1926 yılında New Jersey’de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Irwin Allen Ginsberg, Beat Jenerasyonu’nun en önemli şairlerindedir.

Ginsberg’in doğduğu yıllarda, gücünü stabil olarak koruyan Amerika, üç sene kendini “Büyük Buhran” olarak adlandıracağı bir ekonomik çöküşün içinde bulmuştur. Çocukluğunu Amerika’nın kaotik ortamında geçiren genç Ginsberg, güçlü bir şekilde bürokrasi, militarizm, ekonomik materyalizim ve cinsel baskı karşıtı haline gelmiştir. Harekete geçmesini gerektiğini anladığında dönemin en popüler gazetesi olan New York Times’a İkinci Dünya Savaşı ve işçi hakları gibi politik meseleler hakkında mektuplar göndermeye başlamıştır. Lise öğretmeninin Walt Whitman’a hayranlığı sayesinde Whitman ile tanışan Ginsberg, geleceğini bu temeller üzerine şekillendirmiştir. Kolombiya Üniversitesi’nde tanıştığı Jack Kerouac, William S. Burroughs ve John Clellon ile birlikte oluşturduğu Beat Jenerasyonu sürecinde, kalemlerinden kağıtlarına dökülen düşünceleri bağıra bağıra okumaktan bir an bile olsun çekinmemişlerdir. Beat Jenerasyonu, alışılagelmişin aksine suç, cinsellik, uyuşturucu, alkol gibi konuları metinleri ve şiirlerinde işlemiştir. Bu sebeple çoğu dönemde sansür engeline takılmış, bu ekole bağlı birçok eser, yayınevleri veya devlet tarafından dönemin toplum yapısı veya ahlak kurallarını tehdit ettiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Karşıtlığın bir sembolü haline gelen Beat Jenerasyonu ev, araba ve aile üçlüsünü kapsayan Amerikan Rüya’sının kabusudur.

Hayatının bir dönemini, Greystone Ruh ve Sinir Hastanesi’nde geçiren Allen Ginsberg, Uluma’yı bu hastanede tanıştığı Carl Solomun’a adamıştır.

Uluma şu cümle ile açılır;

“Çağımın en iyi beyinlerinin çılgınlıkla mahvedildiğini gördüm…”

Ginsberg, şiirinin ilk dizesinde bile Amerikan toplumunun yaratmaya çalıştığı prototip insana atıfta bulunmuştur. Ginsberg’in edindiği misyon, Amerikan Rüyası’nın çıplak gözle nasıl göründüğünü ve bu rüyanın gerçekliğini, kendisini takip edecek koca bir nesle aktarmaktır. Şiir ilk kez okunduğunda çok müstehcen bulunmasına rağmen sonrasında destansı bir sesleniş biçimine bürünmüştür. Ginsberg, çağının kahramanı haline gelmiştir. Transendentalist yazar ve şair Emerson’a göre, yazdığı şiirden zevk almaya çalışan kahraman şair, kendisini evrenin orijinal ilişkisi içinde bulur ve atalarıyla duygusal ve semantik bir bağ kurar. Doğa adını verdiği kitabında Emerson bu bağı şu cümleler ile açıklar;

“Neden evrenle de özgün bir ilişkiden hoşlanmamalıyız?

Bu yeni topraklar için yeni kreasyonlar gerektiren algının şairi, atalarının üstesinden gelmek için kahramanca bir savaşa girer. Tıpkı Ginsberg gibi eşcinsel olan transendentalist şair Whitman, böyle bir emeğin etkisini sadece yeni bir Amerikan kahramanı ve şair olarak değil, Amerika’nın “en büyük şiiri” olarak görmüştür. Hem Whitman hem de Ginsberg için, popüler olma süreci, özellikle eşcinsel cinsellik cinsellik söylemine dayanır.

Ginsberg, kısa sürede uzun saçları, sakalları ve Budizm felsefesinden etkilenerek kullanmaya başladığı LSD ile Amerikan popüler kültürünün reddedilen gençliğinin sözcüsü haline gelir.

Savaş sonrası Amerika, onun Uluma’sında Kenanlıların İncil’de bahsi geçen gaddar tanrısı Moloch olarak tasvir edilmiştir. Moloch kendisine kurbanlar verilmesini isteyen bir tanrı figürüydü ve Amerikan toplumu tıpkı bir makine gibi, bir an olsun bile düşünmeden geleceklerini bu kanlı tanrının eline teslim eden bir toplum olarak tanıtılmıştır.

Ginsberg, Amerika’nın metnini yeniden yazmaya çalışan bir şair olarak ortaya çıkmış, cinselliği şiirsellik içinde yeni bir anlama büründürmüştür. Uluma, cinsel bağımsızlık arzusunun hiç sönmeyecek ateşi haline gelmiştir. Howl, Amerikan Popüler Kültürü’nün malzemesi olarak seks ve kahramanlık üretimini ve tükenmesini kısaca örnekleyen bir metin olarak karşımızdadır. Marjinalleştirilmiş ifadelerin ana akımın içine çekildiği bu patikalı yolda, isyancı bir figür, bir dönem sonra popüler bir kahraman haline gelmiştir. Ginsberg’in cinsellik söylemi, bu tür kimlik sorunlarıyla bağlantılıdır ve biraz da bu denle Amerikan popüler kültürüne yönelmeye çalışmıştır. Kendisi bu düşünceyi, “Zavallı insan nesrinin ölçüsünü ve cümle yapısını bugün yeniden kim yaratacak, diye düşünüyorum.” cümlesiyle bizlere açıkça aktarmıştır.

Ötekilerin sesi olan Allen Ginsberg, kendisi gibilerden bir kahraman yaratmayı başarmıştır. Tipik bir Amerikan tavrı, uygunluk sesi bir isyancı kahramanın temsilcisi aracılığıyla konuşmuştur. Bu ses, patlatılmış bir Amerika üzerinden kahramanca bir arayışın peşinde olan yeni bir neslin önderi olmuştur. Yıkılmış ve histerik bir Amerikan kentsel peyzajına tanıklık etmiş ve efsanevi Amerika’ya, “gecenin makinelerindeki yıldızlı dinamo” benzetmesini yapmıştır. Bu, isyankar bir tavır gibi gözükse de duygularını çok geleneksel bir şekilde Emerson tarzında yansıtmış, Whitman’ın yazım tarzını kullanmıştır. Bu, cinsel motifleri çokça içeren isyankar dil, Amerika’nın geleneksel ögelerine zararını sıfıra indirgeyerek, kanon içinde kendi yerini bulmuş ve bir süre sonra da bir Amerikan efsanesi haline gelmiştir.

 

Uluma, Allen Ginsberg, Altıkırkbeş Yayınları, 2014.

 

 

Paylaş
Önceki İçerikLeylâ Erbil’in Cüce’sine Eleştirel Bir Yaklaşım
Sonraki İçerikUsta Bir Kalem, Muzip Bir Bilge
5 Eylül 1996’da İstanbul’da dünyaya geldi. Çocukluğu boyunca hep aykırı olarak adlandırıldı. Bu aykırılığın ileride bir hediye olarak ona geri döneceğini biliyordu. Kitapların arasında büyüdü, dayısı sayesinde güzel müzikler dinleme fırsatı oldu. 2014 yılında Sakarya Üniversitesi Almanca Tercümanlık bölümünü bırakarak İstanbul’a geri döndü. Hep hayali olan Amerikan Kültürü ve Edebiyatı bölümünde öğrenim görmeye başladı. Halen devam ediyor. Kalemi eline almaktan çok korkardı çünkü insanın en büyük korkusunun kendisi olduğunu biliyordu. Okudukça yazdı, yazdıkça gelişti. Bu gelişimin hayatının sonuna kadar sürmesini umut ediyor.