Anne, baba ve sevgili için başkasının sazından sözünden nefesinden esinle yeni bir şiir yazılmamalı, yazılamaz diye düşünürüm. Anne baba sevgisi her insanın yüreğinde öyle güçlü bir duygudur ki, birbirine benzer görünse de çok özgündür. Yeri geldiğinde herkes dili döndüğünce söyler, bir şekilde anlatır. Bunu özgün kılan da herkesin anne babasıyla ilgili birikmiş anılarının, duygularının, paylaşımlarının özel oluşudur. Aksi ise, esinle yazılmışsa kendini hemen belli eder, yapaydır. Okurken duyguların da aklın da damağına batar, ruhu yorar; yaşlı sığır etine benzer, asla iyi piştiği duygusu ve kanısı vermez; ruhun damağını şenlendirmez, çiğdir, içtenliksizdir. Baharatsızmışçasına tatsızlık, çok yenmişçesine baygınlık duyumsatır. Siz annenize babanıza sevdiğinize şiir kamuoyunda öne çıkmış bir şiir yazmış olabilirsiniz. Bu böyle diye, annesine babasına sevdiğine şiir yazan bir başkası için sizden esinlendi diye düşünürseniz biraz anlak sorununuz olduğu kuşkusunu da aşan çiğlik durumunuz sırıtır. Açıkçası ben geri zekâlı olduğunuzu düşünürüm. Zira her insanda sevme duygusu vardır, özeldir. Değişik veya benzer söylenişlerle dile gelir ama rengi, deseni, kokusu, tadı bambaşkadır.

Şiir yaşamdan tortulanan birikimin, dolayısıyla bir yaşam duygu ve/veya düşünselinin filizlenme biçimi değil midir? Denilebilir ki, her ağacın tomurcuklanması bir başka, çiçeklenmesi, meyvesi bambaşka. Benzerliklerine karşın doğanın güzelliklerinin çeşitliliği şaşırtıcıdır. İnsan sesleri yüzleri de benzerleri olmasına karşın hiçbiri diğerinin aynısı değildir. Aynı şey neden şiirin sesi, çehresi için de geçerli olmasın?.. Yeter ki, şiir, aklın kendine özgü keşifleriyle, duygunun sağlıklı ve kıvamında yansıması, yüreğin sesi, o anlağın şiir evrenindeki birikimlerinin düşünsel yansımasıyla yazılsın.  

Başkalarının yazdıklarının berbat oluşunu eleştirirken bunu şiir bilgisi ve eleştirel metotlarla yapmanız gerekir. Yoksa kıskançlığa veya isim yapmaya dayalı küçümseyişle yapıyorsanız, bu fena. İyi şiir yazmak için başkalarının şiirinin kötü olduğunu geveleyip durmak size ne bir şey kazandırır ne de iyi şiiri yazdırır. Ancak kendinizle didişiyor, şiirinizi beğenmiyorsanız bu sizin iyiye gittiğinizi de imleyebilir. Ama inatla başkalarının şiirlerine mırın kırın edip duruyorsanız ya da birilerine yaranmak için dayanaksız övgüler düzüyorsanız bu da açıkça sizin anlaktan da öte kişilik sorununuz olduğunun kanıtıdır. Yalakalıklar çokça kendini göstermesine karşın, kim nasıl bakarsa baksın, sanat balçıkla sıvanmayan güneştir; zaman bunu kabak gibi önünüze serer, berbat bir yemek ekşisine dönersiniz. Yemek deyince, iyi yemek yapmak da bir sanattır. Malzeme seçimi, bunların ne kadar kullanılacağının ayarı, baharatı. Her evde yemek pişer, iyi kötü lokanta dolu memleket. İyi yetişmiş bir aşçı falan mahalledeki lokantada yemekler çok kötü, ev kadınlarının yaptıkları yemekler berbat dese, söylense dursa, nasıl olur? Siz şiir meydanına çıkmışsanız kişiliğinizle, onurunuzla, bilincinizle yürüyeceksiniz. Sınıf bilinciniz ırkçılık üzerinden değil, düşünsel temelli bilinçle, bütün dünya yoksullarının ezildiği üzerinden olacak. Hiçbir ulus diğerinin düşmanı değildir, düşman emperyalist güçlerdir, insanları düşman eden de… sömüren bütün organizmalardır; bunun bilincinde olunmadan ancak devingen birer acur olursunuz. Sanatın yaşadığı dönemin tanıklığını içerdiği bilincini de taşıyarak, başkalarının ne yaptığına bakarken iyi şeyler üretilip üretilmediğini görebilecek, kendinizi geliştirecek, üretiminizde yaşamın bütün olanaklarından yararlanacak, olumsuzluklardan kamçılanacaksınız.

Günümüzde nesnenin sarıldığı jelatin parlaklığındaki kutusu nesneden değerliyken, insanın kendisi üzerine düşen görevlerden daha önemli değildir. Yani sorun kendinizi parlatma çabanız olmamalıdır. Şairler her zaman düşünsel tavır ve şiir evrenlerinden çok, verdikleri ışıltılar, edindikleri çevreler, birbirlerinin yüzüne muhabbetli görünüp arkalarından yedikleri naneler ve de yerdikleri kadar mı önemlidirler?

***

Çocukluğunuzda siz hızlısınızdır zaman ise yavaş. Ele avuca gelmez devingenliğinizle beklemelerinizde çoğu kere zaman geçmek bilmez, daralırsınız. Belli bir yaştan sonra her şey tersine döner. Siz yavaşlamışsınız, zaman ise sanki anlaşılmadık bir şekilde ivme kazanmış hızlanmıştır. Hep yetişememektendir yakınmalarınız.  Bu tezat görünen durumun zaman diye isimlendirdiğimiz döngüsünde bir değişiklik yoktur aslında. Yalnızca insanın olgunlaşma sürecindeki değişikliğin karakteristik özelliğidir. Şiir algısının gelişme süreci de buna benzer bir özellik gösterir incelendiğinde. Bütün mesele sanırım olgunlaşmada, tıpkı elmada armutta gözlemlediğimiz üzere. Ama elma armut gibi dalından düşmeden…

***

Şiir üstüne yürütülen onca akıl, verilen onca hüküm havanda su dövmenin ötesine nasıl geçebilir? Çok bilirmişçesine edilen sözlerle, düşünsel derinliği olan tümceler eğer dikkat edilmezse karıştırılabilir. Günümüz şairinin, belki de kişinin en önemli sorunu bu. Şiire yapısal güzellik verilirken, bütünlüğü olmayan, işçiliği oldukça zayıf, daha çok söz / sözcük veya tümce oyunlarına başvurulması / yaslanılması bir bakıma şiiri sığlaştırmakta, betimleme ve benzetmeler de ıkınarak oluşmayacağından, okuyanı da derinliklerinde yüzdürüp yepyeni anlamlara sürükleme yerine kendinden soğutarak uzaklaştırmaktadır.

Acaba temelinde içtenliğin yerini yapaylığın alması sorunu olabilir mi?

***

Çoğu kere yaratım nesnenin süreğenliğindeki durumunun herhangi bir kesitinde, o nesnenin farkına varılması şeklindeki anlık algılamayı, sanki “özgün bir bakış” sanma yanılgısından ibarettir. Nesnel açıdan uzak, bozulan ilişkilerin sonucu yabancılaşan insanın tavırlı, bilinçsiz, gitgide yalnızlaşmasının dışarıya yansıması ama aynı zamanda da yaşama bakış biçimi.

Her ne olursa olsun, şiir emek gerektiren bir onarımdır şairin tinsel surlarında…

 

Paylaş
Önceki İçerik“Üzerine çok düşünmediğimizi sandığımız şeyler, bir de bakıyoruz ki hayatın bütünü oluvermiş.”
Sonraki İçerikEdebiyatta Eşcinsel Kimlik: Alan Hollinghurst ile Çağdaş Eşcinsel Hayatlara Bakış
Avatar
1963 Bolu Göynük Pelitçik köyü doğumlu. Eskişehir Atatürk Lisesinde okudu. İ.Ü. İktisat Fakültesi Ekonometri bölümünü bitirdi. İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde mali hukuk dalında yüksek lisansını tamamladı. Maliye Bakanlığındaki denetim elemanlığı görevinden 2000 yılında ayrıldı. Halen İstanbul’da serbest çalışmaktadır. Varlık, Sincan İstasyonu, Akatalpa, Lacivert, Patika, Kurşun Kalem, Şehir, Ekin Sanat, Sanat Yaprağı, Yaşam Sanat, Tmolos Edebiyat, Berfin Bahar, Galapera Öykü fanzin gibi bazı edebiyat dergi ve fanzinlerinde yazı, öykü ve şiirleri yayımlandı. Yapıtları: "Karanfiller Kanarken" (Deneme), Cross 2016, "Kül ve Nal" (Öykü), Notabene 2017, "Atlar Ölürse" (Şiir), Derlem Yayınları (Baskıda).