Geçmişin hatırlandığı bir zamanda başlıyor Öksüz Ağaçların Çobanı; evvel zaman içindeyken. Anlatı kişisinin “iki ay sonra üç yaşına basacaktım” dediği günde. Bir erkek çocuk, ona masal anlatan annesini izliyor, kapıda baba duruyor, anne yere yığılıyor, çocuk “ölüm annemin masalının yarım kalmasıymış” diyor; bir varmış bir yokmuş oluyor her şey. İsmail Güzelsoy iç içe geçmiş anlatılarla kuruyor romanını, kendi varlığının bir kurmaca kişiye dönüştürüyor, masal gerçekte, gerçek masalda kayboluyor, tarihsel-toplumsal bir süreçten geçen varoluş direnişi yerin yedi kat dibine iniyor.

Anlatı kişisinin, annesinin ölümünden sonra, sevdiği kadını, Meryem ile olan ilişkisini anlatmasıyla yeni bir anlatıya geçiliyor. ‘Annenin ölümü-Meryem’in gelişi’ romanın anlamsal tekrarlarından biri. Meryem, annenin tamamlayamadığı masalı biliyor, annenin kaldığı yerden masala devam ediyor. Anlatı kişisi, kendi anlatısını yaşarken ve anlatırken, bir yandan da Değil Efendi’nin, dedesinin vakti zamanında anlattığı masalı öğrenmeye, tamamlamaya çalışıyor, hayatına giren kişiler ona masalın bir bölümünü veriyor, daha öncekinin eksiğini/eksiliğini tamamlayarak. Bu geçişler, anneden Meryem’e, Meryem’den Elif’e, Elif’den Hayat’a, Hayat’dan tekrar Meryem’e. Bir göstergeye dönüşen kadınlar, kutsal anneden kutsal bakireye, Persephone’den İsis’e mitik kimlikler taşırken, başlangıç/sonsuzluk, doğum/ölüm, geçmiş/gelecek, hatırlamak/unutmak/hafıza, bulmak/kaybetmek gibi ilişkileri temsil ediyor.

Öksüz Ağaçların Çobanı, geleneksel anlatı ile modern anlatının buluşması. Masal, mitoloji, roman ve bu anlatıların hakikat/gerçeklik algısı buluşuyor. ‘Masalsı gerçek’le (René Girard’ın tanımıyla) ‘romantik yalanla romansal hakikat’in bir araya gelişi olay örgüsünde (olay, durum, kişiler, ilişkiler bağlamında) tesadüf, tekerrür, yanılsama, yalan, kader ağlarını örer, hayat oyun oynar okuması yaptırabilir, ancak anlatının daha derinlerinde gerçek ile kurgu yer değiştiriyor. Anlatı, ‘uydurmak, yalan, masal, kurgu, edebiyat, gerçek’ kavramalarının oyunu ile kuruluyor. “İnsanlık tarihinde söylenen o ilk yalan aynı zamanda edebiyatın da ilk başyapıtıydı.” Kurgulanan gerçeğin içinde (buna romanın dünyası dersek) kimi zaman gerçek kimi zaman kurgusal olan ortaya çıkıp görünürlük kazanıyor. İçerikte olduğu gibi, biçimde de bir yer altı ve yerüstü dünyası var; yer değiştiren gerçek ile kurgu, anlatılan masal ile yaşanan gerçek, aralarındaki geçiş anlatının hazzını yaratıyor. Masalın ve yaşanılan şeylerin tarihsel kesişmesinde (romantik) yalan, aldanmak, kayboluş, (romansal) hakikat, fark etmek, varoluş var; öksüz ağaçların çobanı olmak varoluşun romantizmini taşıyor. Gerçeği bilmek, masalı bulmak; “gerçeklik masallara dolaylı olarak yansır” ve “her bilişin bir bedeli var”dır. “İnsan bilmediği hiçbir şeyden incinmez.”

Yirmi bir bölümden oluşan roman anlamsal tekrarlar üzerinden incelendiğinde dokuz anlatı dizgesi belirginlik kazanıyor. Birinci anlatı dizgesinde, anne oğla bir ağacın masalını anlatıyor. Sevginin, şefkatin, yaratının karşısında şiddet, acımasızlık. Ölen anne, yarım kalan masal. ‘Eksiklik, yoksunluk’ bir anlatıya dönüşüyor. İkinci anlatı dizgesinde Meryem ile adamın ilişkisi başlıyor, annenin yerine Meryem’in, aşkın gelişi. Ağaçlarla konuşan Meryem bir masal kişisi gibi, hayatın gerçeğini kıran başka bir gerçekliğe işaret ediyor, anneden kalan yarım masalın bir kısmını tamamlıyor. Meryem’in varlığı (gelişi ve gidişi ile) adamı büyütüyor. ‘Büyümek’ bir anlatıya dönüşüyor. Üçüncü anlatı dizgesinde adam yalnız bir tarihçi, Meryem’i bekliyor, yarım kalan masalın devamını arıyor. ‘Beklemek, aramak’ bir anlatıya dönüşüyor. Dördüncü anlatı dizgesinde Meryem ve adam kavuşuyor. Meryem’in yıllar sonra dönüşü ‘Gezi’ sürecinin başlangıcı; adam için iki büyük tarihsel olay eş zamanlı gerçekleşiyor. Anlatıda kurmaca gerçekle tarihsel–toplumsal gerçeğin karşılaşması. ‘Gezi’de yaşanan çatışmalar başlıyor, Meryem ve anlatı kişisi çatışmanın içinde. Çatışma, kavuşmanın ve kaybolmanın yeniden tanımlandığı bir yer, hem kendini hem de başkasını gördüğün, bulduğun, kaybettiğin bir şey çatışmak. Meryem masala kaldığı yerden devam ediyor, biraz daha anlatıyor. Saldırı, kaçanlar, yaralananlar, masal yine yarım kalıyor, Meryem kayboluyor, adam geçici hafıza kaybı yaşıyor, Meryem’i aramaya devam ediyor. Anlatı kişisinin yolculuğu daha da zorlaşarak devam ediyor, bu yolculukta varolmak için direniyor. ‘Direnmek’ bir anlatıya dönüşüyor. Beşinci anlatı dizgesinde adam yalnız. Meryem’i arıyor, onu, geçmişi düşünerek geçen zaman. ‘Beklemek, aramak’ tekrarlanan anlatı. Altıncı anlatı dizgesinde ‘Gezi’ süreci devam ediyor, adam Meryem’i ararken Elif ile karşılaşıyor. Elif yarım kalan masalı biliyor, Meryem’in kaldığı yerden masalı anlatıyor, anneden Meryem’e geçen masalın anlatılma, tamamlanma tekrarı devam ediyor. Elif ölüyor, masal yarım kalıyor, birinci anlatı dizgesi, ‘annenin ölümü, yarım kalan masal’ tekrarlanıyor. ‘Eksiklik, yoksunluk’ tekrarlanan anlatı. Yedinci anlatı dizgesinde ‘Gezi’ süreci sonlanmış, Taksim Seddi yapılmış, geçiş izni verilmeyen yasak bir bölge yaratılmıştır, anlatıdaki mekansal değişim ile gerçeklik algısı mekan-zaman bağlamında da bozulur, masala özgü karanlık, ürkütücü, bilinmez bir mekan yaratılır. Adam, Hayat ve diğer enkaz arkadaşları ile Kafe Tartaros’tadır, göstergeler belirgindir; ölüler ülkesi, Meryem ve yedi uyuyan genç, yedi bakire ve meşe ağacı, Hayat. Adamın, onu gerçek yaşama bağlayan kimliğini (akademisyen tarihçi) terk edip Hayat’ın yanına yerleşmesi bu dizgenin önemli göstergelerinden biridir. ‘Eksiklik, yoksunluk’ anlatısı tekrar eder, yaşamın gerçeğinden kopmayı, başka bir gerçekliğin yaratılmasını tanımlar. Sekizinci anlatı dizgesinde adam Meryem’in Taksim Seddi’nin diğer tarafında, yasak bölgede kaldığını, bu tarafa geçemediğini düşünür, o tarafa geçmeye karar verir; o tarafa geçmek ironik bir durumun temsilidir, o tarafa, altı kat döşemeyi söküp yerin altına inerek geçecektir. Metaforik olarak dil, anlatı kişisini ne yaptığını, nereye gittiğini söyler. Hayat, yarım kalan masalı, Elif’in bıraktığı yerden anlatır. Anlatının temel tekrarlarından ‘masal anlatma, tamamlama, masalın yarım kalması’ sürdürülür. Hayat ölür, masal yarım kalır. Adam, Hayat’ı gömer, yer altına iner, yolculuk, o tarafa, öbür dünyaya yapılan yolculuğa dönüşür. Meryem’i arar, bulur. Meryem öldüklerini söyler, öldün der. Daha önceki dizgelerde de yer alan ‘ölüm’ sekizinci dizgede eksilme, eksiklik anlatısı değildir artık; aranan bulunmuş, kavuşma gerçekleşmiştir, mücadele devam eder, ölüm, ölmek bir direniştir. ‘Direnmek’ tekrarlanan anlatı. Dokuzuncu anlatı dizgesinde masal tamamlanır ama sonlanmaz, masalda anlatılan kalem torundan toruna bırakılmış, Değil Efendi’den sonra anlatı kişisinin tek akrabası olan İsmail Güzelsoy’a geçmiştir. Kalem onun parmaklarının arasındadır. İsmail Güzelsoy kaleme teslim olur, ölür; yazar, kurmaca kimliği ile kendi gerçekliğini, yazar kimliğini imha eder. Anlatı, masaldan gerçeğin kıyısına yanaşmaya çalışır. Yazarın ölümü anlatının, romanın bitişidir. Yazar ölür, masal tamamlanır, roman biter, ama kağıdın sonundaki cümlede şöyle yazar, “bu daha başlangıç.” Dokuzuncu dizge (anlatının finali) ölümü, sonu, bitişi gösterse de başlangıcı anlatır, dokuz dallı dünya ağacında olduğu bir filizlenmenin, büyümenin, direnmenin, umudun habercisidir. Bu daha başlangıç, eksiklere/eksilenlere, yoksun bırakılmalara rağmen büyümenin, direnmenin, devam edebilmenin anlatısıdır. Son dizgede ‘başlamak’ bir anlatıya dönüşür.

Öksüz Ağaçların Çobanı bir yolculuğun anlatısı, bütün öksüzlük hallerimizle yolda, bugün ile geçmiş arasında bir yerde durduğumuzda, yerin yedi kat altında ya da üstünde, kişisel anlatılarımızın tarihinde neyi kucakladığımızı göreceğiz. Uzak bir zamanda kalan yaşanılanlar, masalın ve gerçeğin dilinden geçerek hatırlanıp anlatılacak ve karşılaşılırsa öksüz bir ağacın çobanı ile şöyle diyecek, “hayır yazık falan olmadı bize, öyle söyleme, içinde yeşeren bir şeyler olsun…” ve sonra soracak belki de “sen devam edebildin mi?”

 

Öksüz Ağaçların Çobanı, İsmail Güzelsoy, Doğan Kitap, 2019.

Paylaş
Önceki İçerikAramızdaki Ağaç
Sonraki İçerikÖykülerde Aklın Aşağılanması
Avatar
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalı mezunu. Yüksek lisans sürecinde tiyatro ve felsefe üzerine çalıştı; Antik Yunan tragedyaları ve felsefesi. Özel ve kurumsal tiyatrolarda dramaturg olarak çalışmalarını sürdürüyor. 2009 yılında Antalya Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde başlayan eğitmenlik süreci devam ediyor. Çocuklarla ve yetişkinlerle yazarlık atölyeleri yapıyor. Öykü ve oyun metinleri yazıyor. Antalya'da dört yıldır varlığını sürdürmeye çalışan Yersiz Yurtsuz Tiyatro'da yazdığı oyunları sahneliyor.