Thomas More’un Ütopya’sını yazdığı tarihi bir hatırlayalım. 1516. Bizim için fazlaca gerilerde kalan bu tarihin iki açıdan önemi var. Birincisi, elimizde ütopyaya dair müthiş bir birikim var ki bu müşterek akıl olarak tanımladığımız, toplumun zihninde ortaklaşa yer eden, nesilden nesile aktarılan; ortak inanışları, davranışları, tecrübe ve hayalleri şekillendiren kavramlara dair 500 yıllık bir birikime sahip olmamız. İkincisi ise, bu müşterek akıldan çıkan ve yine bu akılda yer edinen ütopya kavramının toplum idealleri, insan ilişkileri, devlet yapılanmaları hakkındaki düşünceleri yansıtarak bizlere bu süreç içinde ortaya çıkan toplumsal hayalleri birebir yansıtıyor olması. Bu hayalleri üst hayaller olarak tanımlamak yanlış olmaz. Çünkü hayal, istek, arzu, ideal kavramları hâlihazırda yazarın edebi eserlerine saçılmış, iç içe geçmiş durumda bulunmakta ve zaten yaratılan kurmacanın temel taşlarını oluşturmaktadır. Ütopya kavramı, kurmacanın da kurmacası olarak tanımlanabilir. Yani ütopik hayaller, kurgunun ideallerinden ziyade bilimkurgunun ideallerine daha çok yaklaşıyor olarak düşünülebilirler. O zaman yansıtılan hayaller o anda yaşanılan toplumun, zamanın, sistemin dışına çıkar, çıkmak zorunda kalır.

Bir edebi eser düşünün, bu kurmaca eserde, bir kadın çocuğuna hayvanlara zarar vermemesi gerektiğini öğretmek için çocuğunu yaralı olarak bulduğu bir kaplumbağa ile bir araya getirse, çocuğa hayvanın karnından sızan kanı gösterse, vücut, yara almak, ölmek kavramlarını açıklasa, bir veteriner hekime gitseler, tıp, hekimlik, tedavi, umut, bekleme ve belki de ölüm kavramlarını öğrenseler ve bu kurmaca sonunda çocuğun bilincine eklenen kavramlar üzerinde durulsa, bu, bir kurmaca eserin yansıttığı tek bir birey bazlı bir değişime, hayale yer vermek olur. Şimdi bu yaralı kaplumbağayı ve çocuğun onunla tanışmasını alalım, bunu tüm toplumun uyguladığı bir zorunluluğa dönüştürelim. Esere, “Kaplumbağa Çığlıklarından Toplumsal Sükûna” adını verelim. Her çocuğa altı yedi yaş arasında yaralı bir kaplumbağa göstermenin, tedavi sürecine ve belki de hayvanın ölümüne şahitlik etmenin zorunlu olduğu bir sistem kuralım ya da kaplumbağalara küçük neşterlerle az bir kan sızışı olacak bir biçimde yara açılıyor ve seri bir şekilde çocuklarla bir araya geldikten sonra  günümüze nispeten daha gelişmiş bir teknolojiyle yaraları çabucak tedavi ediliyor diyelim. Bu kurmaca eser kurmacalıktan bir adım ileriye gidip ütopik (yahut distopik) bir esere dönüşmüş olur. Çünkü elimizde çok küçükken yaralı bir hayvanı ellerinde tutmuş tek çocuk yerine, bir toplumun tüm çocukları olur. Ve erişkinliğinde hayvanlara, insanlara, şefkate, zulme bakış açışı bu olayın da yardımı ile şekillenmiş bireylerin oluşturduğu koskoca bir toplum olur. Yazar, bu kurmaca toplumun davranışlarını, maruz kalınan bu karşılaşmaların çocuklar üzerindeki geçmiş etkilerini, toplumun bireylerinin suç oranını, travma ile başa çıkma yöntemlerini, hayvan hakları ile ilgili yasalarını inceleyerek bu hayali detaylandırır ve oluşan sonuçları inceler. Bu incelemeler ileri varsayımlar, sosyolojik teoriler, yarı temellendirilmiş kavramlar oluşturur ve ütopya ortaya çıkmış olur. Ütopya edebiyatını kurmacanın kurmacası diye adlandırmamın nedeni budur. Ütopik (yahut distopik) eserlerde toplum bazlı varsayımlar, çıkarımlar, teoriler irdelenir ve okurda anlık sistemin herhangi bir parçasının değişmesi sonucunda oluşabilecek toplumsal davranışlar üzerine bir fitil ateşlenmiş olur. Az önce “Kaplumbağa Çığlıklarından Toplumsal Sükûna”nın konusunu okurken sizde de öyle olmadı mı?

Ütopik eserlerdeki fikirler temellendirilirken diğer kurmaca eserlerden daha uç, daha provokatif bir yol açılır. Okurun, ütopik bir sunuyu distopik olarak sezip eseri bu şekilde temellendirerek okumasından (mesela toplumu geliştirmek için hayvanları bilerek yaralamak ne kadar doğru?), ütopyadaki eksiklikleri kendi hükümlerine göre doldurmasına (hayvanlara zarar vermiş gibi yapılması ve aslında zarar verilmemesi) ya da ütopyayı bir adım ileri götürmesine kadar (hayvanları iyileştirme sürecine çocukların dahil edilmesi/ dahil edilmiş gibi yapılması) birçok okurun fikri, bireysellikten çıkıp toplumsal bir kaygıya, insan doğasını anlamaya yönelik düşüncelere dönüşür.

Bu eser bilimkurguya yaklaşmış, hayali bir adım öteye taşımış, sisteme yerleştirmiş, hatta bu sayede anlık sistemi bir biçimde eğip bükmüş olur. Eserin çocuklara vücut ve ruh kavramı, yaralanma, kazalar ve kayıplarla mücadele alanında; sabretme, umut etme, kendini iyi ya da kötü şekilde sonuçlanacak bir sona, kapanışa hazırlamada erken yaşta bir fikir vermesi ve bu fikrin toplumun tüm çocuklarını kapsıyor oluşu ise eseri tür açısından ütopya edebiyatına daha da yaklaştırır. Ütopya kavramı bu yüzden mühimdir, insanın idealini saran tüm çerçevelerini kırar, çıplak kalan anlık bir idealden yola çıkarak, bireyin şahsi, hatta döneminden uzak, o anki sistemin, yargının, toplum nezdinde sıradan sayılan kavramları yok sayarak oluşturduğu idealleri üzerinde durur.

Şimdi gelelim İş Bankası Yayınları ile Özgen Berkol Doğan Kütüphanesi tarafından ortak basılan Cambridge Edebiyat Araştırmaları Ütopya Edebiyatı derlemesine ve bu derlemenin edebiyatımıza kazandırılmış olmasının önemine. Öncelikle, kuramsal alanda yazın oluşmasının önemi çok büyük. Türkçe kuramsal kaynaklarımızın, edebiyatın kuramsal her alanına hakim olması, kurmaca eserler ile yarışır duruma gelmesi gerekiyor. Buradaki yarış, sayı tabanlı olmasa dahi içerik tabanlı olmak zorunda. Bizim kuramsal eserler üretebilmemizin devamlılığı için şart olan araştırmayı sağlayacak unsur ise kuramsal eser çevirileri. Literatürümüze eser kazandırma işinin de iki kolay basamağı var: çevirisi yapılacak eserin iyi seçilmesi (dünya literatürü ve kendi literatürümüzün taranması, çevrilecek eserin niteliğinin konunun uzmanları tarafından belirlenmesi) ve çevirinin mükemmel yapılması. Bu iş temelde bu kadar. Kuramsal çeviri eserlerinin en büyük açığı ise kullandıkları çeviri dilleri. Kaynak dili bilmeyen insanlar için takip edilmesi zor, hatalı ve karmaşık; kaynak dilini bilen insanlar için ise yorucu, eksik, ‘şurası şöyle olmalıydı’dan dolayı takip edilemeyen eserler mevcut. Sevgili okuyucu, dikkatinizi çekerim, bu yazıyı, kuramsal Türk edebiyatına katkı sağlayabilmek adına yaptığı araştırmalarının çoğunu, Türkçe kaynak yetersizliğinden ötürü yabancı eserlerden yapmış bir insan olarak yazıyorum. Lise, lisans ve lisansüstü eğitimi gören insanımıza kaynak sağlamamız lazım. Bunun için de kurmaca ve kuramsal edebiyatı birbirinden ayrı tutmayı bırakmak durumundayız. Farklılıklarını konuşmak abesle iştigal olur. Fakat mevcut ortak noktaları göz önünde bulundurmak durumundayız. Bunlardan ikisi, takip edilebilirlik ve iyi anlatımdır.

Cambridge Edebiyat Araştırmaları tarafından hazırlanan ve İş Bankası Kültür Yayınları tarafından dilimize çevrilerek basılan Ütopya Edebiyatı derlemesi bu iki noktada başarı gösteren zengin bir kaynak olmuş. Kitabın çeviri dili, küçük noktalar dışında göze batmayan, sanki Türkçe bir derleme okuyormuşsunuz hissini yansıtan bir anlatıma sahip. “Fantazya” ya da “romans” gibi hâlâ tam anlamıyla Türkçeleştirilmeyi bekleyen terimler barındırmasına rağmen kitapta terim çevirilerine dikkat edilmiş. Örneğin Orwell hakkında okurken “çiftdüşün”, “yenisöylem” veya “ayrıyaşam” gibi Türkçeleştirilmiş terimlerle karşılayabiliyorsunuz. Çevirmenin notları (ç.n.) o kadar ayrıntılı ve bilgilendirici ki Butler’ın Erewhon’unun tersten okununca nowhere (hiçbir yer) kelimesine olan benzerliğinden, Gatling tüfeğinin modern makineli tüfeğin öncüsü sayılan bir silah olmasına, Horatio Alger’in yoksul gençlerin çalışarak zengin olması temasını işleyen Amerikalı bir yazar olmasından, Telemakhos’un Serüvenleri’nin Tanzimat döneminde yayımlanan ilk çeviri romanı olmasına kadar geniş bir bilgi yelpazesi sayfa altlarında çevirmenin notları olarak karşınıza çıkıyor. Gerek oturduğunuz yerden edindiğiniz bilgiler gerekse okuyanı araştırmaya sevk edecek bilgilendirmeleri ile Ütopya Edebiyatı fazlaca işe yarayan bir kuramsal eser. Her inceleme/makale sonrası sunulan notlar ve kaynakça ise kitabı araştırma amaçlı edinen okurlara ciddi bir kaynaktan kendi dilimizde alıntı yapma imkanı sunuyor.

Kitabın 2017 yılı baskısı olduğunu belirtip bölümleriyle ilgili bilgi vererek zihninizden çekilmek isterim. 401 sayfalık eserde sadece ütopya değil hicvi ütopya, anti-ütopya, distopya ve eukronya gibi kavramlar da kendilerine yer edinmiş. Bölümler ilgi çekici konu başlıkları altında toplanmış ve sadece eser bazlı değil dönem bazlı incelemelere de yer verilmiş. Kitap, More’dan başlayarak ütopya edebiyatı ile ilişkilendirilen eserleri inceliyor ve çeşitli kavramlar ile ütopik anlatıma sahip eserler arasında örnek bazlı ilişkiler kuruyor. Ütopya edebiyatı alanının dışında kalan bu kavramlara verilebilecek örnekler arasında göçmenlik ve feminizmi sayabiliriz. Kitapta, göçmenlik ve sömürgecilik tarihi ile ütopya ve distopya arasında bağlantı kuruluyor ve göçmenlik incelenmesi Britanya İmparatorluğu kolonileri, Kuzey Amerika, Yeni Zelanda örneklerinden Uzay kolonileri alanına kadar gidiyor. Günümüzde göçmenliğin yaptığı ayrıntılı çağrışımların eksikliği ise pek tabii okuyucuyu, güncel göçmenlik kavramı ile ütopya ve distopya üzerine düşünmeye sevk ediyor. Geleneksel ütopyalar ile feminizmin çelişmesi sonucu doğan süreç yönelimli ütopyacılığın incelendiği makale de okumanızı tavsiye ettiğim parçaların arasında bulunuyor. Ömer Hayyam’ın Dörtlükler’indeki ütopyacı tasavvur anlayışı ve ideal mekanın fiziksel dünyadaki eksikliğinin daha sonraları batılı ütopyacı gelenekler tarafından benimsenmesi gibi karşılaştırmalara yer vererek batılı olmayan ütopya geleneklerini inceleyen bölüm kuramsallığına rağmen yine ilgiyle okunabilen makalelerden.

Bu tür derleme çevirileri ile pek çok kere karşılaşma umuduyla veda ederken sizlere bir öneride bulunmak isterim. Kendi minik ütopyalarınız ve distopyalarınız hakkında bireysel fikirlerinizi yazıp, her üç yılda bir oluşturduğunuz bu parçaları karşılaştırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Ütopya edebiyatının içine birkaç satırla bile karışırsanız şahsi notlarınızı saklayın çünkü bu edebi tür, bilimkurgu ile birlikte, değişen dünyaya en hızlı ayak uyduran edebi alanlardan. Toplumsal konulara eğilse de şahsi ve özgün fikirlerin hızla değişip geliştiğini gösteren bu kıvrak alanda kaybolmak, bir 500 yıl daha geçse de, bizlere şahsi idealler üzerine kurulu bir pencereyi açık bırakacak gibi duruyor.

 

Gregory Claeys, Ütopya Edebiyatı – Cambridge Edebiyat Araştırmaları, Çev: Zeynep Demirsü, İş Bankası Yayınları, 2017.