Yetgül Karaçelik

6 Temmuz 2018

 

Hüseyin Edemir, C-84 ve Aşağıdan adlı romanlarından sonra, bir öykü kitabıyla okurun karşısına çıktı. Yazarların, genellikle öyküden romana geçişine tanık olsak da, Edemir’in, iki romandan sonra, bir öykü kitabına yönelmesi, başlı başına hoş bir durum sayılabilir.

Yeşil Bir Ülke, Edemir’in, sokakta ve metinlerde görülmek istenmeyenleri öykülerinin başkahramanı yaparak, edebiyattaki elitizme açıkça tavır aldığı bir kitap. Kitabın, İçimdeki Kaçak adını taşıyan ilk bölümünün kahramanları ‘mülteciler’.

Birinci bölümün ve dolayısıyla kitabın ilk öyküsü olan Yeşil Bir Ülke, kitaba adını veren öykü. Nijer’de geçen bu öyküyle Edemir, çok ‘uzak’lara giderken, aslında bizi çok yakınlara taşıyarak ‘içimizdeki kaçak’la yüzleştirmiş. Kitabın en akılda kalan öykülerinden biri olan Yeşil Bir Ülke, aynı zamanda sinematografik özellikler taşıması açısından da dikkat çekici. Aslında mültecinin, sadece gittiği yerde değil, geldiği yerde de mülteci olduğunu, yani en ezilen, en yoksul ya da en köksüz olanı temsil ettiğini ve bütün bunların ‘bizden’ çok uzak olmadığını düşündüren bir öykü. Zor’da olmanın ve mecburiyetlerin –ana vatanı terk etme, dil öğrenme, karın doyurma, yeni bir yerde yaşamaya çalışmanın- vatanı olmadığı, o ‘kaçağın’, kıyılarımıza vurandan ibaret olmadığı, içeriden de kıyılarımızı aynı yoksulluğun dövdüğünü anlatıyor Yeşil Bir Ülke. Bazen bir içerisi ve dışarısının kalmadığı, bu sınırların hele günümüzde oldukça geçirgen olduğu ya da yoksulluk ve savaş söz konusu olduğunda ‘dışarıda’ ve ‘kaçak-göçek’ yaşama zorunluluğunun kaçınılmazlığını akla getiriyor. İçimdeki Kaçak bölümünün diğer iki öyküsü ise Suriye ve Ege kıyılarında geçiyor. Her üç öykünün de ortak özelliği, yaşamak için dişe diş verilen mücadele, merkezinde hayatta kalmak olan yaşamlar.

Hüseyin Edemir, izleyen değil yaşayan, bizzat yaşayarak anlatan bir özne. Bu bakımdan kitap kadar, kitabın hikayesi de ilginç. Edemir’in bu kitabın basılmasından hemen önce Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajında[1] anlattığı, siyasi nedenlerle hakkında açılan davanın hapis cezasıyla sonuçlanması üzerine çıktığı ‘Yeşil Bir Ülke’ye kaçış macerası da kitaba ayrı ve özel bir önem katıyor. Kitabın birinci bölümde yer alan öykülerin kahramanları gibi, yazar da Meriç nehri üzerinden, ateş altında ve boğulma tehlikesi geçirdiği bir botla karşı kıyıya kaçıyor. İçimdeki Kaçak, aslında Edemir’in hem yazarlık tutumu ve yazar olarak durduğu yeri, hem de kişisel yaşamından kesitleri ifade eden çok katmanlı bir adlandırma oluyor. Yazarın kişisel kaçış serüveni, onu bu öyküleri bizzat deneyimlemeye götürürken, aynı kaderi paylaştığı Suriyeli, Nijerli, Türkiyeli mültecileri, insan kaçakçılarını, Ege’nin soğuk sularını ve hiç varılamayan o Yeşil Ülke’yi ‘mesafesiz’ anlatma tutumuyla da dikkat çekiyor.

Kitabın, Ölülerin Kalbi adını taşıyan ikinci bölümündeki öyküler, kitabın meselesinin dışında da yazarın evrenine ve dünyasına dahil olabilmemize olanak sunuyor. Bu bölümdeki altı öykü, aşka, kadın-erkek ilişkilerine ve hayata dair, önceki bölümde olduğu gibi hayat-memat meselesi olmayan ancak kendi içinde pek çok açmaz barındıran konulara el atarken, edebiyatı mekansızlaştırıp, her dönemin, her coğrafyanın ve tüm zamanların meselesi olan insanın hayatla örtük veya açık didişmesine yöneltiyor okurun dikkatini.

Kitabın ağırlıklı kısmını oluşturan üçüncü bölümün başlığı ise Sarı Çocuğun Anlattıkları. On bir öyküden oluşan bu bölüm, aslında kitabın açılış öyküleri olan mülteciler ve kaçaklara dair öyküleri içeriden kucaklayan bir yapıya sahip. Sokakta, mahallede, metroda, trafik ışıklarında, kuytu köşelerde görmek istemediğimiz ya da gördüğümüzde başımızı çevirdiğimiz mülteciler, zorla yerinden edilenler karşısında, peki ‘biz’ kimiz sorusuna edebi dilden yanıt veren öyküler. Peki, ‘biz’ çok mu mutlu, çok mu güvende, çok mu yerleşik ve homojen bir toplumuz? Çoğumuz şehre, savaşın ya da yoksulluğun rüzgarıyla savrulmuşken, şehrin dişlileri arasında çoluğumuz çocuğumuz, gencimiz yaşlımızla ezilip dururken, marketlerden eli kolu dolu değil, bir iki poşetle çıkabiliyor, her gün ‘asgari’ ihtiyaçlarımızı daha da asgariye çekiyorken, gerçekte ‘onlardan’ ne kadar farklıyız? Kendi vatanımızda mülteci değil miyiz? Boğaz’da bir restoranda yemek yemeden, kalkan balığının tadını hiç bilmeden, bir kez tiyatroya da ya da sinemaya gitmeden, koskoca büyük kentleri oturduğu semt dışında bilmeden, kaç kuşak ömrünü bitirdi de cenazesini yine köyüne gönderdi?

Sarı Çocuğun Anlattıkları bölümü, özellikle Alevileri merkeze alan öykülerden oluşuyor. Çocukluk ve Alevilik temaları, kitapta yer alan göç, mültecilik ve kaçaklık konularına yeni katmanlar eklerken, okuru ‘öteki’liğin sonsuz bir kategori olduğu düşüncesine sevk ediyor. Çocukluk da, insanın ana vatanıdır, tüm ömür o anavatana (ya da anneye) geri dönme duygusuyla geçer. Büyümek ise çocukluk anavatanından her aşamada uzaklaşmaktır. Hele Alevi bir çocuksanız ve ‘öteki’liği, kimliğini saklama gereğini, biz ve ötekiler’i adeta doğuştan bilerek yaşamak zorundaysanız, bu büyüme süreci, içerideki kaçağı da büyüten sancılı bir sürece dönüşüyor. Edemir, bir çocuğun gözünden çocukluk ana yurduna yolculuğa çıkarken, Alevi köylerinin yoksunluğu yanında köye zorla ve inatla yapılmaya çalışılan cami, 12 Eylül’ün gölgesinin düştüğü baskı yılları, o dönem köyden babası, abisi hapse girenler, uzaktaki İstanbul.. gibi temaları da ustalıkla işlemeyi başarıyor. Kitabın bu kısmında Nijer’den, Suriye’den ya da başka ‘uzak’lardan memleketimize ve kıyılarımıza savrulan kaçaklarla, kendi kaçak yaşamlarımızı buluşturan yazar, kendisi de ‘öteki’ olanın ötekini yok sayışındaki anlamsızlığı söylemeden açığa vuruyor. Kitap boyunca, okur ‘onlar kim?’, ‘biz kimiz?’ sorularını sorarken, son öyküden sonra öteki kalmıyor.

Yazar, ‘Biz hepimiz… o, dalgalarla boğuşan bottayız, Yeşil Bir Ülke’ye doğru yola çıkmış..’ duygusunu başarıyla okura geçiriyor. Yeşil Bir Ülke, o ‘ütopik’ ülke için mücadele etmekten yana bir kitap oluşu nedeniyle de okurlar için değer taşıyor.

 

Hüseyin Edemir, Yeşil Bir Ülke, Notabene Yayınevi, 2018.

 

[1] Röportajın tamamını okumak için bkz. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/850022/Yazar_Huseyin_Edemir_Zurih_te__Adalet_icin_kacisi_secti.html

 

Yetgül Karaçelik – Özyaşam Öyküsü
Erzurum’da doğdu. Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünü bitirdi. Yine aynı üniversitede Yüksek Lisans yapıyor. Edebiyat alanında yazı ve röportajları yayımlanmıştır.