Usta yazar Saramago’yu, “İsa’ya Göre İncil”  kitabıyla yeniden keşfetmek; sıradan bir okur olarak hayatıma kattığım en anlamlı yolculuklardan biridir.

Diğer romanları “Kabil” ve “Baltasar ile Bilmunda” romanlarında da ana tema olarak yine din ve Tanrı kavramlarını ele almıştı Saramago. Bu konuda gözü pek, kararlı bir aydın aynı zamanda. Zira kitaplarında özellikle “Tanrı” kavramını ve Tanrının sahip olduğu gücü sorgulayan yazar; Tanrının evrende kendini mutlak otorite olarak gördüğünü, bununla birlikte Tanrının, otoritesinin devamlılığı için seçtiği kişiler aracılığıyla olaylara ve zamana hükmettiğini vurgular romanlarında.

“İsa’ya göre İncil” romanında yazar, İncil’in dört resmi versiyonunun (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) gayrı resmi ve kabul görmemiş bir yorumunu ortaya koyuyor. Saramago’nun romanlarında tek Tanrılı dinleri sorgulayan cesur yaklaşımı, kişinin kendine dahi sormaktan çekindiği tüm soruları sorduruyor.

Saramago’nun bu eserinde yarattığı gerçekliğin etkisini hazmetmek uzun zaman alıyor. Yazar, okuru kitaptan kalanlarla ciddi bir muhakemeye hazırlıyor.

Romanın kapısı Rembrandt’ın “İki Hırsız Arasında Çarmıha Gerilen İsa: Üç Haç” isimli,  parşömen üzerine çizilmiş ünlü resmiyle aralanıyor. Bu sanatsal giriş, aynı zamanda romanın estetik bir bakışla ele alındığının da göstergesi. Tablonun tasviriyle kitabın ana kahramanları “Nasıralı İsa, Meryem, Mecdelli Meryem ve diğer kahramanların fiziksel özellikleri resmen nakşediliyor okurun hafızasına.

Sonrasında İsa’nın ana rahmine düşmesinden doğumuna, İsa’nın babası Yusuf’un onu çarmıha götüren kötü kaderinden, İsa’nın kendi gerçekliğini aradığı çöl macerasına, fahişe olan Mecdelli Meryem ile ilişkisinden, tanrı ile olan konuşmalarına ve nihayetinde çarmıha gerilişine dek süren, soluk soluğa okunabilecek bir masal karşılıyor bizi.

Yazarın, din ve inanç gibi çok ciddi bir konuyu ele alırken, hikayenin en olmadık yerinde “Acaba anlam bütünlüğü bozulur mu, hikâyenin büyüsü kaçar mı?” gibi kaygılara kapılmadan, konuyla ilgili absürt sorular sorması ve kendine has üslubuyla düşüncelerini ifade etmesi, her seferinde önce şaşırtıp sonra da güldürüyor. Yazarın “İncil” diye adlandırdığı bir metin bu kadar komik olabilir mi demeyin sakın! Okuyunca hak vereceksiniz.

Ayrıca Saramago’yu okuyanlar bilirler. Yazar hemen her kitabında alışılagelmiş bir biçimde noktalama işaretlerini kullanırken biraz cimri davranır. Neredeyse kitabın tümünü sadece nokta ve virgülle tamamlar. Eserlerinde konuşma çizgisi ve tırnak işareti gibi noktalama işaretlerine hiç yer vermez. Bu sebeple, romanı okurken yazarın noktalama işaretlerini dikkate almadığını fark ettiğinizde şaşırmayın. Metnin neresi anlatı, diyaloglar nereden başlıyor, acaba neden çizgi ya da tırnak işaretiyle belirtilmemiş diye kaygılanmayın. “Soruyu soran kim? Bu yanıt da neyin nesi? Bu cümleyi o karakter söylemiş olamaz!” tarzında serzenişleri de bir kenara atın ve kendinizi Saramago’nun güvenli kollarına bırakın.

Saramago, içinde okurlarını taşıdığı bu devasa gemiyi azgın sularda yüzdürecek, sarsacak ve hatta bir süre sonra belki de geminiz su almaya başlayacak, sakın korkmayın! Nihayetinde bu gemi sizi kıyıya ulaştıracak. Okur romanın sonuna vardığında yaşadığı bu soluksuz macera dahil hiçbir şeyden pişmanlık duymayacak.

Yazılanlardan öğrendiğimiz kadarıyla; “İsa’ya Göre İncil” kitabı, 1991 yılında yayınlanmasından sonra Vatikan tarafından büyük tepki görmüş. Saramago,  Portekiz hükümetiyle de çok defa karşı karşıya gelmiş. Bu nedenle 1992’de Portekiz’den ayrılarak ölümüne kadar Kanarya Adaları’nda yaşamış.

1998 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış olan José Saramago, tanrıtanımazlığıyla da kendinden söz ettirmeyi başarmış güçlü bir yazar.

 

Şimdi kitapta altını kalın çizgilerle çizdiğim aforizmalara bir göz atalım:

“Sonu olmayanın başlangıcı da yoktur, her başlangıç bir sondan türer.”

”Ölçüp biçmeden itimat etmek ahmaklara yaraşır.”

”Tanrı zamanın kendisidir.”

“Yol herkesin yolu, ama horozun öttüğü vakit, tavuğun gıdaklama vakti değil.”

“Dünyanın başlangıcından beri, doğan her insan için bir diğeri ölür.”

“Tanrı ne kadar ulaşılmazsa o kadar tanrıdır.”

“Günah işleyen dürüst adam çoktur.”

“Babanın günahı, oğlunun boynunun borcudur.”

“Korkunun birliği, düşmanları dost kılıverir”.

“Ayaklar bir kez büyüdüğünde bir daha küçülmez.”

“Bir zanaatçının başı en büyük alimin karşısında bile diktir.”

 

Sonuç itibariyle, bu roman bizlere kutsal bir metnin vereceğinden çok daha fazlasını veriyor ve Nobel’i sonuna kadar hak ettiğini ispatlıyor. Saramago’nun çılgın cesareti ve dehası birleşince böyle muhteşem bir eser çıkıyor ortaya.

 

José Saramago, İsa’ya Göre İncil, Kırmızı Kedi Yayınları, İlk Baskı Yılı : 2012.