Aydın Meral

2 Ağustos 2018

 

-Mo Yan’ın İri Memeler ve Geniş Kalçalar Romanına Dair Bir Okuma-

 

Mo Yan’ın 1038 sayfalık İri Memeler ve Geniş Kalçalar romanını ilkin elime aldığımda ister istemez aklıma gelen soru: “Bu kadar büyük hacimle bir roman yaratmak için kullanılan malzeme neydi?” diyeydi.

Ve yanıtın okundukça yerini bulduğu bir okuma süreci…

Bu roman, bir izdüşümün sonucu: Bireyselin, toplumsalın, siyasalın, kültürün, dönemin, psikolojinin izdüşümü…

Uzun bir bağlamın yorumu ve anlatımı…

Bu romana salt kurgu demek sanırım kitabın oluşturan bağlamı üstünkörü geçmek olur ki bu da dönemin ruhuna uzak kalmakla eşdeğerdedir. Nitekim Mo Yan’ın, kitabı nasıl yazdığına ilişkin beyanatı buna temel oluşturmaktadır: “Romanı yazarken hiç çekinmeden annemin kişisel deneyimlerinden yararlandım; ama kitaptaki annenin duygusal deneyimleri kurgusaldır ve Gaomi Kuzeydoğu Bucağı’ndaki pek çok annenin deneyimlerine dayanır. Kitabın girişinde, bu kitabı annemin ruhuna adıyorum, diyorum; ama bu kitabı aslında dünya üzerindeki tüm annelere ithaf ediyorum; tıpkı benim şu kibirli ve vahşi hırsımla o küçücük Gaomi Kuzeydoğu Bucağı’nı Çin’in ve dünyanın mikrokozmosu olarak gördüğüm gibi.”

Kitabın teknik yönleriyle örtüşen diğer yönleri, yazarın annesini 1994’te kaybettikten sonra yazmaya başlaması ve ardından çeşitli periyotlarla hem romana devam etmesi hem de romanda yeni düzenlemelere gitmesi romanın yazım sürecine ilişkin ipuçları vermektedir.

Japon Çin Savaşı, Çinli gruplar arasındaki devrim/karşı devrim ve sosyal tabandaki çatışmaların olay örgüsünün ana omurgası olarak taşınırken; paralel akımdaysa Shangguan ailesinin kronolojik yaşamı ana omurga ile bütünleşmiş bir yapı olarak anlatılmakta. Anne, sekiz kız, bir erkek, torunlar, damatlar, köylüler, yaşanmışlıklar, yarım kalmışlıklar, düşte kalanlar ve daha birçok eksenli içerik, romanı sadece edebiyat değil; psikolojik, sosyolojik, tarihi, felsefi gibi birçok disipline veri sağlar bir noktaya eriştirmiştir.

Anlatıcının genel olarak ailenin tek oğlu Shangguan Jintong’un ben anlatıcı konumundaki rolüyle sürse de içeriğin gerektirdiği konumlama, anlatıcıların değiştiği bölümlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu yöntem, olayların iç ve dış yönleriyle tam anlamıyla çözümlemesini sağlayacak içeriklerinin sunulmasına katkı sunmuştur.

Jintong’un anlatıcı olduğu bölümlerin -ki bunlar en çok olanlardır- kahramanın gelişim özelliklerine göre değişmesi, yazarın çocuk-yetişkin gelişimini bildiğini göstermektedir. Kitabın ilk bölümlerinde çocuk olan anlatıcının anlatım tarzı ve bakış açısı bebek/çocuk algısına uygunken, yetişkinlikte bakış açısı daha geniş bir alımlama ve sunmaya evrilmiştir.

Genel olarak köy ortamında geçen romanda acı olaylarda bile tutturulan mizahi düzey, gerçekte köy insanının aslında sahip olduğu bir yönü yansıtmaktadır: Acıdan doğan mizah. Çünkü köyde yaşam zordur ve mizah acının yükünü hafifletir. Şehrin kaotikliği köy yerinde yoktur. Nitekim yazar köyde geçen gerçek yaşamında çobanlık yapmış, tarlada çalışmıştır. Yazarın romanında köy yaşamını anlatmadaki başarısı, gerçek yaşamın edindirdiği betimleme bilgisi ve deneyimden kaynaklanmaktadır.

Çin’e ait halk motiflerine ve mitolojisine göndermelerle içerikte değinilmesi ve onların görünür kılınması kitabın toplumsal ayağını güçlendirirken, anlatımda seçilen gerçekçi anlatım; kitabın toplumsal gerçekçi yönünü belirginleştirmiştir.

Yazarın önsözde belirttiği, “Kitabın içinde çok aceleci ve eksik bulduğum bölümler olmasına rağmen böyle bir kitabı bir kez daha yazamayacağımı da itiraf etmeliyim” öz eleştirel cümlelerden yola çıkılarak kitaba eleştirel gözle bakıldığında, kitabın ilk bölümlerinde kendine bir yön bulamama görülüyor. Olayların karışık anlatımı, yoğun bir olay ve kahraman akışı kitabın okunmasını yorucu bir hale sokmuş, ancak ilerleyen bölümlerde metnin giderek olgunlaştığı ve nitelikli bir içerik akışı ve anlatımı olduğu görülür. Sanki bu süreçte hem anlatıcı konumdaki Jintong hem de yazar Mo Yan olgunlaşmaktadır. Yazdığı kitapla büyüyen ve olgunlaşan bir yazar… Ve anlatıcı konumunda kahraman…

Kitaba ismini veren memeler, olayın ana kahramanı Jintong’un yaşamın merkezine konumlandırılmış. Kimi kez Oedipus Kompleksine kayan bir psikolojik yön içermektedir. Jintong’un; anne-keçi-biberon memesi hiyerarşisi ve içeriğin hemen her yerinde yerleşmiş meme gereksinimi; kahramanın kadınlara yöneliminin neredeyse tamamında başatlaşmıştır. Bazen ensest çizgide seyreden olaylar, kitabı derin katmanlı bireylerin birleşkesine çevirmiş. Çok yönlü, çok geniş ve çok yoğun…

Meme bağımlılığı, Jintong’u bir yandan akıl hastanesine yatırtacak kadar saplantılı hale dönüşürken, bir yandan da ona para kazandıracak kadar da işlevsel bir yön kazanır. Nitekim kitabın sonunda tüm memeleri düşsel olarak birleştirip ayı ve güneşi, memelerinin yanında küçük birer böcek gibi betimlemesi, memelerin hem Jintong’un dünyasındaki, hem de kitap içeriğindeki önemini yansıtmaktadır.

Basit bir köy yaşam düzeni ve bu düzende yaşayan bireylerin toplamı ile başlayan kitap, sonrasında; kirli ilişkilerin, kayırmaların, tüketim toplumu girdabı, yozlaşan toplumsal tabakalar ve siyasal çürümeye evrilmiştir ve Mo Yan, bunu Jintong aracılığıyla eleştirel bir söylemle dile getirmektedir.

Orwell’in Hayvan Çiftliği’ndeki sosyalizmin simgesel eleştirisini, Mo Yan açık açık dile getirmiştir. Gerek Japon Savaşı dönemi gerek Kültür Devrimi dönemindeki anlatımları, devrim ve karşı devrimcileri betimlerkenki tutumu aslında Mo Yan’ın politik düşüncesini yansıtmasını sağlamıştır.

Adalet sistemindeki çöküş, bireysel/toplumsal kırılmalar, savaş döneminde en yüce dava olarak görülen kurtuluş savaşlarında bile bireyin değersizleşmesi, kadının alt tabaka olarak görülmesi, kutsal amaçlarla yola çıkan yöneticilerin topluma karşı işledikleri suçlar Mo Yan’ın göz önüne getirmeye çalıştığı yaşamlar, kitabın ana temaları olarak durmaktadır.

Jintong’un meme ile olan bağı orta yaşa geldiğinde bir sarsıntı geçiriyor. Bir boşluk ve yön bulma çabası. Daha önce kadınları –kız kardeşlerini bile- meme üzerinden sınıflayan kahramanın yaşadığı boşluk, Çin toplumunun ya da dar alanda köylüsünün girdiği boşluğa benzetilebilir. Daha önce kırsal alan ve dar alanlı geçim kaynakları etrafında devam eden yaşam tarihten, mitolojiden, kültürden, bazen de batıldan (küçük ayak geleneği gibi) beslenen yaşam formları, savaş süreci ve sonrasında çok hızlı değişimler geçirmiş ve toplum eski kuşağın tanıyamayacağı ve tutunamayacağı bir noktaya dönüşmüştür. Nitekim Jintong’un annesini kaybettikten sonra onu gömmesine yardıma gelen yaşlıların kendi aralarındaki konuşmaları, kültürel ve yaşamsal şokun yaşandığına bir delildir. Tıpkı Jintong gibi. Yönünü bulamama ve ayrışma zorunluluğu… Memeden ve toplumdan…

Shangguan ailesi; kızlar, oğul, anne, torun ve çok sık değişen damatlarla kalabalıklaşır ve kitabın merkezi döngüsünü sağlarken, zaman içinde neredeyse tüm bireyler acı bir şekilde ölmekte ve geriye sadece Jintong ve anne Lu kalmaktadır. Yazar, bu kahramanları tüm olaylara tanıklık etmeleri için hayatta bırakır. Olayları onların gözünden görmekte ve yorumlamaktadır. Koca iki ömür ve bu zaman dilimde yaşanan yüzlerce olay, bu iki kahramana kader birliği yaptırır zorunlu olarak. Bunlar, Mo Yan’ın gerçek yaşamının kurguya düşen gölgeleri gibidir.

Kitabın ilk bölümlerinde olaylara yön veren savaş ve savaş mahkemelerinin yarattığı mağdurlar ve bireyin değersizliği yine Shangguan Jintong üzerinden salt bir anlatım olarak anlatılırken kitabın sonraki bölümlerinde kahraman, bunları eleştirel bir biçemle işlemektedir. Eleştirel ve hınçlı bir ruh hali ile.

Kitap boyunca okuyucunun gözünün önünden ayrılmayan bir şey vardır: Ölümler. Gittikçe kanıksanan ve insana bir an önce ben de ölüp kurtulayım dedirten ruh hali, kitapta anlatılan olayların kasvetine ve yıldırıcılığına vurgu yapmaktadır. Suçluyu aklayan mahkemeler, vergileri yöneticilere pay eden yasalar, sınıfsal engeller ve bireyin içine düştüğü girdap Mo Yan’ın başarılı anlatımıyla kitabın, yaşanmışlıklara tanıklığını güçlendirmiştir. Benden Selam Söyle Anadolu’ya (Dido Sotiriyu), Vietnam Anıları (Daniell Stel), Drina Köprüsü (İvo Andriç), Örümceklerin Yuvalandığı Patika (Italo Calvino), Karanlığın Yüreği (Joseph Conrad)… Hepsi de uzak coğrafyaların ne denli ‘yakın’ olduğunu göstere kitaplardır… Onların anlattıkları ve bizim hissettiklerimiz… Ve şimdi İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabı. Hepsi döneminin savaşlarına, yıkımlarına, yarım kalmışlıklarına, haksızlıklara tanıklık eden metinler. Bunlara sadece kurgusal metin olarak bakmak insana dair niteliklerinin gözden kaçırılmasına neden olabilir.

Mo Yan… Tanıklık etti ve yazdı. Kim bilir belki de edebiyat, olanı yazar. Gölgede kalanı…

 

 

Aydın Meral – Özyaşam Öyküsü

2010 yılında Kocaeli Üniversitesi Türkçe öğretmenliğini bitiren yazar daha sonra Mardin Artuklu Üniversitesi Kürtçe Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans (2014), Anadolu Üniversitesi Sosyoloji (2016) ve son olarak 2016’da Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinde Çocuk Edebiyatı üzerine yüksek lisans yaptı.

Daha önce Cins ve Notos dergilerinde birer öyküsü yayınlanan yazar halen bir internet sitesinde eğitim yazıları yazmakla birlikte; şiir, kısa öykü, yazınsal deneme ve dil öğretimi üzerine kitap çalışmaları sürmektedir. Yazar, Türkçe öğretmenliğini sürdürmektedir.