Yetgül Karaçelik

12 Ekim 2018

 

Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok, Özcan Doğan’ın Bay How Ne Yapmalı ve Kendime İyi Geceler adlı öykü kitaplarının ardından Doğubatı yayınları tarafından 2018’in ilk aylarında yayımlanmış üçüncü öykü kitabı. Doğan’ın öykü kitaplarının yanı sıra Yeryüzünde Sesler ve Aylakları Pürdikkat Refakatçi Haydutlar adlı iki romanı var.

Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok, ilgi çeken bir öykü kitabı ismi olmasıyla birlikte, kitabın “Kadınların mücadelesine saygıyla…” diyerek başlaması, okura kitabın atmosferi hakkında ipuçları veriyor. Yine de yazarın erkek olmasından dolayı, kadınların mücadelesine dair üstenci bir dille yaklaşıp, yol gösterici bir tutum alıp almadığına dair soru işaretiyle açılıyor kitap. Ama hemen belirtmek gerekir ki, bu kaygı daha ilk öyküyle birlikte hızla yok oluyor.

Temizlikçi, kitabın ilk öyküsü. Öykünün kahramanı Havva’dır. Ancak Havva’nın gündeliğe giden bir kadın olduğunu tahmin etsek de Havva’nın yaptığı işe dair bir anlatım yer almıyor öyküde. Bir sabah yatağında ölmüş kocasını buluyor Havva. “Herif gitmişti işte. Elleri, ayakları, gözleri, sözleri yoktu artık, bitmişti.” Havva, yatakta ölü bulduğu kocasının arkasından ağıt yakmak yerine, telaşsız bir soluğun peşine düşüyor. Ağlamadan, bağırmadan, usulca kendini sokaklara bırakıyor. Ne de olsa onu alıkoyan eller ya da sözler yoktur artık. Bu öyküyü tamamlayan bir öykü, Saklambaç. Bu sefer ölen bir ‘koca’ yerine bir oyunun içinde kaybolan bir ‘koca’ vardır. Necla, saklambaç oynayan kocasını, saklandığı yerden bir daha çıkmaması için sonsuza kadar saymaya başlıyor, yavaş yavaş ve giderek artan rakamlarla birlikte telaşsız bir akış başlıyor. Sayılar arttıkça, Necla’nın içinde yaşadığı mekan genişliyor ve böylece gündelik yaşamın akışı yavaşlıyor. Bu iki öyküyle birlikte yazarın, ‘özel alan’ olarak adlandırdığımız yaşam alanlarının kadınlara ait alanlar olmadığına işaret ettiğini görüyoruz. Mekan; tutan, kapatan, saklayan, alıkoyandır içindeki erk/le birlikte.

Hayat’ta Bir adlı öyküde ise Nihal çıkıyor karşımıza. Nihal’in sadece bir günü vardır. O bir günün içine sıkışıp kalmış hayatını çekip almak ister diğerlerinden Nihal. Bunun da tek yolu, bu öneriye çok sıcak bakmasak da, yeryüzünden bedenini çekip almaktır. Bu öyküyle birlikte çalışan kadın kahramanlarımız karşımıza çıkıyor. Her ne kadar kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmaları önemli bir durum olsa da, değişmeyen toplumsal rollerle birlikte çalışma yaşamı bir yük olarak kadınların önünde duruyor. Aysel öyküsünde olduğu gibi “Yaklaşık bir yetmiş boylarında, elinde çanta tutan, sanki aklı karışmış gibi etrafa bakınan bir kadının, Aysel’in heykeliydi bu. Yıllar yılı, türlü sıkıntılar içinde evden işe işten eve giden ama artık ikisine de gitmek istemeyen, evli, çocuklu, hüzünlü, güzel Aysel. Kocaydı, patrondu, şuydu, buydu. Yetmişti artık. Kimsenin yüzünü göresi kalmamıştı. Öyleyken Aysel, bir gün gene kavşaktan geçerken tam ortasında durmuş, bir oraya bir buraya dönmüş, nereye gideceğini bilememişti. Bir yanı eve, bir yanı işe giden yolların ortasında kaybolup gitmişti. İşte buraya onun kayboluşunun heykelini dikmişlerdi.” Aysel’in heykeli bir gölgedir. Ve onu yalnızca kadınlar görür. Çünkü diğer kadınlar da Aysel gibi kaybolup gitmekten korkar. Onlar da Aysel gibi ev ile iş arasında sıkışıp kalmışlardır. Köpükler öyküsü de yine benzer bir temayla kadının ev içi emeğini işler. Temizlik yapmak kadınlar arasında meziyete dönüşmüştür. Bu öyküde ‘köpük artırıyorum’ der Zekiye. Çok fazla ‘köpük artırmak’ Zekiye’ye bir sıfat katar; bu sıfat ‘en temiz olmak’tır. Toplumun kadınlardan beklediği budur ve bunu başarmak kadını ayrıcalıklı kılar. Zekiye, bir avlunun ortasında köpük artırır. Günümüzde ev aletleri teknolojisi gelişmiş de olsa, onları bir teknik eleman kadar yetkin kullanmak, ev’i sürekli çekici, yeni, temiz tutmak, ‘diğerlerine’ sergilemek, buradan kadınlık yarıştırmak yine kadınların işidir. Ve bu formül reklamlarda sıklıkla verilir. Aynı reklam ekranın karşısındaki kadının kulağına fısıldar, ‘sakın diğerlerine söyleme’ der. Hepimiz, birbirimizi kandırmaya davet ederiz.

Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok’un içinde yer alan diğer öyküler de kadının toplumsal rollerini işler, daha doğrusu toplumsal cinsiyetçilikten nasibini almış kadınların içinde bulundukları koşulları hikaye eden bir yerde durur. Orman Yolunda, Bir Aralık, Vitrinler, Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok, Uyanık, Koynunda İp Besleyen, Nazife, Gezenti. Ancak, bu öykülerin içinde, diğer kadın karakterlerden faklı olarak, eril toplumla karşı karşıya gelen ve kendi kimliğini ortaya çıkartan tek kahraman, Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok’un Fulya’sıdır.

Fulya, kitabın belirlenen bütün atmosferini değiştirmekle birlikte, kitaba adını veren öykünün de kahramanıdır. Diğer bir ifadeyle, bu öykü kitaba nefes aldırır. Bütün öykülerden sonra, içimizi rahatlatan ‘evet bu da var, böyle de olmalı’ dedirten bir yerde durur.

Başına buyruk Fulya, şehir ve kasaba ikilemi arasında değildir. Şehri terk edip kasabaya yerleşir, ancak kasaba onun sığındığı bir mekan değildir. Aslında bu, bir tür kendini hiçbir yere sığdırmamaktır. Çünkü o, her iki yaşam biçimini de kendi yaşamının merkezine almaz. Onların belirlediği kalıplara da girmez. Şehirden kaçıp, kasabaya gelen Fulya, yeni geldiği bu yere kendisiyle ilgili bir hikaye uydurarak yerleşir. Bu hikaye ona orada bir süre yaşama fırsatı verir. “Gerçek şuydu ki, kasabalıların beklediği adam, Fulya’nın kocası hiç gelmeyecekti. Zira kendisi evli bile değildi. Ama akıllıca bir iş diye düşündüm. Böyle küçük bir kasabada, bekâr ve yalnız bir kadın olarak barınmanın zor olacağını biliyordu. Bu yüzden kasabalıların anlayabileceği, üstüne fazla söz söyleyemeyecekleri alelâde, masum bir hikâye uydurmuştu. Ama bu hikâyenin uzun ömürlü olmayacağını da biliyordu. Zira kasabalılar o meçhul adamın bir gün mutlaka gelmesini bekleyecekti. Başka türlüsü herkes için sıkıntılı bir vaziyet olacaktı.” Fulya da o adamın gelmesini merakla bekler. Ancak onun esas olarak beklediği, o adam gelmediğinde kasabalıların tavrının nasıl değişeceğidir. Onlara, ‘rahatsız olmayın, sadece geçip gidiyorum’ demek istemez. Biraz tedirgin olmalarını bekler. Çünkü dışardan gelen bu kadın, ötekidir. Üstelik kadındır. Ve var olan düzene aykırıdır. Bu aykırılık bir süre sonra tehlikeli olacaktır. “Erkekler, Fulya’dan huy kapacaklar, ona özenecekler diye kadınların ona bakmasına, onunla rastlaşmasına, hele hele temas etmesine hiç razı değildi.”

Fulya’nın kasabayı değiştirmek ve dönüştürmek gibi bir çabası yoktur. Hatta onun, kasabalılarla bir arada yaşamaya çalıştığı ya da onların kendisini kabullenmesini beklediği dahi tartışmalıdır. Orada kendisi için hikayeler biriktirip, bir süre sonra gidecektir aslında. Kasabalıların Fulya’yı mahkum etmek için yarattığı her bir trajedi bir süre sonra komediye dönüşür. Fulya, kasabalıları her alt ettiğinde, kasabanın içinde yürüyüşlere çıkar, bu yürüyüşler bir tür meydan okumadır. Kasabalı yenilgiyi kabul ettiğinde gidecektir o.

Bunun Konumuzla Bir İlgisi Yok’ta üzerine durulan öykülerin yanı sıra, Tekir Sokak, Fêrat Nasıl kayboldu, Neydi O Selim adında üç öykü daha yer alıyor. Bu öyküler arasından, Fêrat Nasıl Kayboldu, günümüzde de yoğun olarak ölümlerle gündeme gelen ve yaşama hakları için eylemler yapan inşaat işçilerini anlamak üzere güzel bir yerde duruyor. Güvencesiz koşullarda, bir anda yitip giden işçilerin, hiç yaşamamış gibi kayıplara karışması, bir süre sonra unutulması ve hemen ardından bir diğerinin yitip gitmesi… Özcan Doğan, bu vahşi sömürü çarkına değindiği öyküsüyle hayatla el ele ve ondan sorumlu yazarlık tutumuna dair de önemli işaretler veriyor.

 

Özcan Doğan, Bunun Konumuzla İlgisi Yok, Doğubatı Yayınları, 2018.

 

Yetgül Karaçelik – Özyaşam Öyküsü

Erzurum’da doğdu. Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünü bitirdi. Yine aynı üniversitede Yüksek Lisans yapıyor. Edebiyat alanında yazı ve röportajları yayımlanmıştır.