Eyyüp Özdemir

26 Temmuz 2018

 

Roman okuma sevinci için İslamiyet Öncesi Arap Şairlerinden olan Tarafe’nin bir dizesine bakalım, olmaz mı? Bu dize beni nasıl etkilediyse sizi de öyle etkilemesini içtenlikle umuyorum.

Tarafe dizeyi devesi için söylemiş, devesini anlatırken yaşadığı duygu yoğunluğu şiirin tamamı okunduğunda görülecektir. (Şiirin tümünü okumayı size bırakıyorum.) Dize şöyle: Önayağının izine basar arkaayağı.[1] Bu dizeyle karşılaştığımda, ‘karşılaşmadan başka ne söylenir bilmiyorum, insanlar insanlarla karşılaşıyorlarsa okurlar da hep kitaplarla karşılaşıyor mesela, yakın zamanda okuduğum Henry Fielding’in romanı Joseph Andrews’i düşündüm. Hayır, Joseph Andrews romanının konusu, karakterleri hakkında bir şeyler söylemeyeceğim; kitabı elinize almadan hatta kitabın siparişini vermeden önce konusu ve karakterleri hakkında roman yazarından daha ayrıntılı bilgi veren yazılarla doludur her yer. Bunu olumsuz olarak görmüyorum, hemen hemen tüm kitaplar için de geçerli bir durum olduğunu söylemeliyim. Romanın konusu ve ya hikâyesi değildi elbette düşündüğüm, başka bir şeydi. Belki de okur için yabancısı olmadığı bir şeydir bu ama bunu tekrar söylemekte bir sakınca görmüyorum. Zihnimde bu romanın başka bir romanla iki zincirin halkası gibi birbirine geçtiğinin sesini işittim sanki. Öteki roman Cervantes’in Don Quijote romanıydı. Don Quijote romanın bıraktığı ayak izini takip eden Joseph Andrews romanı.. Tabii ki Don Quijote de başka bir romanın ayak izini takip etmiştir. Burada söz konusu olan hangi romancının hangi romancıdan etkilendiğini bulmak da değil; ki sanırım bu içinden çıkılamaz olmasının yanında birkaç kişiyle de uzun yıllar boyunca da üstesinden gelebilecek bir uğraş değil.

Okur olarak ama bir roman okuru olarak, daha çok roman okuru olduğumu belirtmek zorundayım, çünkü birçok okur türü var; okuduğumuz ve okuyacağımız romanları zihnimizde zincir halkaları gibi birbirine geçiriyoruz. Bazen halkaları söküyor, yeni okuduğumuz bir romanla tekrar birleştiriyoruz. Ama bu zincirin kısalmadığını, okudukça uzadığını biliyoruz. Elbette romanları aralarındaki bağı bulmak için, sırf bunun için okumuyoruz ama okudukça bu bağı sezmek de başka bir sevinç sunuyor okura. Her bir romandan gelen bu mini minnacık sevinç görünürde hiçbir şeydir belki de. Ama etkisi hiç geçmeyen bir sevinç olduğunu belirtmeliyim. Önceki okumalardan tecrübe ediyoruz bunu. Belki de bu sevinç bir gün okuruna romanlar yazdırabilecek bir moral sevince de dönüşür, kim bilir? Roman okumadan roman yazılamayacağı gerçeğini biliyoruz.

Heyhat, (Marcel Proust’un romandaki söyleyiş tonuyla tabi..) Tarafe’nin buraya bir tek dizesini aktaracaktım ama Bahreyn Emiri tarafından Tarafe’nin ellerinin, ayaklarının kesilerek diri diri gömüldüğünü tarihsel olarak nasıl bir toprak parçasından var olduğunu bir kez daha anımsayamadan edemeyeceğimizi de görelim. Suç mu? Bu sorunun hiçbir zaman sorulmadığını varsayalım, çünkü bu soru bile, evet sadece soru bile Tarafe’nin bu cezayı almış olduğunu meşrulaştırmakta kullanılabilir. Tarafe yaşarken, öldükten sonra neyi umduysa biz de bunu ona dilemeyi unutmayalım..

 

[1] İsmet Zeki Eyuboğlu, Yedi Askı, El Muallakatu’s Seba, Adam Yayınları, 1985, 31.s.

 

Eyyüp Özdemir – Özyaşam Öyküsü

Batman doğumlu. Öğretmen ve halen Batman’da görevine devam etmekte. I. Şerzan Kurt Öykü Ödülü Türkçe dalında iki öyküsü birinciliğe değer görülmüştür.