Bir sanat yapıtının en belirgin özelliklerinden biri sanırım, sanatçının eserde neyi ima ettiği ya da ne demek istediğinden ziyade, ona bakan gözün ya da onu okumaya ve anlamaya çalışan kişinin nasıl gördüğü ve nasıl yorumladığıyla ilgilidir. Bu durum elbette eserden bir şey eksiltmez, aksine esere katkı sağlamış olması mümkündür. Sanatçı eseriyle dünyaya bakış açısını, ruhsal ve bilişsel karmaşasını ve dünyayı algılama biçimini işleyebilir, doğal olan da budur zaten. Ama sanatçının eserleri üstünde kafa yoran bakışın yorumu da bir yere kadar değerlidir, yabana atılmamalıdır; sonuçta eseri diri tutan kaynaklardan biri de bu bakıştır. Tarkovksy, sizi bilmem ama benim için nadide yapıtlar üretmiş bir sanatçıdır. Elimde olmadan sık sık filmlerini düşünürüm, zihnimi yorarım. Hatta daha da ileri giderek karakterlerinin ara sıra şu sokak başında ya da şu sokak sonunda bana bir görünüp kaybolduklarını itiraf edersem abarttığımı düşünmemelisiniz. Bunun da tamamen onların kusuru olduğunu iddia edemem; varsa bir kusur, okur ve sinema izleyicisi olan benim gibi sıradan kişilerin hayalet üreten zihnindedir.

Tarkovsky inançsız Sovyet Rusya’sında inanç üstünde düşünmüş, fazlasıyla kafa yormuş biridir. Neredeyse inanca dokunmayan tek bir eseri bile yoktur. Peki, Tarkovsky sineması bugünün Rusya’sında da hâlâ izleniliyor mu ve üstünde düşünülüyor mu büyük kitlelerce, en azından sinemayla, sanatla ilgilenen kişilerce? Rusya’ya hiç gitmedim, Rusça da bilmem, iki elin parmağını geçemeyecek kadar yaşayan yazarlarının-şairlerinin ve sinemacılarının yapıtları dışında kaynağım da yok, bu nedenle buna verebilecek bir yanıtım şimdilik yok maalesef. Ama yaşadığım ülkede ve içinde soluklandığım yerde bireysel düşünmenin de ötesinde, fiilen de olsa çoğu kişiye temas eden bir konudur inanç ya da dinden kaynağını alan inançlı. Bundan dolayıdır ki Tarkovsky’nin merkeze alarak inanç üstünde kafa yoran karakterlerinin benzerlerine burada sık sık rastlanır desem yanılma payım olmakla birlikte varsayımımda bir miktar doğruluk payı olduğunu kabul etmelisiniz. Elbette Nostalghia’da geçen tuhaf adamınki (Dominico) gibi, gerçeği doğada 1+1=1 şeklinde bulmak mümkün olmayabilir. Ama bir gerçek var ki, burada zihni meşgul eden öğelerin ilk sıralamasındadır hâlâ inanç. Zira inanç bir şekilde din kavramında somutlaşarak etkisini gösteriyor, en azından bu coğrafyada gerçek olan bu.

Tarkovsky’nin filmleri izleniyor ve yorumlanıyor; bu filmler benim için ve burada yaşamını sürdürmekte olan birçok kişi için de paha biçilmez kaynaktırlar. Elbette ki buradaki bahsi geçen kaynak sözcüğüyle din tarihi, inanç tarihi gibi teknik konular kast edilmemektedir, tamamen bir sanat yapıtı olarak gördüğümü anımsatmalıyım.

Filmin en ilginç karakteri, muhtemelen kaplıcadaki diğer misafirlerin tuhaf bulduğu ve deli diye bahsi geçen kişi, Dominico. Andrei’nin de (filmin başkarakteri) en fazla dikkatinin yoğunlaştığı şahıs deli olarak kabul edilen bu adamdır aynı zamanda. Delinin daha önce yapmış olduğu eylemleri üstünde kafa yorar ve onu anlamaya çalışır, bizde öyle. Film ilerledikçe delinin yaptığı eylemlerle, izleyici olarak bizler de bir şekilde onun bu sorununa dâhil olmaya başlarız, doğanın bir parçası ve insan olmanın gereklerinden ne kadar da uzak durduğumuzu bir kez daha fark ederiz.

İnancın inançlı kişiye bahşettiği en belirgin ve en sıkıntılı özelliklerin başında hiç kuşkusuz uyarıcı ya da kurtarıcı rolünü vermektir ona. Deli (benim bakışımda bu kişi kesinlikle deli değil, ama yazı daha anlaşılır olsun diye bu sözcüğü tercih ediyorum, zira filmde de çoğunluk tarafından dile olan sözcük budur) daha önce yedi yıl boyunca ailesini evinde kilit altında tutmuş biridir. Annenin bir şekilde bu hapishaneden kaçmayı başarmasıyla bu trajedi son bulur. Andrei, acımasız gibi görünen bu eylemi anlamaya çalışırken inanç denilen büyüyü, girdabı kavramaya çalışır, benzer biçimde bizler de öyle.

Delinin ağzından kulağa imkânsız gibi görünen şu sözler çıkar: “Bencillik yaptım. Ailemi kurtarmak istedim. Herkes kurtarılmalı, bütün dünya.” Gittikçe kötüleşen insan, her şeye sınırlar koyan insan ve umursamaz olan insan; kendi sonunu da hazırlayan insan, dünyanın sonu… Ailemi kurtarayım derken, onları en büyük hapishanelerden birine mahkûm etmek ve filmin sonlarına doğru bu ilginç karakterin insanlığın umursamazlığıyla ve sağlıklı diye geçinen insanların sağırlığı ve vurdumduymazlığıyla ilgili o muhteşem söylevi, dehşet verici gösterisi… Üstüne bir bidon benzin döküp kendini çayır çayır yakması.

Muhtemelen filmin bu bakış açısı, yani deli olarak görülen ama gerçeğe daha yakın olan bu adamın (tıpkı Andrei gibi çoğu izleyicide bunu kabul edecektir) insanlık için son bir uyaran olarak kendini feda etmesi eylemi, üzerine çokça yazıların yazıldığı ve yorumların yapıldığı sahnelerin başında gelir. Ama beni ilgilendiren kısım bu tuhaf adamın yüce değerleri ve düşünceleri değil ya da Andrei’nin içinde bulunduğu ruhsal yalnızlık ve nostaljiye duyulan özlemi de değil: İnancın ya da inancın somutlaşmış hali olan inançlının bir şekilde şiddete bulaşmadan var olamaması tüylerimi diken diken etti. Ve bildiğiniz gibi yaşadığımız coğrafyada şiddete dokunan inançlıya fazlasıyla rastlanması. Evet, filmi son kez izlediğimde bunu gördüm.

Sonuç olarak Nostalghia ile hümanist ve inancı yüce gören ya da göstermeye çalışan Tarkovsky gibi bir parmak dokunuşuyla sanatı sıçratan sanatçıların bile, farkında olarak ya da olmayarak inanç dediğimiz ucu bucağı belirsiz olan karadelikten inançlının elini bir şekilde şiddete bulaştırmadan gün yüzüne çıkarmayı başaramamasının acısını hissettim. Ya da inançlı olanın en yüce değerler uğrana bile olsa şiddetten arınamanın imkânsızlığını bu filmle bir kez daha kavramış oldum, tıpkı Tarkovsky gibi. Elbette Nostalghia filmi sadece bundan ibaret değildir; şiirdir, özlemdir, aşktır, resimdir, müziktir ve dahasıdır da. Ama bunlar artık başka bir yazının ya da yazıların konusu olabilir.

 

Filmin Künyesi:

Yönetmen: Andrey Tarkovski, Senaryo: Andrey Tarkovski, Tonino Guerra, Yapımcı: Renzo Rossellini, Manolo Bolognini, Görüntü Yönetmeni: Giuseppe lanci, Müzik: Gino Pegur, Yapım: 1983 ~ Fransa, İtalya, Rusya, Tür: Dram, Süre: 2s 6dk.