısı, kısalığı, uzunluğu tartışmanın dışına bırakılabilir. Ama tek cümleden oluşup üstelik isim verilerek öykü kitabında görülüyorsa incelemeyi hak ediyor sanırım. Örnek vermek gerekirse, Kaplumbağa Makamı’nın, üçüncü bölümünde, “Şüyuu Vukuundan Beter” adlı öyküde,

Müşteriler gittikten sonra şişeyi kafasına dikiyormuş Tektekçi. (Sayfa 55)

Yine “Sıkıyönetim Türküsü” adlı öyküde,

Yaz ortasında bacaları tütüyor evlerin, bu ne dumandır.” (Sayfa 59)

Benzer öykülere iki cümleden oluşanları eklerken, tek paragraflık 9 öyküden biri de, “Sessiz Kalma Hakkı” adlı öykü.

Kral Tanrı’ya seslendi: Ey tanrı, benim hakkımda vereceğin ölüm kararına sessiz kalırım fakat kabul etmek, uymak, saygı duymak zorunda değilim. Öldü. (Sayfa 63)

Bilindiği gibi atasözleri, meseller, kıssadan hisse, fıkra gibi türlerle zengin bir halk edebiyatına sahibiz. Kısa, ironik, akılda kalan sözcük grupları dilimize yerleşmiş. Az sözle özü ortaya çıkaran bu kültürel miras, çoğunlukla nasihat verme amacını taşır. Yukarıdaki örneklerse, kısa öykü olarak adlanan, daha çok aforizmaya benzeyen yanıyla bir yere bağlanamıyor. Bu uzunlukta ve bu belirsizlikteki metinler, düşündürme, duygulandırma gibi önemli işlevleri sırtında taşıyabilir mi, sorusunu sorduruyor ister istemez. Seyrelttikçe asıl olan yakalanabilir elbette, ama nasıl? Ne anlattı, ne bıraktı okura?

Kitabın son bölümünün çoğu öykü kahramanları hayvanlar. “Konu: Kuşun Ölümü” adlı öyküde, “Bu durumun asıl üzücü yanı ise ölü kuşun sevgilisinin sürekli olarak mevtanın yanına gelerek ona yiyecek taşıması ve onu hala kurtarabileceğine inanmasıdır,” derken yakalanan etkiyle, “Kümesin İçi” adlı öyküde, özgürlük hayali kuran horozun, kümesin büyüklerinin deneyimleriyle gitmekten vazgeçmesiyle aynı etkiyi yakalamıyor.

Kaplumbağa Makamı” adlı öyküdeki, kaplumbağanın hikâyesi, bizden önceki yaşayanlara, canlılara göndermeleriyle hayat ve ölüm çerçevesini çiziyor. Kısa kısa, kesik kesik öyküler kaplumbağanın tehlike karşısında hemen başını korunaklı kabuğuna çekmesine benziyor ancak sabırlı, uzun yolların yolcusu canlıyla ne yazık ki tezat oluşturuyor. Başlangıçları hevesle, merakla okutan öykülerin daha fazlasını yazmamakla Onur Çalı, “Dileyen dilediği sonu bulsun” mu demek istiyor? Yoksa “Yeni biçemim bu” mu diyor?

 

Onur Çalı, Kaplumbağa Makamı, Alakarga Yayınları, 2019. 

Paylaş
Önceki İçerikKırmızı Renk Ne Anlatır?
Sonraki İçerikBir İz Peşinde: Roman Nedir?
Avatar
1966 Aksaray doğumlu. İlköğretimini Sakarya’da, liseyi Bursa’da tamamladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. 2011’den bu yana Yaratıcı Yazarlık Atölyelerinde eğitim alarak öykü yazmaya başladı. Notos, Lacivert, Vagon, Edebiyatist, Gamlı Baykuş, Roman Kahramanları gibi dergilerde öyküleri, kitap tanıtımları, söyleşileri yer aldı. 2018 yılı Mart ayında "Son Cevizlik" adlı ilk öykü kitabı Notabene Yayınevi’nden çıktı. İzmir’de yaşıyor. Evli bir kız, bir erkek çocuk annesi.