“Bu bahçeden bir yıldız görebilmek için boynunu kırmalısın.” Willy Loman

 

Arthur Miller’in Pulitzer ödülünü almış bu oyunu aynı zamanda başyapıtı olarak kabul edilir. Satıcının Ölümü, Amerika Birleşik Devletleri’nde süregelen hata kabul etmeyen kapitalist düzene yapılmış güçlü bir eleştiridir. Satıcının Ölümü ilk kez 1949 yılında New York- Morosco Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. 1950 Amerika’sını özetlemek gerekirse öne çıkan tek bir eylem vardır: Tüketmek!

Tüketmek eylemi sadece ekonomik alanla sınırlandırılmamıştır, insanlar birbirlerinin yaşamlarını bile tüketmektedirler. 2. Dünya Savaşı sonrası, Amerika’nın süper güç haline gelmesi ile birlikte bütün değerlerini yeniden inşa etmek zorunda kalmıştır. Amerikan halkının benimsediği tek bir motto vardır; “Bu dünyada elindeki tek varlık, satabildiğindir.”

Oyun Willy Loman’ların evinin betimlemesiyle açılır. Evin etrafı türlü yüksek gölgeler ile çevrilidir, bu küçücük ev, kocaman apartmanlar ile çevrilmiştir. Evin varlığı oraya ait olmamanın bir yansımasıdır, var olmaya çalışır, fakat sönük ve yetersizdir. Willy Loman elinde iki bavul ile giriş yapar, yaşı altmışa dayanmış, pek de gösterişli olmayan bir görünüme sahiptir. Bitkindir, yaşama dair amacını bulmaya çalışan sıradan biridir, bir şeyler mırıldanmaktadır. Arzuladığı tek şey, eski günlerin geri gelmesidir. Her şeyin materyale dönüştüğü bu toplumda, Willy’nin inandığı değerler uğruna varlığından vazgeçmesinin trajedisi oyun boyunca ele alınmaktadır.

Willy Loman, bir satıcıdır. Yaşı önemsenmeksizin her gün kilometrelerce yol gitmek zorundadır. Hala ev taksitlerini ve arızalanan buzdolabının masrafını ödemek için gece gündüz demeden çalışmak zorundadır. Kendisine başka bir seçenek bırakılmamıştır. Çabaları değer görmemesine rağmen, inancını savunmaktan bir gün bile vazgeçmemiştir. Fakat geçerliliğini yitiren bir şey vardır, o da Willy’nin umutlarıdır.

Bir sabah tekrar seyahat etmek üzere evden çıktığında, bir şeylerin eskisi gibi olmadığını fark eder ve evine geri döner. Oyun burada başlar.

Willy: Yorgunluktan ölüyorum. Yapamadım. Başaramadım, Linda.

Tüm yaşamını ailesine adamış bu sıradan adam, başarısızlığından utanç duymaktadır. Her şey ona anlamsız gelmektedir.  Bunu karısı Linda ile paylaşmaktan çekinmez. Linda, her zaman kocasına karşı anlayışlı olan bir kadın profili çizmektedir. Sorunun belki de gözlüğünden kaynaklandığını düşünür, fakat sorun gözlüğünden çok gözlerindedir. Gerçekliği görmekten kaçınan gözler birdenbire iyi görür olur.  Linda, artık onun seyahat etmesini istememektedir. Patronu ile konuşmasını ve onun için New York’da bir iş talep etmesini söyler. Willy, bu fikre sıcak bakmıştır; yıllarca çalıştığı şirketin, bu talebini reddedebileceğini düşünmez. Fakat bu da bir rüyanın illüzyonudur. Hiç bir şey, Willy’nin istediği gibi gitmez.

Aynı gece, Willy’nin intihar girişimi ile sonuçlanır. Bunu fark eden Linda’dır.  Willy’nin oğlu Biff, onun mutsuzluğu olarak suçlanmaktadır. Fakat hi bir şey göründüğü kadar basit değildir. Bir tartışma yaşarlar ve bu tartışmanın sonu tatlıya bağlanır. Willy yeni bir iş talep edecek, oğlu ise bir iş kurmak için krediye başvuracaktır. Herkes yarının yeni bir gün olacağı umudu ile yatağa gider.

Uyanılan yarın, beklendiği etkiyi yaratmamıştır. Fakat insanın kendine var olmak için ürettiği sebeplerden de caymamışlardır. Planlarına sadık kalırlar. İşler beklenildiği gibi gitmez. Yeni bir iş umudu ile görüşmeye giden Willy, elindeki işini de kaybetmiştir. Bununla birlikte, Biff de tıpkı babası gibi, istediğine ulaşamamıştır. Willy, daha önce olduğu gibi halüsinasyonlar görmeye başlar, fakat bu sefer daha şiddetlidir. Daha önce ilişkisi olduğu kadın aklından hiç çıkmaz. Tüm rüyaları teker teker kabusa dönüşmüştür.

Tek çaresinin yaşamını sonlandırmak olduğuna karar verir, böylece sigortadan gelecek para ile oğluna yardım edebilecektir.

Artık çok eskimiş arabasını alır, onu sürmeye başlar. Belki de bu yolculuk, onun ilk ve son özgür yolculuğudur. Kararlıdır Willy, bir an olsun bile vazgeçmek aklının ucundan geçmemiştir. Artık hayatta değildir.

Sürekli cenazesini planlayan ve törenin ne kadar kalabalık olacağından bahseden bu adamın cenazesine sadece dört kişi katılmıştır. Willy ile birlikte Amerikan toplumunun bütün değerleri de toprağın altına gömülmüştür. Amerikan rüyası bir kabusa dönüşürken, bir beden onun için çürümektedir.

Willy. Evin son taksidini bugün ödedim. Bugün, canım. Ama artık evde kimse olmayacak. Özgür ve borçsusuz.

 

Paylaş
Önceki İçerik“Öykülerimde Çok Farklı Karakterleri de Görücüye Çıkartıyorum.”
Sonraki İçerikBir Konuk Gibi Gelen Baba
Avatar
5 Eylül 1996’da İstanbul’da dünyaya geldi. Çocukluğu boyunca hep aykırı olarak adlandırıldı. Bu aykırılığın ileride bir hediye olarak ona geri döneceğini biliyordu. Kitapların arasında büyüdü, dayısı sayesinde güzel müzikler dinleme fırsatı oldu. 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Almanca Tercümanlık bölümünü bırakarak İstanbul’a geri döndü. Hep hayali olan Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde öğrenim görmeye başladı. Halen devam ediyor. Kalemi eline almaktan çok korkardı çünkü insanın en büyük korkusunun kendisi olduğunu biliyordu. Okudukça yazdı, yazdıkça gelişti. Bu gelişimin hayatının sonuna kadar sürmesini umut ediyor.