Fotoğraf: Kadir İncesu / İstanbul Kitap Fuarı-2019

J. L. Joubert, Şiir Nedir adlı kitabında “Şiiri düzyazıdan ayıran, bir şeyi daha iyi, hatta farklı bir biçimde ifade etmesi değil, daha fazla şey söylemesi, başka bir şey söylemesidir.”[1] diyordu. C. Hakkı Zariç de yeni yayımlanan şiir kitabında[2] bize düzyazıdan daha ‘fazla’ ve ‘farklı’ bir şey söylüyor. O fark ve fazla hemen şu dizede kendini ele veriyor: “Tarihi belli değil şimdiki zamanın”(s. 9). Bu dize, adı İhtar olan bir şiir kitabının içinde bulunuyor. Eğer bir ihtar söz konusuysa ve bu ‘ihtar’ edebiyat eylemiyle yapılıyorsa, mutlaka tarih, zaman, mekân ve coğrafyayı da içeriyordur.

İhtar, bütün bu dört boyuta hâkim tarihsiz ve zamansız mekânlardan oluşuyor. Hakkı Zariç, bu mekânların duvarlarına bir sergi salonunu geziyormuşuz gibi “tarihsel anlar, kişiler, simgesel zamanlar”ı yerleştiriyor. Okur, Zariç’in şimdiki zamanda kurduğu bu şiir-mekânlarda gezinirken “görsel ve simgesel” işaretleri okuyarak bir tarih ve anlam kazanıyor, “ihtar”ı anlıyor. Arka planda bir “şairin sesi” o görüntüleri bize “tarihten arınmış” şiirsel diliyle anlatıyor. Bir duvarda tarihsel gerçek “Erdal Eren”ken, bir başka şiir-mekânın tarihsel imgesi Mao, ötekinin Sur oluyor. Bu göndermelerle yüreğimiz, belleğimiz hemen “gerçek”le bağını kurabiliyor. Biz Erdal Eren’in görüntüsüyle vicdan ve tarih arasında bir tarihsel “anlam” aramaya başlamışken şairin “tarihsiz şimdiki zamanından gelen sesini duyuyoruz: “Yalan silkeliyoruz aynanın üstüne.”(s.35) “Ayla” adlı şiir-mekânın içinde kişiler, anlar, coğrafya ve mekânlar arasında anlam aranırken şair tarihsiz şimdiki zamanından “tarihi” anlatıyordur bize: [Tarih N. A.]

“Yangındaki beylik damlaların hükmüne kadardır

Batık kayıkların çatık kaşlarını yazmaz tarih

Sevişilmemiş yatakların mahallesinde evi yoktur

Öyle biriktirir bütün yanılgılarını akşama

Yırtılmış koltukların üstünde seyahat etmez

Gök aramaz amansız yağmurun seline

Seyrelen dokunuşlarla, eskiyerek sevişir ama

Nemlenmez fitili, gülü yorulmaz

Yaşamaz kiracı kederini

Sevmez kendini iyileştiren hiçbir şeyi” (s. 48)

Bu çokboyutlulukta -şairin tarihsiz şimdiki zamanı ile şiir-mekânların içindeki tarih- iç içe geçerek gerçekçi bir bütünlük kazanıyor böylece: “Zamanı kum saati olan çocuklar sorguluyor yalnızca”(s. 47)

Biçim ve içerik örgüsü

Düzyazının söyleyemeyeceği bu “fazla ve farklı” boyut katmanlarını okura geçirebilmenin aracı da elbette özgün bir biçimi gereksiniyor. Zariç’in daha önceki kitaplarından bildiğimiz söyleyiş ve kurgusu bu kitapta içeriğin itkisiyle daha da gelişiyor. Her şiir-mekânın girişinde yer alan iki dize neye hazırlıklı olmamız gerektiğinin ipucu olarak girişe yerleştirilirken aliterasyonlar, vurgular katarak uzayan dizelere dönüşüyor. Aliterasyonlar bu biçimin belkemiğini oluşturuyor, ağırlıklı olarak şiirin hemen girişinde kullanılıyor çünkü okuru bu kadar yoğun bir içeriğe duygusal olarak hazırlama işlevini görüyor, aynı zamanda da bu yaratılan etkide uzun süre kalmasına yol açıyor. İhtar‘daki çarpıcı birkaç aliterasyon örnekleri şöyle: “Velveye veren vesvese tutmuyor beynimi”(s. 47), “Kalbim kem konuş”(s. 11), “Gelmemiş mektubun yasını yaslıyoruz duvara” (s.25), “Toprağın buğusundan yükselen öğüt”(s. 28), “Ellerim bu yüzden güz”(s. 29).

“./. Bilemedim

Kim söker ölü atların toynağından nalbandın çekiç seslerini”(s. 33) ya da “rezil olmanın fiyakası o kovmakla kaldığın ağâh rüya”(s. 11) dizesinde gördüğümüz gibi “gerçeküstü” imgelere rastlıyoruz sık sık. Bu yapıdaki dizeler de aliterasyonların gördüğü işlevi görmesi için kullanılıyor. Gerçeküstü; bizim anlam dünyamızın içinde birbirinden oldukça uzakta anlamsal ve çağrışımsal yükleri olan sözcükleri birbirine çarpıştırarak ortaya çıkan kıvılcımlar diyebiliriz bu yapıdaki dizelere. Yalnız bu yapıdaki dizeler aliterasyonlarla sağlanan duygusal ritmin düşmesi riskini de beraberinde getiriyor, dengesinin çok iyi kurulması gerekiyor; ancak kurulamadığı takdirde de şiire bir yük olarak kalabiliyor. Zariç, bu dengeyi kurmayı şair sezisi, gerçeklik bilinciyle başarıyor.

İhtar’ın motif-sözcükleri

Refik Durbaş’ın şiirlerini incelediğim bir yazıda kullandığım motif-sözcükler kavramı[3] temelde şairin esas sözcük tercihlerini ifade ediyor. Bu sözcük seçimleri, tekrarlarının sıklığı, “derdin” ortaya konulmasında eleştirmen için anahtar veriler sunuyor, şiirlerin çağrışımsal boyutları hakkında düşünmemizi sağlıyor, daha da ötesinde giderek hayata bakış açısını ve duyarlığını ortaya çıkarıyor. İhtar’ın motif-sözcükleri de şöyle sıralanabilir: Şelale, gül, devlet, zaman, beyaz, göl, Sur, tarih… Yazı eylemiyle yapılmış bir “ihtar” hangi unsurları barındırır demiştik: tarih, mekân, zaman, coğrafya. Motif-sözcükler de bize bu unsurların hepsini veriyor işte.

Dağılıp toplanan tarih, sürekli bir evrimle, arada sırada devrimle sıçramalar yürüyor. Tarihin bu işleyiş diyalektiğinde “şimdi zaman” yer almıyor, çünkü o bugün. Bugünü tarih yapan dündür. Zariç, tarihsiz şiirleriyle “şimdiki zamanı tarihe katmayı” deniyor.

“Aynanın emzirdiği doğru değil, bağışlamıyor kimse zamanı.”(s. 25) Ne diyordu bir başka dizesinde: “Yalan silkeliyoruz aynaların üstüne.”(s.35) En acı ihtar da aynadaki yüzümüzün bize yaptığı ihtar değil midir?

[1] Akt. Doğan Aksan, Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiiri Çözümlemeleri, Bilgi Yay. 2. Basım, Tarihsiz

[2] C. Hakkı Zariç, İhtar, Manos Kitap, 1 Bakım: 2019

[3] Yeni e dergisi, “Hep Arada-Aramızda”, Şair: Refik Durbaş, Ocak 2019, S: 27, s. 6

Paylaş
Önceki İçerikSean Penn’den Bir Karamizah: “Türlü İşlerin Adamı Bob Honey”
Sonraki İçerik“Yazmadan Duramıyorum!”
Avatar
1969 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Bir süre çeşitli işlerde çalıştı; redaktörlük, editörlük, düzeltmenlik yaptı. Daha sonra çeşitli yayın organlarında yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak görev üstlendi. Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir. İlk şiirleri İnsancıl dergisinde (Ağustos 1992), diğer şiirleri ve kitap eleştirileri Güzel Yazılar, Varlık, Gösteri, Cumhuriyet Kitap, Edebiyat ve Eleştiri, Dize, Agora dergilerinde yayımlandı; yayımlanmaya devam ediyor. İnternet ortamında ise gercekedebiyat.com, İleri Haber Portalı, soL sitelerinde yazdı. Son üç yıldır insanbu.com adlı sitenin editörleri arasındadır. Nihat Ateş, 2000 yılından sonra eleştiri de yazmaya başladı. 2007 yılında Hollanda''da Türkçe ve Flamanca basılan "Kent ve İnsan" adlı, beş Hollandalı öykücü ile beş Türk öykücünün kent konulu öykülerinin bir araya geldiği kitabın editörlüğünü yaptı ve bu kitapta Hollandalı bir eleştirmen ile birlikte Hollandalı yazarların öykülerini değerlendirdiği bir inceleme yazısı yayımlandı. "Dinlenen Cadı" (1992), "Günışığı Şiirleri" (1994), "Odkuyusunda Bir Ayna" (1999), "Tarihin Bedensiz Kadınlar" (2003) ve "Akla Çarpan" (2013) adlı şiir kitapları, "Çöküş Romanları" (2003) ve "5. Sanattan 5. Kola: Orhan Pamuk" (Ergin Yıldızoğlu, Kaan Arslanoğlu ve Ali Mert ile, 2007) adlı kitapları yayımlandı. "Kent ve İnsan" (Türkçe ve Flamanca, beş Hollandalı öykücü ile beş Türk öykücünün kent konulu öyküleri, Hollanda, 2007) adlı kitabın editörlüğünü yaptı. Ayrıca "Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi"nde (2006, 2007) kendisinden alınan bilgiler kaynakça olarak yer aldı (Nisan 2016).