İnsanı hem geçmişe, hem de geleceğe götüren roman…

“Hiçbir şey sonsuza dek sürmez, bir tek şey hariç, yaşanan anlar… Onları yakalayıp kalbimize, zihnimize kazımak mümkün olsaydı keşke. Sadece acı anlar kendiliğinden, yaka yaka kazınıyordu belleğimize. Oysa mutlu anlar ne geçici, uçucu, hafif…”

İlerleyen hayatlarımızda en önemli yeri tutan anılarımız olsa gerek. Yaşantılarımızda şöyle bir geriye dönüp baktığımızda acısıyla, tatlısıyla yaşanmış bir çok anı görürüz. Murat Gülsoy’un son kitabı “Öyle Güzel Bir Yer Ki”, günümüz insanını hem geçmişe hem de geleceğe götüren, eskiye, anılara duyulan özlemi tüm çıplaklığı ile gözler önüne seren bir eser. Yazara ait diğer kitapları okuyanlar; Gülsoy’un insanların unutamadıkları, akıllarında kalan anıları ve aklın insanlara oynadığı oyunları ne denli başarılı bir şekilde okuyucularına aktardığını bilir.

Yaşadığımız yerlerin, kaydımızı tuttuğunu düşünen yazar, kitabın akışını dört mekân üzerine kurmuş. Dükkân, motel, park ve hastane. Kurgunun akışında karşımıza çıkan beşinci bölüm ise “Yıkımda”. Kitapta; bütün hayatların, şehrin, İstanbul’un dönüştüğü bir dünyada, kahramanlarımızın bu dönüşümle ne denli baş edebilecekleri, olacak yıkımdan ne kadar etkilenecekleri gözler önüne seriliyor. Kitabın sonuna kadar bu beş bölüm düzenli bir şekilde tekrarlanıyor.

Kahramanımız eskici Kerem ve liseden bir grup arkadaşının, yağmurlu bir İstanbul akşamında Kerem’in dükkânına sığınmaları ile başlıyor kitabın hikâyesi. Birbirinden farklı özelliklere sahip karakterlerden oluşan bu grup içerisinde öyle biri var ki… Kerem’in unutamadığı, yıllardır takip ettiği ve ne yaparsa yapsın kalbinden atamadığı tek aşkı: Hülya. Akıp geçen yıllar içerisinde birbirlerinden bağımsız hayatlarını şekillendirmiş eski arkadaşların bir araya gelmesi ile eski defterler yeniden açılıyor ve geçmişle yüzleşme başlıyor. Geçmişin tozlu sayfalarında kalan hatıralar, hayal kırıklıkları, kıskançlıklar ve hesaplaşmalar dökülüyor ortaya.

Hikâye, kahramanımız Kerem’in dilinden anlatılıyor. Geçmişle şimdiki zaman arasında sıkışmış hayatı, pişmanlıkları, unutamadıkları, hüzünleri ve anıları dökülüyor satırlara. Ve bir de Hülya’ya olan, üzerinden geçen onca yıla rağmen bitmeyen aşkı.

Kitapta bir diğer dikkat çeken konu ise Kerem ile babası arasındaki ilişki ve babasının Kerem’in üzerindeki etkisi. Kendisini babası ile kıyaslaması, ondan kalan işi yani antikacılığı devam ettirmesi, işine olan sevgisi ve bağlılığı anlatılıyor. Murat Gülsoy, bir söyleşisinde bu konu hakkında, “İnsanların “Ben kim olmalıyım?” sorusuna cevap verirken kuvvetli seslerden biri de babanın sesidir” der. İnsanlar, kendileri olmaya çalışırken, kişiliklerinde çok önemli izler bırakan ebeveynlerin sesleri daima yanı başlarındadır. Murat Gülsoy, kitabında bu ilişki ve çelişkiyi de gözler önüne sermiş.

Murat Gülsoy’un sürükleyici anlatımı ve yine farklı bir kurgu ile kaleme aldığı Öyle Güzel Bir Yer Ki, sizi anılarınızla yüz yüze getirecek, geçmişinizle hesaplaşmanızı sağlayacak, üstünden yıllar dâhi geçmiş olsa bitmemiş bir aşkın ortasına atacak. Yazarın etkili dili ve sürükleyici anlatımıyla, kendinizden bir parça bulacağınız bu romanda, hem bizden biri olan roman kahramanı Kerem’in hem de Şekercizade Apartmanı’nın yıkılışına şahit olacaksınız.

Siren seslerine kapılıp giden yaşamınızı gözden geçirecek ve alaca karanlık bir dünyanın romanını okuyacaksınız.