Fotoğraflar Bedia Koçakoğlu'nun yüksek lisans tezinden alınmıştır.

“beşikte çaldığı bebekle ipte yürümek”

 

Sevim Burak, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Burak, öykü, roman ve tiyatro türünde pek çok eser vermiştir. Buna rağmen Türk edebiyatında Sevim Burak’ın eserleri hakkında birkaç makale ve inceleme yazısı dışında çalışma yapılmamıştır.

Türk edebiyatında çapraz ateşi olan, dünyaya ters yönden bakmayı seven, aykırı tutumuyla dikkatleri üzerine çeken Sevim Burak, 1960’larda Türkiye’nin buhranlı dönemlerini, bu buhranın azınlıkların dünyasında nasıl bir algıya dönüştüğünü otobiyografisi ile aynı potada eriterek kaleme almıştır. Sonuç olarak, muhteva, dil ve üslup bakımından minör edebiyat çerçevesinde değerlendirebilecek eserler ortaya çıkaran Sevim Burak, minör edebiyatın, edebiyatımızdaki en önemli temsilcilerinden biri olmuştur.

Bu çalışmada öncelikle Minör edebiyat kavramının üzerinde durulmuş, daha sonra Sevim Burak’ın eserlerinde geçen Minör edebiyatın izleri incelenmiştir.

Bilindiği gibi Minör edebiyat, Deleuze ve Guattari’nin Kafka ve onun eserleri üzerine yaptıkları çalışmalar ile birlikte geliştirilmiştir. Deleuza ve Guattari’ye göre Minör edebiyat, “minör bir dilin edebiyatı değil, daha ziyade, bir azınlığın majör dilde yaptığı edebiyat”tır (Ergüden: 2015). Deleuze ve Guattari, Minör edebiyatı majörün içindeki büyük bir edebiyat olarak görürler. İmparatorlukların yıkılmasıyla yerlerinden yurtlarından edilen ve kendi dillerinden koparılan toplulukların majör dilin hakimiyeti altına girmesi, Minör edebiyatın çıkış noktasını oluşturmuştur.

Sevim Burak hakkında yaptığı önemli çalışmalar ile bilinen Beliz Güçbilmez, Minör edebiyatı aşağıda yer alan şu ifadeler ile tanımlamıştır:

“Minör yazın yerleşik ve baskın/baskıcı perspektife meydan okur. Büyük bir nehrin içinde ters akıntıdır. Akıntının yönünü değiştirmek istemeyen -çünkü bu onu ana akım yapacaktır- ama varlığıyla o büyük akışın önüne boyuna bakmadan dikilip neticede göz kamaştırıcı bir anafor yaratan yıkıcı, “tekinsiz” bir ters akıntıdır (Güçbilmez: 2003).

Minör edebiyat, yazar açısından bakıldığında oldukça çelişkili bir yaklaşım ortaya koymuştur. Kendi dilini, yurdu ve evi gibi göremeyen yazar, zaman içerisinde aslında kendine yabancılaşmıştır.

Bu durum, yazın dünyasına üç farklı şekilde yansımaktadır:

  1. Yazar, yazmak zorunda kaldığı dilden bir özgürlük alanı yaratarak özgünlüğe kapılarını açar.
  2. Yazar, dili çölleştirerek yersizyurtsuzlaştırır.
  3. Yazar, majör edebiyatın içindeki azınlığın bir çığlığı olur.

Minör edebiyat, yukarıda belirttiğimiz üç güçlü özelliği yansıtırken aynı zamanda kendi içerisinde üç güçlü bağı da ortaya çıkarma görevini üstlenmiştir.

Deleuze ve Guattari’ye göre bunlardan ilki, dilin temel özelliği güçlü “yersizyurtsuzlaşma” katsayısından her koşulda etkilenmiş olmasıdır (Ergüden: 2015).

İkincisi, bu edebiyatta her şeyin siyasal olmasıdır.

Üçüncüsü, her şeyin kolektif bir değer taşımasıdır.

“Minör edebiyatın bu üç özelliği; dilin yersizyurtsuzlaşması, bireyselin dolaysız- siyasal olana bağlanması ve sözcelemin kolektif düzenlenişidir. Sanki “minör” artık bazı edebiyatların değil, büyük (ya da yerleşik) diye adlandırılan edebiyatın bağrındaki her türlü edebiyatın devrimci koşullarını nitelemektedir. Büyük bir edebiyat ülkesinde dünyaya gelme bahtsızlığına sahip biri bile kendi dilinde yazmak zorundadır; tıpkı bir Çek Yahudisi’nin Almanca ya da bir Özbek’in Rusça yazmak zorunda olması gibi. Sığınacak yer arayan bir köpek, yuva yapan bir fare gibi yazmak. Bunun için ise kendi az gelişmişlik noktasını, kendi taşra ağzını, kendi üçüncü dünyasını, kendi çölünü bulmak.”

Seval Şahin’e göre, “Minör dilin yazarı metinlerinde uçurumun kıyılarında, imkansızlıkların ve hatta ölümün sınırlarında dolaşır. Onun bu hali metinlerinde cümleleri sürekli kırmasına, kesik kesik, alt alta yazmasına ve yahut cümleleri yan yana fakat farklı kombinasyonlarla birleştirmesi farklı anlam çağrışımlarına yol açar. “Çünkü dil aslında inşa edilen değil, inşa edilene karşı direnen tam da o kıyıdan somutlaşmış, bedenselleşmiş bu dile inat başka bir dili çağırmaya meyillidir (Şahin: 2017).

Deleuze’un ifadeleriyle söylemek gerekirse Minör edebiyat, “Kaçışın bir yolu olan kurtuluş vaadi, bizi hasta eden dünyaya karşı bir savaş stratejisidir. Minör edebiyat devrimcidir ve kendi dilini yaratan halka özgüdür.”

Minör edebiyat deyince akla ilk gelen isimlerden biri şüphesiz Sevim Burak’tır. Sevim Burak’ın yazın dünyasını belirleyen temel unsurlar, Minör edebiyatın özellikleri olan dilin yersizyurtsuzlaşması, politik olması ve sözcelemin kolektif düzenlenişi gibi özellikler bakımından benzerdir.

Sevim Burak, majör dili minör şekilde kullanarak yersizyurtsuzlaştırmaya çalışmıştır. Sevim Burak’ın eserlerinde görülen bu etki onun Yahudi kökenli olması ile de ilgilidir. Burak, Yahudi bir annenin kızıdır. Bu durum yazarın edebiyatını da etkilemiştir.

Sevim Burak’ın eserlerinde büyük harf kullanımı, dil bilimci gibi çalışarak yeni bir alfabe oluşturması, noktasız cümle kuruluşları, sağa sola kaydırılan cümleler, tekrarlanan kelimeler sıklıkla görülür. Böylece dil bilgisi kurallarını da hiçe sayan Burak, yeni bir dil icat etmiştir.

Sevim Burak, eserlerinde ötekileştirmeyi diline ve üslubuna yansıtarak dili uç noktalara taşımıştır. Bu tavrıyla yazar, başkaldırının fitilini de ateşlemiştir. Öyle ki Burak’ın eserlerinde birbiriyle savaşan kelimeler, onu sahipsiz bir dilin sahipliğine sürüklemiştir.

Sevim Burak’ın eserlerinin bir diğer özelliği Türkçeyi Fransızca yazım kurallarına göre kullanması, Arapça ve Farsça terkiplerden yararlanmasıdır. Deleuze ve Guttari’nin tek dilde bile iki dilli olma düsturuna sıkı sıkıya bağlı kalan Sevim Burak, ilk kitabı Yanık Saraylar’da başlayan farklı diller arasında dolaşma tutkusunu diğer yapıtlarında da sürdürmüştür.

“Dili öldürmek gerek” diyen Burroughs, dilde çukurlar açmaktan bahseden Beckett, “delirmiş bir dil”le yazan Artaud, “İnsan… dilin içine doğmakla kalmaz, dil yoluyla doğar” diyen Lacan, dili “varlığın evi” olarak gören Heidegger ve bu müdahalelerin modern edebiyatın âlamet-i farikası olduğunu söyleyen Foucault[1] gibi Sevim Burak da dili alışılgelmiş yollardan saptırarak, onunla bir cambaz gibi oynamıştır.

Örneğin On Altıncı Vay başlıklı hikayede Burak, “Birkaç zümrüt küpe gösterin” ifadesi yerine “Bir katch zumrud kupé guéestéerin”; Achek ouldum / Acheka / Achek ouldum… Sévédjeguim/ Sévédjeksin/Sévédjek… Achek ouldoum/ Nerguis oldoum/ Husni Youssouf ouldum… vb. ifadelere yer vermiştir.

Nilüfer Güngörmüş, yazarın bu tavrını “göz kamaştırıcı bir buluş” olarak değerlendirdiğini aşağıda yer alan şu sözlerle dile getirmiştir:

“… Hikayeye bir yerden sonra bambaşka bir imla ile yazılmış tuhaf bir Türkçe girer. Ancak okudukça bunun Fransızca gibi yazılmış Türkçe kelimeler olduğu anlaşılır. Türkçe, hikayede bu sözleri söyleyen kişinin ana dili değildir; yazar büyük bir ustalıkla, sadede yazıyı kullanarak harflerle bize sesleri duyurur, gözlerimizle işitiriz (Güngörmüş: 2011).”

Deleuze ve Guattari’ye Minör edebiyat siyasal olmak zorundadır. Sevim Burak’ın eserlerinde sıklıkla rastladığımız büyük harf kullanımı, siyasi otoriteye işaret etmektedir. Beliz Güçbilmez’in belirttiği gibi, “Sevim Burak yazını açıkça ve radikal biçimde politiktir; en konuşulmamış olanı, konuşulmadıkça acılaşıp bodrum katında her an yangın çıkarabilecek bir birikime dönüşebilecek yabancı düşmanlığını çoğunluğun kalbine doğru yürüyen bir iğne olarak görmüştür.”

Öyle ki Sevim Burak’ın Sahibinin Sesi başlıklı eserinde Bilal Bağana ve Sümbül’ün (Zembul Hanım), sorunlu ilişkileri bireysel bir sorun olarak değil, siyasal bir sorun olarak ele alınmıştır. Bilal Bey ve Sümbül Hanım’ın yaşadığı sorunlar ve tartışmalar çiftin arasında geçen sıradan bir problem olmaktan çıkıp siyasal bir probleme dönüşmüştür.

Sevim Burak’ın eserlerinde görülen bir diğer özellik yazarın tek başına dile getirdiği bir söylemin ortak bir eylemi ifade etmesidir. Bu durum, Minör edebiyatın bir diğer özelliği olan kolektif değer ile özdeşleştirilebilir. Deleuze ve Guattari’nin belirttikleri gibi, Minör edebiyat bu gerçekleri devrimci bir söylemle dile getirir.

Yazarın Sahibi’nin Sesi başlıklı eserinden örnek vermek gerekirse, Bilal Bey ve Zembul Hanım’ın ilişkisini bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. Bilal Bey’in bir asker kaçağı olması ve askerden kaçmak için Muzaffer Seza adlı bir kişinin kimliğini kullanması beklenmedik olaylara yol açmıştır. Muzaffer Seza, Bilal Bey’in vücuduna bir çengelli iğne gibi saplanmıştır ve onun peşini bırakmamıştır. Bu iğne Sevim Burak’ın hikâyelerinde kullandığını söylediği simgelerden biridir, ölümü simgeler. Aslında bu simgeleştirme için bir tür kişileştirme de diyebiliriz. Çünkü bütün hikâyelerin görünmez kahramanı ölüm, bu hikâyede iğne kimliğine bürünerek ortaya çıkmıştır.

İğne, zamanla Bilal Bey’e kaçacak bir delik bırakmamıştır. Bilal Bey’in Zembul Hanım’la yaşadığı problemler de bu durumun üstüne eklenince Bilal Bey’de zaman içinde bir yabancı düşmanlığı baş göstermiştir. Yaşadığı mahalleyi Yahudilerin mesken etmesine sinirlenen Bilal Bey, sonunda mahalleyi yakmaya kalkışır.

Güçbilmezi’in ifadeleriyle belirtmek gerekirse, “Sevim Burak’ın dikiş dikmesiyle yazı yazması arasında bir ilişki vardır. İğne, onun vazgeçilmez yazı gereçlerinden biridir. Daktilo ve makastan sonra gelir. Bir tür bilgisayar öncesi kes yapıştır yöntemiyle çalışır Sevim Burak. Metinlerini küçücük kâğıt parçalarına yazar. Ya da daktiloda yazdığı metinleri kesip parçalara ayırır. Sonra bu parçaları iğnelerle birbirine tutturur, evin her yerine özellikle de perdelerine asar. Okur, yerlerini, değiştirir, tekrar iğneler… Ablası ona yardıma giderken yanında paket paket toplu iğne götürdüğünü söylemiştir (Güçbilmez: 2017).”

Sahibinin Sesi, bütünüyle kolektif bağlamda değerlendirebilir. Yazar, Bilal Bey’in vücudunda ilerleyen iğne metaforunu ustalıkla kullanmıştır. Sevim Burak, her kelimeyi tuzağa dönüştüren, tehlikeli yapılar inşa eden bir yazardır. Burak’ın bu tavrının amacı okuru şaşırtmaktır, farklı yollara sürüklemektir.

Sanatı yaşamın yerine konulacak bir anlam ve düş olarak gören yazar oğluna yazdığı bir mektupta onu şöyle tanımlamaktadır:

“Düşün ki ömür boyu süren bir dürtüdür san’at, san’at yapma ihtiyacı.

Kendini tutup fedakârlık edip başka delilikler yapan var. Kırkından sonra, altmışından sonra piyano çalanlar, koleksiyoner olmaya kalkanlar, kumarcılar var… Aslında san’at yapmak büyücülük gibi bir şeydir. Seni her şeyden kurtarır mutlu kılar, ufacık bir şiir yazsan bütün dünyanın anlamı odur. Yalnız değilsindir (Burak: 1990).”

Sevim Burak, Cumhuriyet devri Türk edebiyatında Minör söylemleri ile dikkatleri üzerine çekmiş, yazın hayatında çeşitli kişi ve kaynaklardan yararlanmıştır. Okuma ve etkilenme süreçlerinde yerli ve yabancı yazarlardan çağrışımlar yakalayan Sevim Burak, Kafka, Samuel Beckett, William Faulkner ve James Joyce gibi isimlerden etkilenmiştir. Bu isimlerden beslenen Sevim Burak, onlardan çeşitli ilhamlar alarak özgün ve özgür bir yazar olmayı başarmıştır.

Sevim Burak, Türk edebiyatında ilk bakışta göze çarpan bir isim değildir. Edebiyat camiasında okurunu bekleyen, sahipsizliğine sahip çıkan, sessizliğine iğnelenen kelimeleri tek tek sese dönüştürmeyi bilen özgün bir çığlıktır o. Bunu yaparken de Minör edebiyatın tüm özelliklerini ustalıkla kullanmıştır.

 

Memet Fuat, Sevim Burak’ın Yazı Denemeleri başlıklı yazısında şunları dile getiriyor:

“Yanıltıcı bir yazardı Sevim Burak. Güzelliklerinin kaynağını gizledi hep. Biçime ağırlık verir gibi göründü, oysa içerikti, insanlardı asıl ilgilendiği. Çevreden kopuk, kendi dünyasına kapanmış snob bir yüksek aydın sanıldı, oysa kalabalığa açılmak, ‘çeşit çeşit insanları görüp en güzelini seçmek’ için çırpınıyordu. Seçkin bir azınlığın yazarı olmayı kesinlikle istememiş, kitaplarının kapışılmasını, oyunlarının aylarca, yıllarca kapalı gişe oynamasını özlemişti. Ödün vermemiş olması, bağlandığı, doğruluğuna inandığı sanat anlayışından kopmaması, güçlülük diye nitelenebilir. Oysa güçlülükle bir ilgisi yok. Böyle bir sorunu olmadı, ‘başka türlü yazarsam özlediklerimi elde edebilirim’ diye düşünmedi hiçbir zaman. Başka türlü yazamazdı çünkü. Hiçbir sahteliği, takınılmış tavrı yoktu, bir kuramın uygulamasını yapmıyor, etiyle, kanıyla yazıyordu. Birbirine iğnelerle tutturulan kâğıtlar, koltukları, duvarları dolduran, odalardan dışarı taşan kâğıtlar… Hangisi hangisinin başı, hangisi hangisinin sonu, bilinmeyen, aranan, bakılan, yakıştırılan, ‘Tamam, bu bundan sonra!’ diye birleştirilen kâğıtlar… Bir daha, bir daha yazılan… Büyük harfler, küçük harfler, çizgiler, barlar, noktalamalılar, noktalamasızlar, alt altalar, merdivenler, dikdörtgen içindekiler, sağa sola, yana yatmış, çarpıtılmışlar… Resim mi yapıyordu sözcüklerle (Memet Fuat: 23)?”

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının özgün çığlığı Sevim Burak, soluk alıp veren öyküleri ile hâlâ aramızda… Hayatı kaybettikçe sanatı kazanan yazar, tutsaklığa boyun eğmeyen bir çığlık, “Yanık Saraylar Primadonnası” ve “Edebiyatımızın İnce Montajcısı” Sevim Burak’ı saygı ile anıyor, değerini bilen okurların çoğalmasını temenni ediyorum.

 

KAYNAKÇA

BEZİRCİ, Asım (1965), Yanık Saraylar – Sevim Burak’ın Hikayeleri, Yeni Dergi, Sayı 12. İstanbul.

BURAK, Sevim (1984), Everest My Lord, Adam Yayınları, İstanbul.

BURAK, Sevim (1990), Mach 1’dan Mektuplar, Haz.: A.Karaca Borar, Logos Yayıncılık, İstanbul.

BURAK, Sevim (2008), Sahibinin Sesi, YKY, İstanbul.

BURAK, Sevim (2009), Beni Deliler Anlar, haz.: Karaca Borar, Hayykitap, İstanbul.

BURAK, Sevim (2014), Everest My Lord/İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar, YKY, İstanbul.

BURAK, Sevim (2014), Ford Mach 1, haz.: Nilüfer Güngörmüş, YKY, İstanbul.

BURAK, Sevim (2014), Everest My Lord/İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar, YKY, İstanbul.

BURAK, Sevim (2016), Afrika Dansı, YKY, İstanbul.

BURAK, Sevim, (2016), Yanık Saraylar, YKY, İstanbul.

DELEUZE, GİLLES ve GUATTARİ, Felix (2015), Kafka: Minör Bir Edebiyat İçin. Çev.: Işık Ergüden, Dedalus Yayınevi, İstanbul.

DEMİRTAŞ, Mustafa (2015), Postyapısalcı Edebiyat Kuramı. Sevim Burak, Edebiyatta Bir Tekillik Düşünürü, Otonom Yayıncılık, İstanbul.

GÜÇBİLMEZ, Beliz (2003), Tekinsiz Tiyatro: Sahibinin Sesi/Sevim Burak’ın Metninde Tekinsiz Teatrallik ve Minör Sesin Temsili, Tiyatro Araştırmaları Dergisi, Sayı 16, Ankara.

GÜÇBİLMEZ, Beliz (2017), Yazının Kalbine Yürüyen İğne, Notos, 38-41. Ağustos-Eylül 2017.

GÜNGÖRMÜŞ, Nilüfer (2003), A’dan Z’ye Sevim Burak, YKY, İstanbul.

GÜNGÖRMÜŞ, Nilüfer (2011), Yaşam Öyküsünden Edebiyata: Sevim Burak, Gemiler ve Otomobiller, Tiyatro Araştırmaları Dergisi, 2011. S.32. s. 71-78.

İLERİ, Selim (1984), Edebiyatımızda Bir Primadonna, Gösteri – Sanat Dergisi, Sayı 40, İstanbul.

KOÇAKOĞLU, Bedia (2006), Sevim Burak: Hayatı-Sanatı-Eserleri. Yayımlanmış Yüksek lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Konya.

ŞAHİN, Seval (2017), “Ölüm Saatleri” nde Birleşen Anlatıcı ve Kahraman. Notos Dergisi, Sayı 65, İstanbul.

 

 

Paylaş
Önceki İçerikÖlüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Sonraki İçerikİmge ve Metafor
Avatar
İlk ve ortaöğrenimini Bandırma’da tamamladıktan sonra Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden “Türkolog” olarak mezun oldu. Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesinde “pedagojik formasyon” eğitimini birincilikle tamamlayıp Bahçeşehir-Uğur Kolejlerinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği ile Kampüs Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Anadolu Üniversitesi Radyo ve Tv Programcılığı bölümünü dereceyle bitirdi. Balıkesir’in yerel televizyon kanallarından biri olan Kent Tv’de sunuculuk ve spikerlik yaptı. Grafik tasarım eğitimi alarak Edremit Önce Körfez gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmaya başladı ve bu sürede “gazeteci” unvanına sahip oldu. Yerel ve ulusal gazetelerde edebî köşe yazıları yayımlanmaya devam ediyor. Söylem dergisinin önce editör ve genel koordinatörü daha sonra imtiyaz sahibi olarak görev alan Kamalı, çeşitli sempozyum ve panellerde oturum başkanlığı yaptı ve konferanslara konuşmacı olarak katıldı. Şiir dinletileri düzenledi. Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda Sabri Cemil Yalkut’un Hayatı ve Eserleri Üzerinde Bir İnceleme konulu tezli yüksek lisans eğitimini tamamlayıp bilim uzmanı oldu. Türkiye’de ilk kez kendisi tarafından hazırlanan Edebiyatımızda A’dan Z’ye Yazar-Eser-Tür Kılavuzu adında YKS öğrencileri ile KPSS adaylarına yönelik bir kitabı vardır. Yazmış olduğu bu eser ile 2018 yılında Celal Bayar Üniversitesi tarafından “Yılın Yazarı” ödülünü almıştır. Aynı zamanda “Bir Parantezi Kapatabilmek” adlı şiir kitabı yayınlanmıştır. ADD, ÇYDD, Edremit Yardım Sevenler Derneği, Zeytinli Kültür Sanat Derneği üyesi Evaspor Yönetim Kurulu Üyesidir. 2014-2019 yılları arasında Edremit Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.