Adnan Gerger

7 Temmuz 2018

 

Artık gözlerimizdeki renkli popüler lensleri çıkartarak, en az ‘iyi bir okur’ gibi cesaretli ve etik ve estetiğe gerçekten saygı duyarak…

 

 

Edebi Şeyler Yayınları, Ali Özgür Özkarcı tarafından hazırlanan Ergin Günçe’yle ilgili Pi Sayısı ve Özgürlük ile  Ergin Günçe: Bir Kalkışma Yüreğinde Çiçek başlıklı iki kitap yayınladı. Her iki kitapta da şair, iktisatçı, istatistikçi, akademisyen bir kişiliğin edebiyattan sanat ve bilime, bilimden siyaset ve iktisada kadar hayata dair üretimi ve bu üretime dair değerlendirmeleri yer alıyor. Çok derin ve çok cesur düşünceleriyle kendine dövüşe dövüşe yazın ve düşünce dünyasında bir yer edinmeyi başaran Günçe’nin nasıl bir değer olduğu bu kitaplarda gözler önüne seriliyor.

Ali Özgür Özkarcı, bir anlamda Pi Sayısı ve Özgürlük adlı kitabını yayınlama gerekçesi olarak da kabul ettiğim ‘Günçe’nin Yazıları’nı salt biçimsel eleştiriden uzak duran bir yaklaşım diye niteliyor. “Felsefe ve tarih ile bağ kurulan, daha çok disiplinlerarası edebiyat okumaları da denilebilir bu yazılar için” diyor. Çok doğru da söylüyor. O kadar ilginçtir ki Günçe’nin bu yazıları, gerçekte edebiyatın ve hayatın matematiğini ve ilişkisini kanıtlıyor dersek abartmış sayılmayız. Özellikle, üretilenden çok üretenin ve edebiyatın tarihsel konumunu inceliyor ve düşüncenin ve yazmanın güncelliğine uygun davranmak isteyenleri ustaca eleştiriyor. Günümüzde yaşıyor olsaydı, yazı konusu bulmakta güçlük de çekmezdi. Siyaset ve toplum yazılarında da düşüncelerini açıklıyor ama ‘plancı’ yazılarıyla çok da edebiyat yazıları gibi kalemi derinlere daldırmadığı da görülüyor. Görülmesine görülüyor da yine de metaforlar yaratıyor, ufuklar açıyor. Benim burada en çok ilgimi çeken Günçe’nin (Kitaba da -Oğlu Dadal’ın da isteğidir bu- adını veren) “Pi Sayısı ve Özgürlük” yazısı oldu. Gerçekte, bu yazı, Günçe’nin tüm hayatı boyunca matematik ile şiir ve yine matematikle siyaset ve toplum düşüncesini kaynaştırma kaygısının en önemli izlerini taşıyor. İnsan eksik bulduğu şeyi arıyor. Özgürlükten bahsetmesi, özgürlüğe dikkat çekmesi, özgürlükle estetik duyguların ve gerçekle örtüşmesinin nedenlerini yazması hep bu kaygı yüzünden ki çok iyi anlıyorum.

Çaresizlik ve umutsuzluğun, Tanrının insanları terk ettiği kanısının yaygınlaştığı yerlerde ideolojiye dönüşmesi kaçınılmaz. Bu kanının tek nedeni hayatın her alanında insanbiçimciliğin kabullenişiyle çaresizliğin ve umutsuzluğun karşısında duyulan korkudur. Bir yenilgi olarak, gerçekliğin başına öyle bir bela olur ki, insanın düşlerini, yarınını hatta yaşadığı anı etkiler. Özellikle bilim ve sanatı yaratma ediminde bulunan kişide daha çok gelişen bu korku diyalektik süreçlerin getirisinde önünde bir engel olarak durduğu gibi kendi bireysel günlük yaşamıyla karşılıklı bağıntısını koparmasına da neden olur. Kapitalist ekonomi ve onun desteklediği teknik ilerlemeyle birlikte burada bir iç çelişki olarak korku, tek yanlılık oluşur. Oysa bilinen Kapitalizmin tüm evrelerinde dahi düşüncenin eleştirel yaratıcılık sorunu vardır ve bu sorun bu sorunla ilgilenen bireyler tarafından ne olursa olsun özgürlükler savunularak üretim sürecine dâhil edilmesidir. Kapitalizm, dünyanın efendisi haline gelen teknolojiyle birleşerek vahşiliğini terörize ederken ve distopik toplumun inşasını kolaylıkla yapısallaştırırken özgürlükleri savunmak sözlerde değil yaşamın bu mutlak gerçekliğinde ortaya çıkar. İyi de ya Kapitalizm bilim ve sanat yaratıcılarını ve aygıtlarını yani özgürlükleri savunacak olan bireyleri ve o bireylerin kullanmak zorunda kaldığı kurum, kuruluşları ve argümanları kendi siyasal sistemine uygun bir ‘ego-ideal’ potasında eritirse? Ya Kapitalizm, toplumu, kendi değerlerinin birebir sahtesiyle parodi haline dönüştürmüşse? Anlarız ki artık insanlar yüzsüz yüzlerine ezoterik bir maskeyi ömür boyu takmayı kabullenerek özgürlüklerin de yapaylığını gönüllü olarak istiyor. Ki artık Lacan’ın ünlü “Ayna Evresi”ni bile düşünmeye gerek kalmaz… Tüm bu soruların arasında özgürlük kavramının anlaşılması için “Pi Sayısı” ile arasında benzerliğin olup olmadığını düşünebilir miyiz? ‘Evet,’ diyor Ergin Günçe, “Özgürlük ve ‘Pi Sayısı’ arasında bir benzerlik vardır. Bir kere, her ikisinin de elde edilmesi heyecana değil hesaba dayanır. Sonra her ikisi de ancak yaklaşık olarak elde edilebilir; hesap işlemi arttıkça sonuç uzar gider; bir türlü dibini bulamazsınız.”

Özgürlüğü, politik, töresel ekonomik ve psikolojik boyutlarının yanı sıra ‘aşkınlık’ adını verdiği bir üst-boyutla düşünüldüğü zaman doğru yorumlanabileceğini ta bundan yaklaşık elli yıl önce söyleyen Ergin Günçe, her aşkınlığın bir değer olduğunu ve savaşla elde edileceğini vurgular. Günçe, bu düşüncesini, “Örneğin şiir tarihinde savaşlar ne oldu! Her yeni (aşkın) şair bir önceki şiire karşı, istese de istemese de açık ya da kapalı bir savaş verdi ve öyle geldi geldiği yere. Resim tarihi, müzik tarihi, bilim tarihi, insanın kendi tarihinin kalbi için de aynı yargı kolayca tekrarlanabilir” diyerek pekiştirir ve “Pi Sayısı”nı hesaplamayı kendimizden öğrenmeliyiz diyerek bugünlerde yerden kaldıramadığımız yüzümüze aynayı tutar. Kitapta yer aldığı tüm yazılarını ve şiirlerini okuduğumuzda Günçe’nin şair, bilimci ve felsefeci kişiliğiyle yaşamı boyunca etik ve estetik duruşu ödün vermeden hep ön planda tuttuğunu görürüz. Hep bunun için yaşamış, iyiyi, güzeli, uyumu, doğruyu ve gerçeği aramış. Bilimsel tutumlarıyla ön yargıları yıkmış, bağnazlıktan arınmış, kuşkulanmış, sorgulamış, eleştirmiş ve yorumlamış. Günçe, bu görüşlerini ırk, din, dil, cinsiyet, sınıf, ulus ayrımı yapmaksızın korkusuzca dile getirmiş. Öyle olmasa, nasıl diyebilirdi ki; her şeyin biraz gericilik olduğunu, Sabahattin Eyuboğlu’nun Montaigne’nin Denemelerini Materyalizme çıkan yerleri özellikle atlayarak çevirdiğini, günümüzde sık sık gördüğümüz “Sarı yazarlar” (Ki bu konuyu işleyen ‘Yeni Hümanizma Kuralları’ yazısının en azından edebiyat çevrelerinde yeniden tartışılması gerektiğine inanıyorum.) ve yayınevleri sorunun ne olduğunu ve nasıl da edebiyatta bir sefalet yarattığını…

Edebi Şeyler Yayınları’nın Ergin Günçe’yle ilgili iki kitap yayınladığını söylemiştik. Diğerinin de Ergin Günçe Bir Kalkışma Yüreğinde Çiçek adlı kitap olduğunu da… Bu kitapta ise Günçe’yle ilgili çok ilginç, hatta dönemin ve bugünün özeleştirileri anlamında değerlendirmeler, röportajlar var. Her biri Günçe’yle ilgili değil de sanki bu ülkenin bugünü de kapsayan en sancılı dönemlerine eleştirel bir edebi metin. Günçe’yi anlatmak isterken böyle bir anlatım kendiliğinden zaten ortaya çıkıyor, ister istemez. Kitapta aynı zamanda Günçe’nin şiirlerinden seçkiler de yer alıyor. Kitap, Ali Özgür Özkarcı’nın tam yedi yılını almış. Dile kolay yedi yıl. Bu yedi yılda Özkarcı, ortaya, akıntıya karşı hem de en sert rüzgarlarda ve en sert dalgalarda akıntıya karşı kulaç atmış bir sanatçının üretiminin değerini çok ince düşüncelerle ve çok ciddi emek verilerek hazırlanmış belgesel dokümanlarla gözler önüne sermeyi başarıyor. Sadece bu çaba bile bu kitabın başarısını kanıtlıyor. Kitabın tümünü okumadan bu söylediklerimin ne anlama geldiğini kavratmak zor gelecek ama ben yine de çok küçük alıntılar yaparak bu öneme göndermek yapmak istiyorum. Her şeyden önce günümüzde şiir yazan ya da şiir yazmak isteyenlerin bu kitapları okuması gerektiğine inanıyorum. ‘İkinci Yeni’ hakkında pek bilinmeyen ya da ortalıkta tartışılmayan çok önemli ayrıntılara ulaşmayı sağlayan kitap, için hazine dolu kapalı bir kutu gibi duruyor. Kitaptan alıntılar yaparak bu gerçekçi büyüyü bozmak istemiyorum. Fakat Ergin Günçe’nin en uzaktan “toplumsalcı” damardaki en kişisel hikâyeyi anlatmaya başlaması, İkinci Yeni’nin paradigmalarını kırıp kıramadığını ve bunun ne anlama geldiğini bu kitapla öğreniyor, insan. Özellikle İkinci Yeni şiirinin “ikinci” dönüşümünde nasıl rol oynadığını da… Dört bölümlük kitapta Günçe’ye kimler tanıklık etmiyor ki? Cemal Süreya, Necmiye Alpay, Ertuğrul Kürkçü, Özdemir İnce, Murat Belge ve Salih Yurtaş. Etkilenmenin Kuşağı’nı Mahmut Temizyürek, Akif Kurtuluş, Haydar Ergülen, Ali Çakmak anlatıyor. Günümüze uzanmasını da Gonca Özmen, Utku Özmakas, Barış Özgür ve Murat Alat irdeliyor. Ve Ergin Günçe’yi Yalçın Küçük’le oğlu Dadal Günçe’yle yapılan söyleşi tamamlanıyor.

Peki, neden Ergin Günçe önemli? Önemli çünkü Ergin Günçe, sadece şiir yazmıyor aynı zamanda şiir üzerinden geleneksel biçimlere karşı çıkmayı da başarıyor ve kimsenin cesaret edemediği estetik kaygıyı şiirin önüne öncü bir iddia olarak toplumcu tavırlı yolda gitmesine olanak sağlıyor. İstiyor ki şiir okuyanın düşünsel direnci estetik tavırla gelişsin. Ali Özgür Özkarcı, şöyle diyor:

“Ergün Günçe şiiri, bu veya benzer nedenlerle dönemin ‘toplumcu’ geleneğine başka bir ses getirmeye çalışan bir tavır sergiliyor. Bir biçimde Günçe şiiri güncellik, olay odaklı olma ile ironi arasında ve başka bir gerçeklik düzleminden konuşarak başka bir eşiğe atlamaya çalışıyor hep. O dönemin toplumcu şiiri gibi daha çok folklorik ve sözlü gelenekten beslenen bir şiire soyunmuyor. Günçe şiiri, aksine geometrik huzursuzluktan ve güncelliği estetize eden bir gerçeklikten doğuyor. Şairin ilk kitabı “Gencölmek”, her ne kadar dizeci geometrik şiire ve İkinci Yeni imgelere yakın seyretse de, “Türkiye Kadar Bir Çiçek”in, Günçe şiiri için önemli bir kırılma noktası olduğu kesin.İkinci dönem şiirlerinde görülen bu tavrı yazılarında da gözlemliyoruz: ‘Toplumcu iddiayı derinleştirmek.’ Cemal Süreya, şairin bu ikinci dönemiyle ilgili, şiirlerindeki siyasallık vurgusunun artmasına yönelik ‘düşünce ağır basmakta bu şiirlerde’ diyordu ve ekliyordu: ‘Siyasal bir tavır var. Günçe bu şiirlerle hayatı değiştirme tutkusundan dünyayı değiştirme aşamasına geçmiştir…’”

Evet, Ergin Günçe’nin önemi, günümüz şiirlerinde de halen çok görülen tumturaklı sözcüklerden uzak duyarak şiirdeki estetik kaygıyı toplumcu söylemdeki dilin kalıplarını da kırarak öne çıkarmasında yatıyor. Bu ‘bilinçli’ şairin her yazdığı şiirdeki en yenici tavırlarıyla kendine yer açmaya çalıştığını okuyucuya çok canlı bir şekilde de geçirebilmesi de bu özelliğine özellik katar. Can Yayınları’nın 1988’yılında 2.baskısı yaptığı Türkiye Kadar Bir Çiçek adlı bütün şiirlerinin yer aldığı (1.Baskısı 1964 yılında yayınlandı) kitabını okuduğumda Günçe’nin sözcüklerinin güçlü sezgileri göze, yüreğe ve bilince hemen çarpması, onun ne kadar haklı gerekçelerinin olduğunun bir kanıtı olarak gözler önüne serilir. Öyle ki ben bu kitabı her okuduğumda her dizenin altını kurşun kalemle çizmiş, derkenarla almış ve bir karalama defterine dönüştürmüştüm. Şiirin o gücüne ulaşmama, hatta edebiyatı sevmeme ve hayatı anlamama yol gösterici olmuş, sorgulayışlarımda geniş perspektifler kazandırmıştı. Edebi Şeyler’in bu yayınlarını görünce duyduğum sevinci anlatamam. Bu sevinç, bir insanın eski dostunu görür gibi yaşadığı sevince benziyordu, bu duygum. Zaten bu yazı da ne bir kitap eleştirisi, ne bir kitap tanıtımıdır, sadece edebiyatla uğraşan bir okurun bu sevincine dairdir.

Günce’nin bunca şairliğinden bahsetmişken, bir iki dizesiyle de bu sevincimizi noktalayalım.

Gencölmek ( [1])

Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese
Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi
Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar
Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize
Ben o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

 

[1] Ergin Günçe. Türkiye Kadar Bir Çiçek. Bütün şiirleri. Can Yayınları. 2.Bası.1988. Sayfa:23

 

Adnan Gerger – Özyaşam Öyküsü

Gazeteci-Yazar. Çok sayıda ‘Yılın Gazetecisi, “Yılın Haberi’ ödüllerinin yanı sıra “Iraktı O gece” adlı öyküsüyle Aykırı Öykü Ödülü’nü, Faili Meçhul Öfke adlı romanıyla 2010 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandı.

Yapıtları:

Firar Öyküleri (Öykü) , Dağların Ardı Kimin Yurdu (Etnolojik ve Folklorik Araştırma), Seni Anlatabilmek Eskişehir (Sosyolojik Araştırma), Çürüyen Ü (Şiir), Yürürlükteki Yalanlar (Öykü), 12 Eylül Sürgünleri (Öykü), Faili Meçhul Öfke (Roman), Bir Adı Cehennem (Roman), Yüzsüz Hayat (Roman).

Kolektif yapıtları:

Latin Amerika Portreleri (Portre), Öyküden Çıktım Yola (Öykü), Türkiye’de Gazetecilik Eleştirel Bir Yaklaşım (Araştırma), Ankara Öyküleri (Öykü).