DCIM100GOPROG2970769.

Yazar Nazlı Gürkaş ile Nazlı Yıldırım Söyleşisi

27 Haziran 2018

 

Kitabınız ilgili merak ettiğim sorulara geçmeden evvel, öncelikle okurların da sizi tanıması için kendinizden bahsedebilir misiniz? Nazlı Gürkaş kimdir?

1988 yılında mutlu insanlar şehri Kırklareli’de doğdum. Uludağ Üniversite’sinde İngilizce Öğretmenliği bölümünü bitirdikten sonra yüksek lisansımı Barselona’da gazetecilik ve iletişimde araştırma üzerine yaptım. İtalya, Yunanistan ve İspanya’da yaşadım. 2013 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Kalem Ajans’ta edebiyat ajanı olarak çalışmaya başladım. Bu, edebiyat ve seyahat tutkularımı birleştirebildiğim bir meslek olduğu için şanslı hissediyorum.  Son beş yıldır iyi kitaplar keşfetmenin  peşinde dünyanın çeşitli köşelerine seyahat ediyorum.

Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan, Yunanistan’a yaptığınız seyahatleri anlatıyor. Satırları yüzde hüzünle karışık bir gülümse bırakıyor okurken. Yaşamınıza dokunmuş anılarınızla bir nevi sizin dünyanızın gizliliğine de tanık oluyoruz. Peki, ilk yola çıkışınızı, ilk seyahat maceranızı hatırlıyor musunuz? Nasıldı? Özellikle bu kitabın doğuşuna zemin hazırlayan o ilk adımınızı anlatabilir misiniz?

Üniversiteyi bitirdikten sonra Selanik’te yaşayıp sürdürülebilir sistemleri destekleyen bir tarım okulunda Türk dili ve kültürü dersleri vermeye başladım. Şehrin dışında, bir ormanın içinde kurulu olan kampüste üzüm bağları ve zeytinlikler arasında  şahane bir yıl geçirdim. Öğrencilerimin beni haftasonları  aile evlerine davet etmeleri sayesinde ülkenin hiç bilinmeyen köşelerine seyahat etme, ailelerin gündelik hayatlarına karışma şansı buldum. Bu da yerel hayatı her yönüyle deneyimleme fırsatı verdi bana.

“Yazmaktan başka yol yoktu,” diyorsunuz. Kitap fikri bu sayede ortaya çıktı. Peki, kitap yazayım dediniz ama yazmak kolay oldu mu? O süreç size neler kattı, neler eksiltti, nasıldı?

Yazmak hiç kolay olmadı. O disipline girebilmek, kafanızda anıları derleyip toplayıp mantıklı bir düzene sokabilmek büyük bir çaba gerektiriyor. Ancak bir ritme girebilmeyi başardıktan sonra satırlar akıp gidiyor, anılar canlanıp mutlu etmeye başlıyor sizi, her şeyi yeniden yaşıyor gibi oluyorsunuz çünkü. Ben bu kitabı ancak Türkiye’nin en güney noktasında Akdeniz tarzı bir yaşam modeline geçince yazmaya başlayabildim. Limon ağaçlarım, kedilerim, begonvillerim sayesinde bu süreci çok mutlu geçirdim.

Edebiyatımızda çok görünür değildir seyahat. Geçmişten günümüze değin çok az örnekleri verildi seyahat edebiyatının. Günümüzde çeşitli koşulları nedeniyle pek eserler üretilmiyor. Üretildi diyelim yayınevi soğuk duruyor seyahat edebiyatına karşı. Bu durumu göz önünde bulundurduğumuzda, Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan’ın yayımlanması nasıl oldu? Kaygılarınız oldu mu?

Seyahat edebiyatı yayınlamamaya karşı genel önyargı satış kaygısı oluyor. Seyahat kitaplarının diğer türlerden, özellikle de romanlardan daha az sattığı düşünülüyor. Benim de bu yönden kaygılarım vardı elbette. Ancak sırf bu yüzden içimden gelen hikayenin türünü değiştirmek, içine biraz kurgu katıp roman haline getirmek istemedim. Belli bir noktadan sonra içerik ön plana çıkıyor. Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan için de öyle oldu. İlham veren bir anlatı olması dikkat çekti ve bugünlere gelindi.

Alain de Botton, seyahati bir sanat olarak tarif eder. Peki, sizin tarifinizde seyahat nedir? Gezmenin özgürlüğünü tattırdığınız, keşfetmenin güzelliğini vurguladığınız eserinizde, bilmediklerimiz, görmediklerimiz, kitaba dâhil etmediğiniz sadece kendinize sakladığınız anılarınız da var mı?

Elbette! Böyle bir ülkeden daha nice kitaplar dolduracak anılar çıkar. Ancak sıra çok sevdiğim diğer iki Akdeniz ülkesinde. Akdeniz Üçlemesi’nin ilk kitabı olan Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan’ı, İspanya ve İtalya kitapları takip edecek.

Her yeni yolculuğa başlamadan evvel hemen giriş kısmında bir şarkı ve yazarların, şairlerin eserlerinden yaptığınız alıntılarınız var. Yolculukla beraber müzik ve edebiyat seyahatinizi de keşfetmiş oluyoruz. Daha evvel seyahat kitaplarında görmediğimi söyleyebilirim. Şayet gözden kaçırdıklarım yoksa. Biraz da bunun nasıl oluştuğuna dair konuşsak?

Benim için seyahat, edebiyatla da müzikle de çok yakından bağlantılı bir kavram. Bir ülkeye yapacağım seyahat belli olduğunda hemen yerel yazarları araştırmaya başlıyorum ve kitaplarını ediniyorum. Yerel müziklerden de bir listem oluyor ve yolculuklarım boyunca bu kitaplar, bu müzikler eşlik ediyor bana. Böylece mekan algısı çok daha bütünlüklü bir şekilde oluşuyor. Bir kültürü, edebiyatıyla müziğiyle insanların kişisel hikayeleriyle yakından ilgilendikçe çok daha derinden hissetmeye başlıyorsunuz.

Okuduğunuz ilk seyahat kitabı hangisiydi? Sizde derin izler bırakan, hayal gücünüzü güçlendiren, yola düşmenizi sağlayan ilk kitap?

İlk seyahat kitabımı Robinson Crusoe olarak kabul ediyorum. Uzaklara dair hayaller kurduran Robinson’u Jules Verne kitapları takip etti.İlk gençlik yıllarımda Buket Uzuner seyahat sevgime büyük katkılarda bulundu. Onu Patrick Leigh Fermor gibi yabancı yazarlar takip etti.

Eminim, kitabınızı okuyan bütün okuyucular merak ediyordur. Neden Yunanistan? Sizi bir başka ülkeye değil de Yunanistan’a sürükleyen sebep neydi?

Yunanistan hep yanı başımızda durup keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Hep uzaklara gitmeyi hayal edip o yönde planlar yaparken aslında kendimi de tanıyabilmek adına en yakından başlamam gerektiğini fark ettim. Karşıma çıkan proje fırsatı bir bahane oldu ve mavi ülkede buluverdim kendimi. Akdeniz tutkusu İspanya ve İtalya ile devam edecek!